# Bilinmeyen Ara Güler

Author: Ethem Onur Parlar

Editorial Role: Original Article

Published: 2018-10-18

Publisher: SanalSergi

Language: tr

Content Type: Editorial Article

Translation: no

Canonical: https://www.sanalsergi.com/bilinmeyen-ara-guler/

Cite: Ethem Onur Parlar, "Bilinmeyen Ara Güler", SanalSergi, 2018-10-18, https://www.sanalsergi.com/bilinmeyen-ara-guler/

Summary: Ömer Serkan Bakır’ın Ara Güler ile 2012 yılında “Bilinmeyen Ara Güler” sergisi için yaptığı röportaj…

Categories: Röportajlar

Tags: Ara Güler, bilinmeyen ara güler, ömer serkan bakır

Featured Image: https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/IMG_3614.jpg

---

**Ömer Serkan Bakır**’ın **Ara Güler** ile 2012 yılında **“Bilinmeyen Ara Güler”** sergisi için yaptığı röportaj...

Fotoğraf Dergisi Yayın Yönetmeni Ömer Serkan Bakır’ın Ara Güler ile **2012** yılında “**Bilinmeyen Ara Güler**” sergisi için yaptığı röportajın tamamını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Ara Güler’in fotoğraflarını, kitaplarını, foto muhabirliği yaptığı yıllarda yaşadıklarını pek çok kez görmüş, okumuş veya duymuş olabilirsiniz. Birçok sergisini gezmiş, fotoğraflarını ezbere biliyor da olabilirsiniz. Ancak bu kez durum biraz farklı… Kendisi **4 Aralık 2012** tarihinde Galeri G-art’ta yeni bir fotoğraf sergisi açıyor ve ismi de “**Bilinmeyen Ara Güler**”. Size garanti veriyorum ki sergi, adını gerçekten hak ediyor. Çünkü bu kareler içerisinden herhangi birini daha önce görmüş olmanız nerdeyse imkansız. Serginin küratörü Lora Sarıaslan, Ara Güler’in gün yüzüne çıkmamış soyut fotoğraflarını ortaya çıkarması için kendisini ikna etmiş ve bu sergiyi hazırlamış. Seçilen fotoğraflar, baskı tekniği ve sunum şekli her zaman görmeye alışık olduğumuz Ara Güler fotoğraflarından çok farklı. Kendisinin “**Ara’nın Bozukları**” dediği bu sergiyi duyar duymaz, hem Ara Güler hem de Lora Sarıaslan ile görüşmek ve bu projenin nasıl ortaya çıktığını bizzat dinlemek istedim. Tabii konu konuyu açtı ve sergi dışında da pek çok şeyden konuştuk. İşte bu keyifli sohbetimizden öne çıkanlar…

**Ömer
 Serkan Bakır – Esasında sizin bilinmeyen ya da ortaya çıkmamış yüz
binlerce fotoğraf kareniz vardır. Ancak siz bilinen Ara Güler
fotoğrafları ile tanındınız. Sokaktaki insanlar sizi klasik
karelerinizle tanıdı. Bu sergi fikri nereden çıktı? Sizi kim ikna etti?**

**Ara Güler –**
 Bu sergiyi düzenleyen Lora’nın babası benim arkadaşım. Şiir kitapları
vardır, şairdir… Onun kitabına kapak yapmıştım uzun yıllar önce. İlk
olarak oradan çıktı fikir. Dediler ki bu tarz fotoğraflardan bir sergi
yapalım. Düşündüm ne zaman çekmiştim, neredeydi falan, sonra buldum ama
eksik. Sonra onları tamamlamak lazım geldi ve onları tamamladık falan
filan. Toplam 16 tane fotoğraf var işte. Aslında çoktur ama bu kadar
yeter esasında…

Bak
 ben sana bir şey söyleyeyim, bütün bunlar bozuk fotoğraflardır
esasında. Bozuk fotoğraflar, bozuk işler, oldu sana sanat işte anladın
mı? **Zaten doğru dürüst bir şey çekersen sanat olmaz ki.**

**Lora Sarıaslan**
 – Ara Güler bozuk diyor, ama ben öyle demiyorum tabii. Bir de zamanla
ilgili bu işler, biraz onu da düşünmek lazım. Sergideki işler
1970’lerden günümüze kadar uzanıyor. Gerçekten belki de 1970’li yıllarda
 o fotoğrafların çekildikleri zaman Ara Güler için bozuk olanlardı.
Benim işime yaramaz dedikleri…

Tabii
 bu sergi fikri onun aklında olmayan bir şeydi. Ara Güler denince
insanların aklına belli bir imaj geliyor. Aslında onun çağdaş fotoğrafa
karşı olan düşüncelerini de ona yakın olanlar zaten biliyorlar. Ama ben
babam sayesinde Ara Güler’in farklı bir takım fotoğrafları olduğunu da
biliyordum ve o tarz fotoğrafları üzerine hiç gitmediği için benim
ilgimi çekti. Aslına bakarsanız o tarz fotoğraflarının üzerine gitmesi
için belli bir sebep de yok. Ama birisinin hadi bunu yapalım demesi
gerekiyordu, o kişi de ben oldum. Yine arşivlere girildi, 1970’lere
bakıldı. Sergi, renkli fotoğraflardan seçildi ve bu da tipik Ara Güler
fotoğraflarından ayrılan bir yan oldu. Hem fotoğraflar hem de sunum
şekilleri Ara Güler fotoğraflarından çok farklı oldu. Sergi 4 Aralık’ta
Galeri g-art’ta açılıyor ve 3 Şubat tarihine kadar gezilebilecek. Ayrıca
 serginin geliri de AÇEV’e gidecek.

**ÖSB** **– Daha önceki sergilerinizde çeşitli küratörlerle çalıştınız. Bir küratörle çalışmanın farkı nedir sizce?**

**AG** – Küratör nedir oğlum! Dandik adamlardır… Neyse ki Lora’yı üzmedim fazla. Yoksa başka biri olsa…

**ÖSB** **– Bu sergi ile tarzınızın bir hayli dışına çıktınız. Artık size fotoğraf sanatçısı diyenlere yine kızacak mısınız?**

**AG** – Zaten kızıyorum. Eskiden de kızardım yine kızarım tabii. Ben foto muhabiriyim.

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/IMG_3651.jpg)

*“Bilinmeyen Ara Güler” sergisinden…*

**ÖSB** – **Sizin
 o çok bilinen İstanbul fotoğraflarını çektiğiniz yıllarda, sizden başka
 fotoğraf çekenler de vardı. Onların fotoğrafları sizce neden pek ortaya
 çıkamadı?**

**AG**
 – Ben fotoğraf çekerken, fotoğraf çektiğini sanan bazı kişiler vardı
sadece. O yıllarda önemli dergilerin temsilcisi, foto muhabiriydim. Halk
 ile hep temastaydım yani. Halkın ne yaptığına bakarım, gözüne bakarım
hep. Zaten foto muhabirlik de bu demektir. Şimdi senin dediğin
fotoğrafçılar vardı ama onlar kendileri için çektiler hep fotoğraf,
kimse gazete-dergi için çalışmadı ki. Çoğu ya reklamcı oldu ya manzara
fotoğrafçısı. Yani bu işin temel sebebi benim foto muhabiri olmamdır
kısaca.

**ÖSB** – **Geçtiğimiz aylarda Ara Güler Fotoğrafçılık ve Eğitim Vakfı kuruldu. Kuruluş süreci nasıl gerçekleşti? Memnun musunuz?**

**AG**
 – Bir birikimin daha sonra yaşaması ve bir arada kalması için kurduk
bunu. Burada da vakıf yapmak mecburiyetindesin ki senden sonra bu
yaşasın. Yoksa çarçur olur gider. Bazı arkadaşların fotoğrafları,
arşivleri böyle oldu. Çöplükten çıkan fotoğrafları oldu bunların. Ben
çöp için çekmedim bu fotoğrafları! İnsanlığın yararına olacak şeyleri
çektim. Ama vakıf kurmak çok zor iş Türkiye’de… Bin türlü sorun,
avukatlar, noterler, bir sürü evrak falan filan. Şimdi bitti bizim vakıf
 işleri. Ama ben öldükten sonra ne olur bilemem tabii.

**ÖSB** – **Vakfın bir sonraki adımında müze var sanırım.**

**AG**
 – Tabii tabii… Benim fotoğraflarım satıyor, ötekiler gibi beklemiyor
ki. 58 tane kitabım var. Dünyada 25 tane fotoğrafçı sayarsan biri de
benim. Ama bunu Türkiye’de doğduğum için kaybedebilirim. Neyse… Arşivin
işler hale gelmesi için vakıf kuruldu. Bu arşiv çok önemli bir şeydir.
Ben bile bakıyorum bazen bunu ben mi çektim diye… Kitaplarımın hepsi
bilgisayar ortamındadır bir kere. Başka zamanlarda yaptığımız
röportajlarda dijital çekilmiştir. Esas ondan evvel 50 sene var. Onlarda
 dijital ortama geçecek. Bu birkaç kişinin işidir artık. Müze olarak
zaten benim oturduğum, büyüdüğüm Galatasaray’daki yer olacak. Müze işi
hemen olmaz ama “gelelim yapalım” diyen bir sürü firma var, para da
verecek. Ama bunlar kimsenin babasının hayrına para falan vermez,
anladın. Ben de yutmam bunları, Beyoğlu çocuğuyum ben! Bu işe de, kimin
işin içinde olacağına da ben karar veririm.

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/006.jpg)

*“Bilinmeyen Ara Güler” sergisinden…*

**ÖSB** – **Giydiğiniz kıyafetler ve renkler her zaman uyumlu… Bir kıyafet tarzınız ve renk seçiminiz var mı?**

**AG**
 – Ben tabiata bakıyorum. 80 küsur senedir tabiata bakıyorum, az mı?
Tabiatın renklerini gayet iyi biliyorum. Pastel renkleri de daha çok
seviyorum. Cart renkleri sevmem. Mesela kıpkırmızı bir elbiseyi de… Ayna
 diye bir b.k vardır, orada bakarsın kendine, bu bana gitti mi diye.
Oraya bakınca anlarsın, eğer anlamıyorsan hıyarın tekisin demektir.

**ÖSB** – **2011 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü aldınız. Sizin için bu ödüllerin bir önemi var mı?**

**AG**
 – Benim için bu ödüllerin hiçbir önemi yok. Onlarca ödül var esasında.
Ama bir tanesi önemlidir, o da hangisi biliyor musun; Aydın Doğan
ödülüdür. O da neden önemlidir, çünkü para verdiler. Diğerleri sadece
laftır, laf anladın.

**ÖSB** – **Fotoğraf çekerken en keyif aldığınız ülke hangisi oldu?**

**AG**
 – Bu çok nettir, Burma (Myanmar). Burma çok az görülmüştü eskiden de
şimdi de öyledir. Ama değişti tabii… Ben oraya 3-4 kez gittim. Farklı
farklı işler için hep. En son gidişimden hemen sonra ihtilal oldu
mesela. O ihtilalde binlerce adam öldü. Dünya gaddardır. O sıralar
Time’ın foto muhabiriyim. Öyle her yere gitmek kolay değil. Burma’da
herkesi almıyor. Çok kısa vize veriyor. Yanına adamlar falan veriyorlar.
 Sonra birileri geldi, uzun vize verdiler ve gittim uzunca kaldım en
son.

**ÖSB** – **58 tane kitabınız var. En beğendiğiniz kitabınız hangisi? İyi ki yapmışız dediğiniz…**

**AG**
 – Geçenlerde şaşırdım hatta kaç tane vardı diye. Amerika’da olsam
milyoner olmuştum bu kadar kitapla. Şimdi geliyorlar, şu kitabın baskısı
 bitti yeniden yapalım diye, hep küçük paralar… En son yapılanlardan
biri FotoCep serisinden. O kitap çok sattı biliyor musun neden? Çünkü
ucuzdur. Ben bu kitapların çoğu için “iyi ki” diyorum. Çünkü bu kitaplar
 olmasa İstanbul’u yeni nesil nereden bilecek? İstanbul bildiğin
İstanbul değil ki. Şimdi bambaşka bir yerdir burası. Adı İstanbul olan
bambaşka bir İstanbul’dur.

**ÖSB** – **Karanlık odada çalışmayı sever miydiniz? Baskılarınızı siz mi yapardınız?**

**AG**
 – Severdim, ama mecburen ben basıyordum. Yoksa kim basacak? Hep kendim
basardım. Uzun gezilerde, eğer önemli bir olaysa ve filmleri hemen
göndermek gerekiyorsa buradan siyah kağıtlar götürürdüm yanımda. Otel
odasının pencerelerini kapatmak için. Orada film yıkardım. Çünkü gittin,
 bir sürü film çektin. Mesela Cannes Festivali… Gece gittin çektin
filmleri. O saatten sonra filmleri yıkatacak hiçbir dükkan bulamazsın.
Mecburen otele gelip hemen yıkarsın. Daha evvelden pencereleri kapatmış,
 kimyasalları hazırlamış olurum. Filmleri yıkamadan gönderirsen, 5-10
ruloyu gazetedeki adam nereden tanıyacak, karelerdeki kim kimdir,
anladın. Filmleri yıkarsın, kurutursun, gerekli olanları kesip, zarfa
koyup zarfın üzerine de isimleri yazman lazım ki bir işe yarasın.
Bitmiyor ki ulan, çektin, yıkadın, zarfa koydun, sonra hadi git
havaalanına ver uçağa, gel otele ara gazeteyi uçuş numarasını, saatini
vs söyle… Şimdi ne yapıyorsun dijital hikayesinde, çekiyorsun
bilgisayara yüklüyorsun, seçiyorsun, basıyorsun düğmeye gidiyor
fotoğraflar gazeteye.

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2018/10/004.jpg)

*“Bilinmeyen Ara Güler” sergisinden…*

**ÖSB** – **Şimdi bir de yeni makineler çıktı, bilgisayara aktarmadan kendi üzerinden gönderebiliyor fotoğrafları.**

**AG**
 – Biliyorum, aslında doğrudan doğruya gönderiyorlar şimdi dediğin gibi.
 Ama seçmen lazım, o da zordur küçük ekranda… Çünkü çok çekiyorsun.

**ÖSB** – **Teknoloji hızla ilerliyor tabii, en çok da fotoğraf makinelerine ve cep telefonlarına yarıyor bu gelişim.**

**AG**
 – Geçenlerde geldi yine birileri yeni bir cep telefonu muymuş neymiş
verdiler işte. Pahalı bir şey de ama ben kullanmam. Nedir o öyle
dokunduğun zaman gidiyor. Bakıyorum herkesin elinde, eziyet çekiyorlar
sanki. Ben cep telefonu kullanıyorum esasında, ama kullandığım basit bir
 şeydir.

**ÖSB** **– Sizin adınız Leica ile birlikte anıldı uzun süre. Ancak sonraları farklı makineler de kullandınız.**

**AG** – Master of Leica oldum çünkü. Çok az kişi vardır bu unvana sahip. Leica çok önemli bir markadır. Bana göre dünyada üç önemli marka vardır. Birincisi; Coca Cola şişesidir. Her şeyi özeldir. İkincisi; Singer dikiş makinesidir. Üçüncüsü de Leica’dır.

*Bu röportaj, 2012 yılında Fotoğraf Dergisi’nde yayınlanmıştır.*
