İki Spor Fotoğrafçısı Dünya Kupası’nı Görüntülemenin Nasıl Bir Deneyim Olduğunu Anlatıyor

2026 FIFA Dünya Kupası’nı tribünden izlemekle saha kenarından belgelemek arasında büyük bir fark var. Nikon Elçileri Andrew Hancock ve Joel Marklund, dünyanın en büyük futbol organizasyonunda yaşadıkları yoğun tempo, sıkı güvenlik önlemleri, FIFA kısıtlamaları ve unutulmaz karelerin arkasındaki hikâyeleri anlatarak spor fotoğrafçılığının perde arkasına ışık tutuyor.

Solda kırmızı formalı bir futbolcu gözleri kapalı şekilde gülümsüyor; sağda beyaz ve mavi formalı başka bir futbolcu iki elini kaldırarak yukarıyı işaret ediyor.
Andrew Hancock tarafından fotoğraflanan Cristiano Ronaldo ve Joel Marklund tarafından fotoğraflanan Lionel Messi.

İki Spor Fotoğrafçısı Dünya Kupası’nı Görüntülemenin Nasıl Bir Deneyim Olduğunu Anlatıyor

2026 FIFA Dünya Kupası, İspanya’nın kupayı kaldırmasıyla sona erdi. Peki bu yıl genişletilen turnuvayı bir fotoğrafçı olarak takip etmek nasıl bir deneyimdi?

Andrew Hancock ve Joel Marklund, Dünya Kupası’na birbirinden oldukça farklı görevlerle geldi. Her ikisi de Nikon Elçisi olsa da Marklund, İskandinavya merkezli spor fotoğraf ajansı Bildbyrån’ı yönetiyor ve ağırlıklı olarak Norveç ile İsveç’e odaklanıyordu. Bir fotoğraf ajansı için çalışan Hancock ise FIFA’nın getirdiği kısıtlamalarla uğraşırken kendisini özgün bir kare bulmaya zorluyordu. Bu konuya birazdan daha ayrıntılı olarak değineceğiz.

Marklund, Tunus ile karşılaşmak üzere Meksika’nın Monterrey şehrine giden İsveçli taraftarları takip etti. | Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån
Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån

Marklund, maçlar arasındaki mesafelerin rekor düzeyde kısa olduğu ve aynı gün içinde iki karşılaşmayı görüntüleyebildiği Katar’daki 2022 Dünya Kupası ile karşılaştırıldığında; ABD, Meksika ve Kanada’nın ev sahipliği yaptığı 2026 Dünya Kupası’nın çok farklı bir deneyim olduğunu söylüyor.

Fotoğrafçı, “Ben Dünya Kupası’nın başında dört günde dört karşılaşma takip ettim,” diyor. “Geç saatlerde oynanan maçların ardından bir sonraki konuma giden mümkün olan en erken sabah uçuşlarına yetişmem gerektiği için bu dört gecenin ikisinde hiç uyuyamadım. Son derece yoğun bir yolculuktu.”

Marklund, Meksika’nın Monterrey şehrinde oynanan İsveç-Tunus karşılaşmasını görüntüledikten sonra, gündeme damgasını vuran İran-Yeni Zelanda maçı için hızla Los Angeles’a geçti. Ayrıca Kansas City’deki Arjantin-Cezayir ve Dallas’taki İngiltere-Hırvatistan karşılaşmalarını da takip etti.

“Bu maçların ardından Wimbledon’da iki hafta çalışmak için Avrupa’ya dönmem gerekti. Ancak hemen sonrasında Dallas ve Atlanta’daki iki yarı final ile son olarak New Jersey’deki final karşılaşması için yeniden ABD’ye geldim,” diye ekliyor.

İsveçli Benjamin Nygren, Alexander Bernhardsson, Viktor Gyökeres ve Alexander Isak, Tunus’a attıkları golü kutluyor. | Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån
Los Angeles’ta Yeni Zelanda karşılaşması öncesinde İran Milli Takımı. | Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån
Lionel Messi, Cezayir’e attığı golü kutluyor. | Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån
İsveç – Tunus karşılaşması. | Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån
Hırvatistan kalecisi Dominik Livaković, İngiltere’den Harry Kane’in kullandığı penaltıyı kurtarıyor. | Fotoğraf: Joel Marklund / Bildbyrån

Marklund dün oynanan final karşılaşmasını da takip etti. Bu da maç saat 15.00’te başlamasına rağmen sabah 07.00’de Manhattan’dan ayrılması anlamına geliyordu.

Marklund, “Maçtan sekiz saat önce yola çıkmak ilk bakışta biraz abartılı görünebilir. Ancak Dünya Kupası finali her zaman yoğun güvenlik önlemleri ve stadyuma girişte medyanın oluşturduğu uzun kuyruklar anlamına geliyor,” diyor.

“Ayrıca ABD Başkanı’nın finale katılacağını önceden biliyorduk. Bu da Gizli Servis tarafından uygulanan ek güvenlik katmanları demekti. Bu kadar erken gitmemize rağmen stadyumun güvenlik çemberine girebilmemiz üç saatten fazla sürdü.”

Final karşılaşmasında Marklund’un öncelikli odağı, kupa seremonisi ve sonrasındaki kutlamalardı. Donald Trump da bu anlarda sahadaydı.

“Bu turnuva boyunca şimdiye kadarki en ticari Dünya Kupası’nı gördük. Örneğin su molaları reklam fırsatına dönüştürüldü. Ayrıca Donald Trump’ın FIFA ile yaptığı görüşmenin ardından ABD’li oyuncu Folarin Balogun’un kırmızı kart cezasının kaldırılmasına tanıklık ettik. Bu da doğrudan oyunun kendisini etkiledi,” diyor.

“Tahmin edildiği gibi FIFA Başkanı Gianni Infantino durumu yönetmeye çalıştı ancak Donald Trump yerinden ayrılmadı ve şampiyon İspanya Dünya Kupası kupasıyla kutlama yaparken kürsüde kalmaya devam etti. Bana göre bu fotoğraf turnuvanın özeti niteliğinde. Çünkü spor, çok daha büyük bir tablonun yalnızca bir parçasıydı.”

İşte Marklund’un sözünü ettiği o fotoğraf:

Andrew Hancock için program biraz daha basitti. Dallas’ı ana üs olarak kullanan Hancock, burada oynanan maçları takip ederken Dallas’ta karşılaşma olmadığı günlerde Houston ve Kansas City’ye de seyahat etti. Toplamda 16 maçı görüntüledi.

Hancock, “Spor fotoğrafçılığına yaklaşımımda mümkün olduğunca hareket özgürlüğüne sahip olmayı seviyorum,” diyor. “Ancak Dünya Kupası’nı takip ederken hareket kabiliyetinizin sınırlı olduğunu söylemek bile yetersiz kalır. Saha kenarı akreditasyonunuz olsa bile maç başladıktan sonra bulunduğunuz koltukta kalmanız gerekiyor.”

Hancock, mümkün olduğunca fazla açıdan görüntü alabilmek için uzaktan kumandalı kameralar kullanmayı sevdiğini söylüyor. Ancak FIFA, kale arkası ya da stadyumun üst bölümlerine kamera yerleştirebilecek yayın kuruluşlarının sayısını sınırlandırdı. Ayrıca Hancock’un maç başlamadan önce oturacağı koltuğu da önceden seçmesi gerekiyordu.

Hancock, “İhtiyacım olan ya da aklımdaki kareyi yakalayabilmek için, belirli bir maçta takımlar ve oyuncular hakkındaki bilgilerime dayanarak kendimi en avantajlı konuma yerleştirecek koltuğu seçmeye çalışıyordum,” diyor.

“Bu kararları, önceki maçları izleyerek ve belirli oyuncuların hareketlerini daha iyi öngörebilmek için ısı haritalarını inceleyerek veriyordum. Bu analizler yalnızca hangi koltuğu seçeceğimi değil, aynı zamanda yanımda hangi objektifleri bulundurmam gerektiğini de belirliyordu.”

Ancak Hancock’un tüm bu titiz planlamasına rağmen futbol fotoğrafçılığı belli ölçüde şansa da bağlı. Özellikle gol sevinçlerini görüntülemek söz konusu olduğunda ve tek bir noktaya sabitlenmek zorunda kaldığınızda bu durum çok daha belirgin hale geliyor.

Hancock, “Neredeyse hiç gol sevinci yakalayamayacak kadar şanssız olacağımı beklemiyordum,” diyor. “’Neredeyse hiç’ derken, takip ettiğim maçlarda atılan gollerin yüzde 5’inden bile azından bahsediyorum. Görüntülediğim 16 maçta toplam 50 gol atıldı. Bunların 47’sindeki gol sevinci benden uzağa doğru gerçekleşti. Bir tanesi ise yüksek bir platformdan çekim yaptığım sıradaydı; bu yüzden onu ne bana doğru ne de benden uzağa olarak değerlendiriyorum.”

“Bana doğru gelen yalnızca iki gol sevinci oldu,” diye devam ediyor. “Üstelik ikisi de turnuvanın ilk haftasında yaşandı. Buna rağmen bulunduğum konumdan o anı en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Aynı zamanda gözüm hep gol yiyen takımın hayal kırıklığındaydı. Çünkü turnuva eleme turlarına geçtiğinde bu duygular çok daha belirgin hale geliyor.”

Fotoğraf: Andrew Hancock
Fotoğraf: Andrew Hancock
Fotoğraf: Andrew Hancock
Fotoğraf: Andrew Hancock
Fotoğraf: Andrew Hancock
Fotoğraf: Andrew Hancock

Buna rağmen Hancock, “özel bir şey üretmeye” kararlıydı. Bu nedenle fotoğraf makinesindeki çoklu pozlama modunu kullanmaya başladı. Aşağıdaki galeride görülebileceği gibi, maç anlarını stadyum içi ve çevresindeki ayrıntılarla, ayrıca çalıştığı şehirlerden sahnelerle bir araya getirerek farklı kompozisyonlar oluşturdu.

Hancock, Dünya Kupası deneyimine dönüp baktığında, karşılaştığı bazı kısıtlamaların kendisini zaman zaman hayal kırıklığına uğrattığını ancak ortaya çıkardığı bazı fotoğraflardan da memnuniyet duyduğunu söylüyor.

“Sosyal medya sayesinde çalışmalarını uzun zamandır takip ettiğim ve artık yakından tanıdığım dünyanın dört bir yanından pek çok fotoğrafçıyla buluşmak harikaydı,” diyor. “Yarı finalde üç farklı ülkeden Nikon Elçileri aynı anda görev yapıyordu. Bunu görmek gerçekten çok güzeldi.”

“Geçtiğimiz aya dönüp baktığımda,” diye ekliyor, “benim için aynı zamanda çok değerli bir öğrenme süreciydi. Şimdiden biliyorum ki 2030 Dünya Kupası’nda çekebileceğim fotoğrafları üretmek için çok daha iyi bir konumda olacağım.”

Exit mobile version