Barbara Karant’ın 820 Ebony/Jet projesi, Johnson Publishing Company’nin Chicago’daki efsanevi merkez binasını 120’den fazla fotoğrafla belgeliyor. Psikedelik renkler, modernist mimari ve Afro-Amerikan yayıncılık tarihinin izleri, yıllar boyunca boş kalan bu sıra dışı mekânlarda yeniden görünür oluyor.

“Kesinlikle çok sıra dışı bir projeydi.” Chicago merkezli mimari ve iç mekân fotoğrafçısı, yazar ve eğitimci Barbara Karant, Sivil Haklar Hareketi döneminde Chicago’lu medya girişimcisi John Harold Johnson tarafından kurulan Johnson Publishing Company’nin (JPC) mekânlarına yönelik uzun soluklu çalışmasını bu sözlerle özetliyor.
1942’den 2012’ye kadar 70 yıl faaliyet gösteren bu kültürel oluşum, birçok açıdan dikkat çekici bir tarihe sahip. Her şey, Reader’s Digest’ten esinlenen Negro Digest (1942) ve 500 dolarlık bir borçla başladı. Ardından şirketin iki amiral gemisi yayını doğdu: Life dergisini örnek alan Ebony (1945) ve Jet (1951). Bunları Tan (1952), Hue (1953), Copper Romance (1953), daha önce Negro Digest adıyla yayımlanan Black World (1970) ve Black Stars (1971) izledi.
Bu dergiler, ilk kez doğrudan Afro-Amerikan okurlara sesleniyordu. Özellikle Ebony ve Jet, 20. yüzyılın en etkili yayınları arasına girdi. JPC’nin kapanmasının ve Columbia College’a satılmasının ardından şirketin fotoğraf arşivleri 2019’da bir kültür kurumları konsorsiyumuna devredildi; koleksiyon daha sonra Getty Research Institute ile National Museum of African American History and Culture bünyesinde bir araya getirildi.
MW Editions tarafından yayımlanan 820 Ebony/Jet: Visions of the Johnson Publishing Company, an American Icon adlı fotoğraf kitabı, okuru Afro-Amerikan güçlenmesi ve stil tarihinde önemli rol oynayan Chicago’daki bu simgesel gökdelenin iç mekânlarına taşıyor.
Modernist Bir Zaman Kapsülü
2005 yılında hayatını kaybeden Johnson’ın sözleriyle, “Her duvar bir kapıdır.”
Bu yapı, dayanıklılık, süreklilik ve iyimserlik üzerine güçlü bir hikâye anlatıyor; Barbara Karant da 120’den fazla fotoğrafıyla tam olarak bunu yeniden görünür kılıyor. 820 South Michigan Avenue adresindeki minimalist bina, Chicago merkezinde Siyah topluluğun sahip olduğu, Siyah bir iş insanı tarafından yönetilen ve Siyah bir mimar tarafından tasarlanan ilk gökdelendi. Yapının mimarı, Mies van der Rohe’nin öğrencisi John Moutoussamy’ydi. Traverten ve cam cephe, Uluslararası Üslup’tan esinlenen yeni bir mimari mükemmellik dönemini simgelemek üzere tasarlandı. 110 bin fit kareyi, yani yaklaşık 10.200 metrekareyi aşan 11 katlı binanın tepesinde dev harflerle “Ebony Jet” yazıyordu. Yapı 1972’de açıldı.
Merkezin boşaltılmasından kısa süre sonra Karant’a binaya özel erişim izni verildi. Fotoğrafçı, bazıları Chicago silüeti, Grant Park ve Michigan Gölü manzaralarına açılan iç ve dış mekânlar arasında ustalıkla görsel ilişkiler kurdu. Projenin daha en başından bir kitaba dönüşeceğini biliyordu.
“Binanın ve iç mekânlarının her zaman farkındaydım,” diye anlatıyor. “Yıllar boyunca yapılı çevre ve kültürel tarihler beni sürekli cezbetti. Mekânların canlılığına, dokularına, renklerine ve desenlerin yan yana gelişine hayran kaldım. JPC’nin tarihi ile bu zaman kapsülü niteliğindeki iç mekân birleşince proje beni hem görsel hem de kavramsal olarak tamamen içine çekti.”
Bu görsel keşif birkaç yıla yayıldı; kesintisiz çalışma seansları kimi zaman altı ila sekiz saat sürdü.
Tek başına çalışan ve zaman zaman son derece zorlu sıcaklık koşullarıyla karşılaşan Karant, “2013, 2014 ve 2015’te fotoğraf çektim; bina el değiştirdikten sonra 2018’de de kısa bir süre geri döndüm,” diyor.
“Kışın borular donmasın diye bina ısıtılıyordu ancak ilkbahar ve yaz aylarında soğutma yoktu. Mevsim sıcaklıkları, o yıl ne kadar süre çalışabileceğimi belirliyordu. Kışın kat kat giyinmek daha kolaydı. Yıllar boyunca yaklaşık 40 kez binanın içinde kilitli kaldım. Erişimimi kaybetmek üzere olduğumu anladığım son dönemde bir meslektaşım bana yardımcı oldu.”
Minimalizmden Maksimalizme
İç mekânlar, binanın sade ve minimalist cephesiyle keskin bir karşıtlık oluşturan maksimalist yaklaşımı benimseyen Palm Springs merkezli tasarımcılar Arthur Elrod ve William Raiser tarafından tasarlandı. Elrod, en çok modernist mimar John Lautner ile birlikte 1968’de memleketinde tasarladığı ve kendi adını taşıyan Elrod House ile tanınıyor. Burada her kat adeta zamanda bir yolculuk sunuyor: yüzyıl ortası modernizmi ile Afropolitan tasarımın buluştuğu mekânlar, psikedelik renk paleti, yoğun dokular, geometrik biçimler ve grafik öğelerle tamamlanıyor.
On birinci kat, kurucular John H. Johnson ve eşi Eunice Johnson’ın ofislerine ayrılmıştı; yüksek tavanları ve tavandan zemine uzanan pencereleriyle dikkat çekiyordu. Onuncu kat ise yemek ve gastronomi alanlarına ayrılmıştı. Çarpıcı “Ebony Test Kitchen”, siyah, turuncu, mor ve avokado yeşilinin psikedelik tonlarıyla tasarlanmıştı. 1970’lere özgü bu son derece modern ve gösterişli yaklaşım, dönemin en ileri mutfak cihazlarıyla tamamlanıyordu. Aynı katta bulunan personel kafeteryası da canlı tasarımıyla dikkat çekiyor ve çalışanlara günde 1 dolara öğle yemeği sunuyordu.
Yedinci kat, Siyah ve Afrika tarihi ile kültürüne ilişkin 6.000’den fazla kitabın bulunduğu kütüphaneye ayrılmıştı; tüm mekân çita desenli bir halıyla çevrelenmişti. Dördüncü katta radyo ve televizyon ekipleri çalışıyor; parlak grafik duvar kâğıtları ile turuncu ve mavi halılar kullanılıyordu. “Fashion Fair” lakaplı üçüncü kat ise parlak pembelerle döşenmişti. Lobide Richard Hunt’ın “Expansive Construction” adlı heykeli kaldırımdan görülebilecek şekilde konumlandırılmıştı ve güzel sanatlar, mimari ile iş dünyasının birleşimini simgeliyordu.
Fotoğrafçı, “Orada kimse kalmamış olmasına rağmen JPC’nin ruhunu bu inanılmaz yaratıcı ortamda hissedebiliyordum,” diyor. “Çok renkli mekânlara bayıldım; renge gerçekten çok çekiliyorum. Ama daha nötr alanların hepsi de son derece zarifti. Dış cephe ile iç mekân arasındaki karşıtlığın muhteşem bir seçim olduğunu düşünüyorum: dinamik, öngörülemez ve yaratıcı. Gerçekten güçlü bir ifade.”
Geçmişin İzleri Hâlâ Görünür
Dokular, renkler ve desenlerin bu karışımı içinde bazı fotoğraflar gerçekten Stanley Kubrick’in The Shining (1980) filmindeki Overlook Hotel’in koridorlarında dolaşıyormuş hissi veriyor. Barbara Karant mekânı keşfederken odalar tamamen boş değildi; geride bırakılan bazı izler geçmiş bir dönemin varlığını hâlâ hissettiriyordu.
“Pencere kenarında unutulmuş bir şeffaf film, duvardaki bir poster, birkaç fotoğraf ya da bazı saatler gibi tesadüfen geride kalmış şeylere rastladığımda çok heyecanlanıyordum. Termostatların hepsinde monogram vardı. Kalan mobilyaların tamamı sabitti. Elektrik kabloları bile grafik öğelere dönüşüyordu.”
Karant’a göre hiçbir şey kolay ya da zor değildi; mesele tamamen problem çözmekti. “Çoğu zaman içgüdüsel hareket ederim. Doğru ortamı nasıl yaratacağımı biliyorum ve projeyi hayata geçirmek için ne gerekiyorsa yaparım.”
Teknik açıdan kendisini bir “Canon kızı” olarak tanımlayan Karant, özellikle bu tür iç mekân fotoğrafçılığı için markayı öneriyor. Günümüzde Canon 5D Mark IV ile çalışsa da bu projeyi artık klasikleşmiş 5D Mark II ile çekti.
“Her şeyi tripod üzerinde, Lightroom’a bağlı çekim yaparak fotoğrafladım ve tungsten destek ışıkları kullandım. Uzun yıllar özellikle 4×5 ve 8×10 inç formatlarında büyük format kameralarla çalıştım; bu deneyimin dijital kamerayla çalışma biçimimi hâlâ etkilediğini düşünüyorum. Fotoğraflarımda her şeyin net olmasını istediğim için gerektiğinde focus stacking de kullanıyorum. Perspektif kontrolü için Canon 24 mm TS objektiften de yararlandım.”
Ünlü İsimlerin Geçit Töreni
240 sayfalık kitapta fotoğraflara ağırlıklı olarak Siyah küratörler, tarihçiler ve düşünürler tarafından kaleme alınmış metinler eşlik ediyor. Bu yazılar medya kuruluşunun önemini, binanın mimarisini ve iç mekânlarını ele alırken eski çalışanların tanıklıkları boş odalara yeniden hayat veriyor.
JPC, Martin Luther King Jr., Malcolm X, Sammy Davis Jr., Muhammad Ali, Aretha Franklin, Diana Ross ve Maya Angelou gibi sayısız Afro-Amerikan ikonunun uğrak noktasıydı. Çalışanlar, abonelik masasının yanında imza dağıtan Sidney Poitier’ye, asansörde Lionel Richie’ye veya lobide Cicely Tyson’a rastlayabiliyordu. Bob Marley de binayı ziyaret eden isimler arasındaydı. John F. Kennedy ise 1963’te Ebony’nin özel bir sayısı için şirketin kurucusuyla birlikte poz vermişti.
Birçok fotoğrafçı da kariyerinin ilk önemli deneyimlerini JPC’de yaşadı. Ellsworth Davis kariyerine burada başladı ve daha sonra The Washington Post’un ilk Siyah fotoğrafçısı oldu. Moneta Sleet Jr. Pulitzer Ödülü kazandı. Maurice Sorrell ise White House News Photographers Association üyesiydi.
Korunan Mekânlar
En şaşırtıcı ayrıntılardan biri, bu mekânların uzun süre büyük ölçüde bozulmadan kalmış olması.
Karant, “Columbia College binayı yenileyecekti, bu yüzden geride kalmış küçük şeyler konusunda muhtemelen çok endişelenmediler,” diyor. “Burası bir öğrenci merkezine dönüştürülecekti. Bay Johnson’ın 11. kattaki ofisi olduğu gibi korunmuştu ve müze olacaktı. Ofisini fotoğraflamak için iznim yoktu. Ama sonunda bunun bir önemi kalmadı.”
820 Ebony/Jet, Barbara Karant’ın dördüncü fotoğraf kitabı. Daha önce Griffin Museum of Science and Industry için Colleen Moore’un Fairy Castle’ını, ayrıca evcil hayvanlara odaklanan Greyhounds ve Small Dog Big Dog kitaplarını hazırladı. Karant aynı zamanda tazıları kurtaran ve yeni yuvalara yerleştiren bir organizasyonu yönetiyor.
“Mimari, iç mekânlar ve köpekler. MFA eğitimimin beni buraya getireceğini kim bilebilirdi?” diye gülüyor. “Sonuçta konular farklı olsa bile çalışmalarımın tutarlı bir bakış açısını yansıttığını düşünüyorum. Fotoğraf gerçekten harika bir araç.”
Karant’ın gelecekteki projeleri arasında, birkaç yüzyıllık döneme yayılabilecek geniş ölçekli bir iç mekân serisi bulunuyor. 820 Ebony/Jet de onun tarih ve kültürle yoğun biçimde katmanlanmış mekânlara yönelik uzun süredir devam eden ilgisinin bir uzantısı. Fotoğrafçı daha önce Louisiana ve Mississippi’de Amerikan İç Savaşı öncesinden kalma konakları, yenilenmeden önce eski Sears enerji santralini, Esquire ve Uptown sinemalarını ve geçmişin bugündeki izlerini taşıyan başka birçok mekânı fotoğrafladı.
“Bu projeyi en sıra dışı kılan şeyin, bu ortama bu kadar uzun süre boyunca tamamen kendimi verebilmem olduğunu düşünüyorum,” diyor. “Bir de South Michigan Avenue’daki devasa bir binanın içinde tek başıma kilitli kalmanın pratik tarafı vardı! Müthişti.”
820 Ebony/Jet: Visions of the Johnson Publishing Company, an American Icon; Deborah Willis’in önsözünü, Aaron Bryant, Cheryl Finley, Carla Williams, Jon Ott, Brenna Wynn Greer ve E. James West’in yazılarını ve Barbara Karant’ın fotoğraflarını içeriyor. Kitap, New York merkezli MW Editions tarafından yayımlanıyor.