# Ali Rıza Demir – ‘’Fotoğraf çekmek salt deklanşöre basmak değildir.”

Author: Ethem Onur Parlar

Editorial Role: Original Article

Published: 2018-10-08

Updated: 2019-12-12

Publisher: SanalSergi

Language: tr

Content Type: Editorial Article

Translation: no

Canonical: https://www.sanalsergi.com/ali-riza-demir-fotograf-cekmek-salt-deklansore-basmak-degildir/

Cite: Ethem Onur Parlar, "Ali Rıza Demir – ‘’Fotoğraf çekmek salt deklanşöre basmak değildir.”", SanalSergi, 2018-10-08, https://www.sanalsergi.com/ali-riza-demir-fotograf-cekmek-salt-deklansore-basmak-degildir/

Summary: Türkiye’nin ilk MFIAP ünvanlı fotoğraf sanatçısı olan Ali Rıza DEMİR ile fotoğraf üzerine keyifli bir röportaj.

Categories: Röportajlar

Tags: Ali Rıza Demir, Yasin Irmak

Featured Image: https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/ali-rıza-demir.jpg

---

Türkiye’nin ilk MFIAP ünvanlı fotoğraf sanatçısı olan Ali Rıza DEMİR ile fotoğraf üzerine keyifli bir röportaj.

### Ali Rıza Demir

1970 yılında Adana’da doğdu. 1993 yılında
 Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 2006 yılında Yönetim ve Organizasyon
dalında yüksek lisans yaptı. 2014 yılında da Fotoğrafçılık ve
Kameramanlık bölümünden mezun oldu. Fotoğrafla 1985 yılında lise
çağlarında arkadaşlarının anı fotoğraflarını çekerken tanıştı. Bir ifade
 biçimi olarak fotoğrafı 2006 yılında kullanmaya başladı. Fotoğraf
eğitimi ile ilgili okuma, izleme ve üretme süreçlerini hep birlikte
yürüttü. Çeşitli kurum, kuruluş ve derneklerde fotoğraf eğitimi ve
seminerler verdi. Uluslararası yarışmalarda jüri üyelikleri yaptı.
Ulusal ve uluslararası birçok yarışmada ödüller aldı, fotoğrafları
sergilendi ve yayınlarda yer aldı. Karma sergilere katıldı, kişisel
gösteriler yaptı. Fotoğraflarının birçok uluslararası fotoğraf
yarışmasında başarılı görülmesi üzerine, FIAP (Uluslararası Fotoğraf
Sanatı Federasyonu) tarafından 2010 yılında AFIAP(Artist:Sanatçı) unvanı
 ve 2011 yılında da EFIAP(Excellence:Mükemmellik) unvanı ile
ödüllendirildi. FIAP yönetim kurulu, fotoğraf sanatı dalındaki tüm
başarılarını göz önünde bulundurarak 2013 yılında FIAP Usta Fotoğrafçı
MFIAP(Master:Usta) unvanını verdi ve MFIAP unvanını alan ilk Türk
fotoğrafçı oldu. “Fotoğrafı bir araç ve anlatım dili olarak kullanmak ve
 diğer sanat disiplinleri ile beraber düşünmek.” için 2011 yılında
“Perspektif Fotoğraf ve Sanat Atölyesi”ni kurdu.

**Fotoğrafı bir ‘’ifade’’ biçimi
 olarak kullandığınızı belirtiyorsunuz. Fotoğraf çalışmalarınıza nasıl
başladınız ve neden fotoğraf?**

İnsan bazen etkilendiği bir konuda ya
da kendi yaşamından bir kesit ile ilgili bir hikâye anlatmak istiyor. Bu
 bazen yazı, bazen şiir ile olurken; ben hikâyelerimi anlatmak için
kelimeler yerine fotoğrafı tercih ettim. 

Lise yıllarında da fotoğraf
çekiyordum. 2005 yılı sonlarına doğru fotoğraf makinasını tekrar elime
aldım ve dijital fotoğraf makinası ile tanıştım. Fotoğrafta dönüm
noktalarımdan biri de 2006 yılında Erhan SEVENLER (Anadolu Ajans foto
muhabiri ve editörü) ile tanışmak oldu. Ben herhangi bir şekilde
fotoğraf üzerine bir eğitim almadım, eğitimime Erhan Hocam ile başladım
ve bu eğitimde fotoğraf bakış açım tamamen değişti. Bu süreçte Magnum
Fotoğraf Ajansı’nın sanatçılarını ve eserlerini incelemeye başladım ve
aynı zamanda Prof. Sabit KALFAGİL’in “Fotoğrafın Yapısal Öğeleri ve
Fotoğraf Sanatında KOMPOZİSYON” kitabı ile tanıştım ve ilk okuduğum
kitap da bu oldu.

**Peki sonrasında fotoğraf veya fotoğrafçılık ile ilgili bir eğitim aldınız mı?**

Biraz önce de bahsettiğim gibi
başlangıçta akademik bir eğitim almadım ama daha sonra Anadolu
Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık
bölümünü okudum. Fotoğraf eğitimi konusunda en büyük eğitimin okuma ve
izleme olduğuna inanırım. Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümünde
öğretim görevlisi ve aynı zamanda İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD)
Yönetim Kurulu Başkanı Yrd.Doç.Dr. A. Beyhan ÖZDEMİR Hocam fotoğraf
yaşamımın okuma kısmına çok büyük bir ışık tutmuştur. Beyhan Hocam 2009
yılında fotoğraf eğitimi için bir kitap listesi hazırlamıştı benim için.
 O listedeki kitapları ve okuduğum kitapların kaynakçalarında bulunan
kitapları temin ederek fotoğraf ve sanat adına ciddi bir kütüphanemiz
oldu ve okumaya hiç ara vermedim. Şimdilerde ise Prof. Sabit KALFAGİL
Hocamızın evinde sık sık bir araya geliriz; sohbetlerimizi, fotoğraf ve
diğer sanat disiplinleri adına bir eğitim olarak değerlendiririm.

Merih AKOĞUL da özelikle yakından
takip ettiğim hocalarımdan biridir. Hocamın çeşitli dergi ve kitaplarda
fotoğraf yazılarını okur, Yapı Kredi Sanat ve Yayıncılık’ın “Fotoğraf
Kulübü”nün seminer ve sohbetlerine katılırım.

Yine çeşitli zamanlarda Marmara
Üniversitesine giderek oradaki öğretim görevlileri ile bir araya
geliriz; Doç.Dr. Emre İKİZLER hocam ile sohbet eder, Mustafa Bilge
SATKIN hocamın misafir olarak derslerine girerim. Üniversitedeki
hocalarımın dersteki eğitim yöntem ve metotları ile fotoğrafa yeni
başlayan öğrencilere davranışlarını incelerim. O derslere girmek de
ciddi bir eğitimdir benim için. Yani eğitimim hala devam ediyor,
öğreniyorum.

Fotoğraf benim yaşam tarzım haline geldi. Çekerim, çekemiyorsam okurum, okuyamıyorsam izlerim.

**Kitaplar dediniz, yeni başlayanlara ve fotoğrafçılıkla ilgili kitap arayışında olanlara bir kitap önerisinde bulunur musunuz?**

Fotoğraf üzerine o kadar çok kitap var
 ki yeter ki insanlar okumak istesin. Öncelikli olarak şu birkaç kitabı
okumalarını tavsiye ederim: “Fotoğrafın Yapısal Öğeleri ve Fotoğraf
Sanatında KOMPOZİSYON” Prof. Sabit KALFAGİL; “Fotoğraf Üzerine” Susan
SONTAG; “Camera Lucida, Fotoğraf Üzerine Düşünceler” Roland BARTHES ve
“Fotoğrafın Kısa Tarihçesi” Walter BENJAMIN. John Berger’in kitaplarını
da çok beğenirim ve tavsiye ederim. En son John Berger’in yeni çıkan
‘’Bir Fotoğrafı Anlamak’’ kitabını okudum.

**Yarışmalar üzerinden gidecek
olursak, yarışmaların fotoğrafa yeni başlayanları olumsuz etkilediği,
sadece yarışmalardaki fotoğrafları takip etmeye başladıkları veya
yarışma fotoğrafları çekerek ‘’tek kare’’ fotoğrafçısı oldukları yönünde
 eleştiriler ve görüşlerde var. Bu konudaki fikriniz nedir?**

Başta da söylediğim gibi ben fotoğraflarımla hikaye anlatmak
istiyorum. Tabi farklı yaklaşımlar da var. Örneğin fotoğraf tektir
diyenler de var, bir dizi fotoğrafın filme öykünme olduğunu söylerler
aynı zamanda. Tek tek fotoğraf çekerek de iyi fotoğrafçı olursunuz.
Örneğin W. Eugene Smith bir konu çerçevesinde foto-röportaj yaparken,
Henri Cartier-Bresson an fotoğrafçısıdır (Kiitabı: Karar Anı-Decisive
Moment), tek fotoğraf çekmiştir. Kendim için şunu söyleyebilirim; Hiçbir
 zaman yarışma için fotoğraf çekmedim. Çalıştığım projeler içinden
fotoğraf seçerek yarışmalara gönderdim.

- [![](http://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12583975_10153847750011484_958245715_n.jpg)](http://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12583975_10153847750011484_958245715_n.jpg)

*w. Eugene Smith*
- [![](http://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12576101_10153847750111484_1305491229_n.jpg)](http://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12576101_10153847750111484_1305491229_n.jpg)

*Henri Cartier-Bresson*

Yarışma fotoğrafçılığına gelince;
Yarışma fotoğrafçılığı fotoğrafçıya bir şey katmaz. Yarışma
fotoğrafçılığı; jürinin veya belirli bir camianın beğenileri
doğrultusunda fotoğraf çekmeye yönlendirir fotoğrafçıyı, bu da
fotoğrafçıyı taklitten öteye götürmez. Örneğin bir yarışmada ‘’çadır
deliğinden bakmış çocuk’’, ‘’Çıldır gölünde havada balık’’ ya da
“Bitlis’in Güroymak ilçesinde manda yetiştiriciliği” fotoğrafı dereceye
girdiyse, yarışma fotoğrafçıları ve fotoğraf yeni başlayan fotoğrafçılar
 bunlardan etkileniyorlar ve bu tarz fotoğrafın peşinden gidiyorlar.
Fotoğrafçılar oralara gidip böyle fotoğraflar çekmeye çalışıyorlar ve bu
 fotoğrafı çektirmek için de fotoğrafçıları oraya götürecek
“foto-turizm” oluşuyor.  Elbette her sanat taklitle başlar ama
özgünlüğün başlama noktası ve kıstası nedir. İşte bu noktada
foto-röportaj ve fotoğrafla bir hikâye anlatmak önemli. Röportajın bu
bölümünde, hikâyemin bu paragrafında böyle bir fotoğrafım olmalı
diyebilmek özgün fotoğrafa yaklaşmaktır. Asıl fotoğrafik gelişim,
özgünlük o zaman başlar.

**Konu eğitim ve yeni
başlayanlardan açılmışken Türkiye’de eğitim veren fotoğraf dernekleri,
fotoğraf kulüp ve grupları ile ilgili düşünceleriniz neler? Üyesi
olduğunuz dernek veya kurumlar var mı?**

Mersin Fotoğraf Derneği üyesiyim.
Fotoğraf derneklerinin amacının öncelikle fotoğrafa yeni başlayanlara
fotoğrafı sevdirmek olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında,
fotoğrafı diğer sanat disiplinleri ile beraber, düşünsel ve işlevsel
boyutlarda yaşatmayı da amaç edinmelidirler. Derneklerle ilgili
beklentilerim çok ama sayılı derneklerde bunların karşılığını
bulabildim. Örneğin konu itibari ile bir yıla yayılmış bir fotoğraf
çalışması yapmalılar, atölyeler kurmalılar; bu çalışmaların sorumlusu
da, sanat yönetmeni de, yönetmeni de olmalıdır. Üyelerini bir araya
getirip kooperatif şeklinde üretim yapmalarını beklerim. Derneklerin
temel fotoğraf eğitimleri vererek, dernek dışından konuklar davet ederek
 ve ayda birkaç etkinlik yaparak bir yere varabileceğine inanmıyorum;
ayakta kalabilirler ama aynı basamakta. Derneklerin içsel olarak kendi
üyeleri ile üretimlerinin olması gerektiğini düşünüyorum.

**Verilen temel eğitimlerin yetersiz kaldığını mı düşünüyorsunuz?**

Hayır, tam olarak o değil. Asıl sorun;
 fotoğraf derneklerinde temel eğitimden sonra neler yapıldığı ve
sonrasının ne şekilde doldurulabildiği. Temel eğitimi aldıktan sonra ben
 fotoğrafa devam etmek istiyorum diyen insanlara yol gösterecek oluşum
ve sistemler düşünülmeli. Bunları gittiğim yerlerde söylüyorum,
konuşuyoruz ama derneklerin yapı ve güçleri de önemli; örneğin bu
çalışmalar için yeterli üyeleri var mı, varsa gönüllüler mi, bunları
yapmak için istek var mı, hepsi önemli. Derneklerde sadece koltuk ve
prestij sahibi olmak için başkan olmamak, yönetim kurulunda adının
geçmesi için var olamamak gerekiyor. Mesela; İFOD için Yrd.Doç.Dr. A.
Beyhan ÖZDEMİR ve beraberindeki emeği geçen değerli üyeleri büyük bir
şanstır. 3’üncü kez Uluslararası Fotoğraf Günlerini yaptılar, ben de
katıldım. Türkiye’den ve yurt dışından çok sayıda fotoğraf sanatçısı ve
akademisyeni bir araya getirdiler. Etkinlikte, Türkiye ile dünya
fotoğraf sanatındaki gelişmeleri, yeni anlatım tekniklerini akademik ve
bilimsel açıdan tanıtmak, evrensel bir dil olan sanat diliyle farklı
ülke ve kültürler arasında paylaşımda bulunarak ortak bir değer olan
sanat alanında izleyicileri buluşturdular. 4 gün boyunca sergi, gösteri,
 konferans, panel ve oturumların tamamını takip ettim, bütün
organizasyon çok iyiydi. Bunu bütün dernekler yapmalı diye düşünüyorum.

Dernekler fotoğrafı sevdirmek adına
temel eğitim semineri sonrası çözümler üretmeli. Örneğin Mersin’ de bir
buçuk yıl süreli “Fotoğrafı bir araç ve anlatım dili olarak kullanmak ve
 diğer sanat disiplinleri ile beraber düşünmek.” için 2011 yılında
“Perspektif Fotoğraf ve Sanat Atölyesi”ni kurdum. Atölyedeki 10
arkadaşla beraber ‘’TAKSİ’’ konusunu çalıştık. Çalışılmamış bir konuydu
ve Mersin dâhil olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde taksi ve
taksicilerin yaşamlarını fotoğrafladık. Bu konuyu çalışırken atölyede
sunumlara, kitap okumalarına, fotoğraf eleştirilerine de yer verdik.

- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12540149_10153842768226484_662606581_n-768x510.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12540149_10153842768226484_662606581_n-768x510.jpg)
- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12571356_10153842768021484_1079135300_n-765x510.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12571356_10153842768021484_1079135300_n-765x510.jpg)

**Peki fotoğraf çekelim diyenler
 haksızlar mı? Fotoğraf makinesi almışlar, enstantane, diyaframı
öğrenmişler, başlıca kompozisyon kurallarını da öğrenmişler fotoğraf
çekmesinler mi? Böyle lanse edilmiyor mu fotoğraf eğitimleri? En azından
 birkaç portrede mi çekmesinler?**

Sadece görünenin fotoğraf makinası
tarafından kayıt altına alınmasından, vesikalık fotoğraftan
bahsetmiyoruz. Portre çekmekten; fotoğrafı çekilen kişinin, kimliği,
ifadesi, ruh hali, kişili vb. fotoğrafa aktarılabiliyor mu bundan
bahsediyoruz. Eğitimlerde diğer sanat disiplinlerinden bahsedilmesi
gerektiğini, fotoğrafçıların en azından fikir sahibi olmaları
gerektiğini düşünüyorum. Örneğin; Ernesto Che Guevara’nın öldürüldükten
sonra ki Vallegrande Kasabasında bir ahırda beton bir çeşme yalağının
üstünde Freddy Alborta tarafından çekilen cesedin fotoğrafıyla,
Rembrandt’ın “Dr.Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi” tablosu arasında bir
benzerlik var mıdır? Ya da fotoğraf, Mantegna’nın “Ölü İsa” tablosunu
düşündürür mü bize? Bir fotoğrafçı salt deklanşöre basan fotoğrafçı
olamamalı. Kendisinden önceki fotoğrafçılar neler çekmiş araştırmalı,
kendi dönemindeki fotoğrafçılar ya da sanatçılar neler yapıyor bilmeli.
Bilmeli ki ‘’ben neyi anlatmalıyım/anlatıyorum, benden önce veya şuan bu
 konuyu çalışan var mı, nelere değinmiş vb.’’ sorusuna cevap
bulabilsinler.

- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12539923_10153842767846484_1690847273_n-768x577.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12539923_10153842767846484_1690847273_n-768x577.jpg)
- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12540411_10153847750081484_2112167080_n.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12540411_10153847750081484_2112167080_n.jpg)
- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12575733_10153842767941484_2001573719_n-768x543.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12575733_10153842767941484_2001573719_n-768x543.jpg)

Er Ryan’ı kurtarmak filminin ilk
sahneleri, yine Robert CAPA’nın “Normandiya Çıkartması” fotoğraflarından
 esinlenilerek çekilmemiş midir? Bir fotoğrafçı da çok izler ve
incelerse fotoğrafı çekerken o sahneler aklına gelecektir. Bu tam
anlamıyla bir taklit sayılmaz iyiyi görmeyi öğrenecektir ve neden bu
fotoğraf sorusunu soracaktır kendine.

- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12562899_10153842768186484_1605364971_o-765x510.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12562899_10153842768186484_1605364971_o-765x510.jpg)
- [![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12571420_10153842768201484_1729670195_n-768x515.jpg)](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12571420_10153842768201484_1729670195_n-768x515.jpg)

**Diğer sanat disiplinlerinde
olduğu gibi fotoğrafta da belirli kurallar var. Bu kurallara fotoğrafta
ne kadar gerekli ve uyguluyor musunuz?**

Görsel sanatların kuralları genelde hep aynıdır; ışık, yerleşim,
bakış açısı vb. Güzel herkes için güzeldir, güzelin ve estetiğin olmazsa
 olmaz öğeleri vardır. Örneğin Prof. Sabit KALFAGİL’in “Fotoğrafın
Yapısal Öğeleri ve Fotoğraf Sanatında KOMPOZİSYON” kitabı bir yol
göstericidir. Her zamanda kareyi üçe bölün, konuyu altın noktalara
yerleştirin demiyorum. Ama bunları uygulayabildiğimiz fotoğraflar
gerçekten güzel oluyor mu, oluyor. Ya da Leonardo da Vinci’nin ünlü Mona
 Lisa tablosu neden güzel? Mona Lisa’nın güzelliğinden bahsetmiyorum,
resmin güzelliğinden bahsediyorum; güzel çünkü matematik var resimde,
altın oran var. İyi fotoğraflara resimlere baktığımızda da böyledir.
Bunlara itiraz etmenin pek de bir anlamı yok. İster an fotoğrafı olsun,
ister journalist fotoğraf olsun, isterse doğa fotoğrafı olsun yerleşimi
iyi yapılmış, ışığı iyi kullanılmış fotoğraf her zaman daha güzeldir.

**Proje fotoğraflarınızı nasıl seçiyorsunuz?**

Ben bir konuyu bitirdikten sonra öncelikle dijital ortamda seçer,
sonra fotoğraflarımın baskılarını (10cmx15cm) alırım, daha sonra da
fotoğrafçı arkadaşlarıma gösterir onlara seçim yaptırırım. Son olarak
fotoğraf eğitimi almamış, fotoğrafla uğraşmayan bir iki kişiye daha
gösteririm. Buradan şu sonuca varıyorum ‘’güzel herkes için güzel’’dir.
Steve McCurry’nin meşhur Afganlı Kız fotoğrafına herkes “güzel” der.

**Fotoğrafı çekme kararını nasıl verirsiniz? Fotoğraf konusunda sizi heyecanlandıran anlar nelerdir?**

Hikâyesi olan görseller beni çok
etkiler. Önce ışık… Özellikle “Rembrandt Aydınlatması”nı çok severim. Bu
 aydınlatma biçimi görüntü boyutu içinde görsel olarak ortaya çıkan,
gölgelerle bezenmiş ışıklı lekeler ve karanlık alanlar oluşturmaktadır.
İnsan veya objede yarattığı hacimsel etkiyi çok severim.

**Günümüzde fotoğrafçıların ve yeni başlayanların yapmadığı ve eksik bıraktığı ne var sizce?**

Yapılmayan ve bilinmeyen kısım genel
de baskı kısmı, en son nokta. Fotoğrafçılar yaşamlarını tamamen dijital
platformda geçiriyorlar. Baskı merkezlerinin nasıl çalıştığını bilmeleri
 lazım. Çektiği fotoğrafın baskıda nasıl görüneceğini bilmesi; rengi,
ışığı ve kontrastı görmesi, kendini geliştirmesi ve kullandığı ekipman
(fotoğraf makinası, objektif, monitör, vb.) hatalarını bilmesi açısından
 önemli. Fotoğraf yarışmaları düzenleyen organizasyonların ve
derneklerin çalışmaların bir kısmında mutlaka basılı fotoğraflar
istemelerinin ve bunun üzerinden seçim yapmalarının önemli olduğunu
değerlendiriyorum.

**Kendinizi fotoğrafçı olarak nasıl tanımlarsınız? Örneğin sokak fotoğrafçısı mısınız?**

Fotoğraflarla anlatmak istediğim
hikâyem, konum neyse ve hangi tanımlamanın içine girerse
fotoğrafçılığımda odur. Mersin’de “Sepetçiler” i çalıştım ama tam
anlamıyla sokak fotoğrafçılığı sayılmaz, “Oto Sanayi” konusunu
çalışırken de sokak fotoğrafçısı değilimdir. “Sirkeci – Karaköy” ve
“Sağım Solum Fotoğraf” konularını çalışırken sokak fotoğrafçısıydım.
Sonuçta kendimi sokak fotoğrafçısı olarak tanımlamam doğru olmaz.

- ![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12540182_10153842767981484_1086391038_n.jpg)
- ![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12544262_10153842768206484_1632458733_o-765x510.jpg)
- ![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12544908_10153842768361484_214385882_o-765x510.jpg)
- ![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12570951_10153847808776484_42963075_n.jpg)

**On yıldır ifade biçimi olarak
fotoğraf çektiğinizi belirtiyorsunuz. Fotoğrafa ulaşmak on yıl öncesine
göre daha kolay bir hal aldı mı? Fotoğraf üretim ve tüketim süreci
hızlandı mı?**

On yıl önce de sayısal fotoğraf ve
internet vardı ama şu an işin içine cep telefonu ve daha kullanışlı ve
taşınabilir fotoğraf makinaları da girince tabiri caizse fotoğraf
(sayısal) artık görsel çöplüğün içine girdi. İyi fotoğraf her zaman iyi
ama çöpün içerisinden nasıl çıkartacağız? Fotoğrafın ulaşılabilir ve
paylaşılabilir olması güzel bir şey. İyi ve çabuk tüketilmeyecek
fotoğrafı ayırt etmede zorlanıyoruz artık. Sosyal medya fotoğrafların
paylaşımı ve sunumu anlamında iyi bir ortam, fakat seçicilik, artık çok
geç.

**Çektiğiniz veya izlediğiniz bir fotoğrafın anı fotoğrafı olmaktan çıkıp eser olarak sunulabilir olma kıstası nedir?**

Ben zaten tamamen ben buradaydım,
gördüm ve kayıt altına aldım, siz de bakın anlamında fotoğraflar
çekmiyorum. İzleyiciye aktaracağım bir hikâyesi olmalı benim
fotoğraflarımın. Bir anı fotoğrafı bile olsa, bu gün için anı olarak
değerlendirilen fotoğraf çekildiği zamana, mekâna, yaşanmışlıklara dair
imge ve göstergelere sahip ise ileriki yıllarda farklı bir anlam
kazanabilir. Buna da izleyici karar vermelidir.

**Fotoğrafı çekmeye nasıl karar veriyorsunuz?**

İlk önce ne anlatacağıma karar
veriyorum. Vitrin mankenlerini çalışmaya başlamadan önce onların
arasında gezerken ne anlatmak istediğim belli olmuştu zaten. Yine bu
çalışmada mankenlerin kalıplarının yapılmasından tutunda kalıptan
çıkarılmasına, makyajlarının yapılması aşamasına kadar her şey önemliydi
 ama ben hikâyemi en etkili nasıl anlatırım diye düşündüğümde çalışma
şeklim belirginleşti. Vitrin mankenlerinin bebeklik hali önemliydi benim
 için. İnsanlarının plastik olduğu bir gezegen düşünün ve plastik
insanların ruh hali. Ben imalathaneden ziyade plastik mankenlerin
insanlarla ilk buluşma anını çalıştım. Yani mağazanın vitrinlerinde yer
almak üzere alıcı tarafından seçildikleri anda, geride kalanların
yüzlerinde ayrılığın verdiği hüznü anlatmak istedim.

**Fotoğrafta hep yaşamı ararız. Plastik bir gezegen betimleyip cansız objelerle çalışmak zor değil midir bir fotoğrafçı için?**

Kişisine göre değişir. Ben her zaman
insana dair fotoğraflar çektiğim için iletişim sıkıntısı çekmiyorum ama
zorladığım zamanlarda var mutlaka. Mesela iletişim kurmak zorunda
kalmazsın cansız mankenlerle, ya da yanlış bir iletişim riski yoktur.
Kimi fotoğrafçılar neden hiç insan fotoğrafı çekmez? İnsan fotoğrafı
çekmek zor iştir, son projem olan Sirkeci – Karaköy projesinde nelerle
karşılaştım, bilemezsiniz. İnsan fotoğrafı çekmek; bazen cesaret
istiyor, bazen iletişim ve bazen de bir gülümseme ile ikna yöntemini
kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Her zaman önceden izin alamıyorsunuz.
Bazen de fotoğrafı çektikten sonra kişiyle iletişim kurmak veya neden
fotoğrafını çektiğinize dair ikna etmek zorunda kalıyorsunuz. Bunların
hepsi bir zorluk. ‘’Fotoğrafını çektiğim insanla neden iletişim kurayım
ki’’ diyenler de var ama ben fotoğrafını çektiğim insanı az da olsa
tanımak zorundayım hikâyem için. Mesela; atölye arkadaşlarımız ile
çalıştığımız ‘’Taksi’’ projesinde evim beş katlı apartmanın en
üstündeydi, en alt katta taksi durağı vardı, taksiciler benim komşumdu,
her taksinin ve taksicinin bir hikâyesi vardı. ‘’Oto Sanayi’’ de Erdal
ustanın kızı hastalanmışsa eğer, üzgünse o gün fotoğraf çekmedim,
oturdum onu dinledim. Bu projede kimi zaman ben de katılabilir miyim
diyenler oldu ve beraberimde götürdüm. Sanayide ikram edilen çayı ‘’Ben
bu bardaktan çay içmem, hijyen değil.’’ dediklerinde onlar için orada
fotoğraf bitmiştir, oradaki insanlarla yaşayacak, onları
hissedeceksiniz. Vitrin mankenlerinde iletişim sorunu yok dedim ama o
projede de dükkân sahipleri ile iletişim kurmak zorundasınız.

- ![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12527973_10153847824706484_241071587_n-300x200.jpg)
- ![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/12576098_10153842768086484_2016997867_n.jpg)

**Fiap yarışmaları ve sizin
MFIAP unvanınızı almanıza kadar gelişen süreç hakkında bilgi alabilir
miyiz? Yarışmalara katılmak ve unvan almak gibi bir niyetiniz ve
hedefiniz var mıydı? **

2007 yılında Mersin’e gittiğimde
Mersin Fotoğraf Derneği’ndeki bazı arkadaşların yarışmalara
katıldıklarını gördüm. FIAP patronajlı yarışmalara katılındığı zaman
herhangi bir ödül ya da sergileme dahi almasanız, size o yarışmanın
sonuçlarını içeren kitap ya da CD yollanıldığını öğrendim. Geçmişte
yarışmalara katılan arkadaşlara gelen katalogları inceledim. Bu katalog
ve CD’lerde yurt dışındaki fotoğrafçıların neyin fotoğrafını ve nasıl
çektiklerini gördüm. Bu katalogları fotoğraf konusunda kendimi
geliştirmek anlamında inceledim. Bir süre sonra arkadaşların desteği ile
 ben de yarışmalara katılmaya başladım ve benim de maceram başladı.
Unvan sahibi olmak gibi amacım da yoktu, şartlar oluşunca başvurularımı
yaptım ve unvanları aldım.

**Bu yarışmaların fotoğraflarınıza yansıma nasıl oldu?**

Mutlaka olumlu oldu. Şöyle
düşünüyorum; Görsel sanatlarda insan izleyerek ve görerek gelişiyor. İlk
 insanlar mağaralara duvarlarına av hayvanları çizdiler, daha sonra
resim gelişti sonrasında fotoğraf ve bu böyle gidiyor. Uluslararası
yarışmalara katılan fotoğrafçıların fotoğraflarını görmek ve izlemek de
bir nevi eğitimdi benim için. Bazı fotoğrafçıları ve çalışmalarını
internet ortamından, sosyal medyadan görmek, bulmak mümkün değil,
kullanmayanlar da var ama fotoğrafları ile yarışmalarda karşılaşıyoruz.
Yarışmaya tek bir fotoğraf göndererek karşılığında gelen katalogda
birçok fotoğraf görüyorsunuz, daha iyi fotoğraf çekmek için onlara
bakarak kendinize ders çıkartıyorsunuz.

**Yurt dışı yarışmalara katılan
fotoğrafçılar veya sanatçılarla ilgili “10 fotoğrafla unvanlarını
tamamlıyorlar” gibi eleştiriler var. Bu eleştiriler ne kadar haklı?**

Hangi yarışma olursa olsun katılmak
için fotoğrafınızın olması lazım, ödül alması içinde iyi bir
fotoğrafınız. Bu da sonuçta bir emek. Eleştiren de göndersin ya da eğer o
 da gönderiyorsa kendisi neden sonuç alamıyor bunu da sorgulasın.

Yarışmaya katılan kişinin en azından
on tane de olsa yirmi tane de olsa olmazsa olmaz fotoğrafı var demek ki,
 sonuç da alıyor. İyi fotoğraf mı? iyi fotoğraf!..

**Peki AFIAP, EFIAP, MFIAP unvanları kazanmış fotoğrafçılar iyi fotoğrafçı mıdır? Her zaman iyi fotoğraf üretirler mi?**

Bakın bu unvanlar katılmakla alakalı,
katılmazsanız eğer bu unvanları alamazsınız. Ara GÜLER’in, Prof. Sabit
KALFAGİL’in bu unvanları var mı? Yok. Kötü fotoğrafçılar mı? Katılsalar
alamazlar mıydı? Diğer taraftan da AFIAP olunca iyi fotoğrafçı
olmuyorsunuz. EFIAP olup deklanşör fotoğrafçısıysa da iyi fotoğrafçı
değildir. Emek ve çaba kısmı ayrı, ama AFIAP, EFIAP unvanı sahibi olan
birinin okumayı, eleştirmeyi, araştırmayı bilmesi ve öğrenmesi de lazım.
 AFIAP ve EFIAP unvanına sahip birine; unvanların anlamı sorulduğunda,
“Sanatçı” cevabını veriyorsa unvanının da altını doldurmalıdır, sanatçı
belli seviyede donanıma sahip olmalı, fotoğraf ve sanat adına
söyleyeceği sözleri, düşünceleri de olmalıdır.

**MFIAP unvanını alana kadar geçirdiğiniz süreci özetler misiniz?**

İlk yarışmaya 2008 yılında katıldım.
2010 yılında AFIAP (Artist:Sanatçı), 2011 yılında EFIAP
(Excellence:Mükemmellik) unvanları ile ödüllendirildim. 2013 yılında
fotoğraf sanatındaki başarılarım göz önünde bulundurularak FIAP Usta
Fotoğrafçı MFIAP(Master:Usta) unvanı verildi.

**2013 yılına kadar dünyada
sadece 196 kişi bu unvanı alabilmiş. Türkiye’den de ilk siz almışsınız.
Sizin hisleriniz ve fotoğraf camiasının tepkileri ne oldu?**

Şunu söyleyebilirim FIAP’ın sayfasında
 ve MFIAP listesinde adımın ve ülkemin adının yer alması benim için onur
 ve gurur verici bir tablo. İnsanlar beni tanısın, bu unvanla dolaşayım
anlamında değil ama farklı bir heyecan.  2016 yılı itibari ile o listede
 200-250 fotoğrafçının isminin arasında olmak çok güzel bir duygu. MFIAP
 unvanını aldığım ‘’İSİMSİZLER’’ adlı vitrin mankenlerini konu alan
çalışmamı 2006-2009 yılları arasında İzmir’in İki Çeşmelik semtindeki
vitrin mankeni satan dükkânlarda çalışmıştım. Hatta ve hatta İzmir’den
Mersin’e taşınmamdan dolayı arada iki yıl boşluk bırakmasaydım o projem
2007 yılında bitirmiş olacaktım.

**Eğitim ve Seminer çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?**

Geçmişte; çeşitli kurum, kuruluş ve
derneklerde fotoğraf eğitimi ve seminerleri verdim. 2013-2015 yılları
arasında İstanbul’da bulunduğum süreçte görevimin yoğunluğu sebebiyle
buna zaman ayıramadım. İstanbul’da da bu konuda çok fazla oluşum var
zaten. 2015 yılında son olarak Hava Harp Okulu’nda eğitim verdim.
İnsanlar fotoğrafı öğrenme konusunda eğitim, seminer ve atölyelerde her
şeyi sizden bekliyorlar. Bilgiyi vermeniz yetmiyormuş gibi üretimi de
yapmamız bekleniyor neredeyse. Bu şekildeki eğitimler çok yorucu oluyor,
 biraz da bunun için ara verdim.

**Son olarak; Fotoğraflarınızda hep insan var, neden?**

Karşılaştığım her yüz, her bakış; bir başka insan, bir başka sır, bir
 başka hikâye. Benim fotoğraflarımda kültürüyle, coğrafyasıyla, yaşam
biçimiyle, insan-yaşam, insan-insan ilişkisiyle hep insan vardır,
insansız bir kare düşünemiyorum. Ben fotoğraf makinası ile ışığın
insanlar üzerinde bıraktığı izi kaydederim. Her şey insan için…

*Röportaj: Yasin Irmak*
