# Fotoğraf Neyi Çoğaltır?

Author: Ethem Onur Parlar

Editorial Role: Original Article

Published: 2019-08-06

Updated: 2019-10-30

Publisher: SanalSergi

Language: tr

Content Type: Editorial Article

Translation: no

Canonical: https://www.sanalsergi.com/fotograf-neyi-cogaltir/

Cite: Ethem Onur Parlar, "Fotoğraf Neyi Çoğaltır?", SanalSergi, 2019-08-06, https://www.sanalsergi.com/fotograf-neyi-cogaltir/

Summary: Sanat tarihinin önemli kavramlarından biri olan eserin “biricik” olması fotoğrafın icadından kısa bir süre sonra yara almıştır.

Categories: Fotoğraf Makaleleri

Tags: Altan Bal, bekar odaları, susan sontag

Featured Image: https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2019/08/bekarodalaribÅyÅkbaski0015-640x455.jpg

---

Sanat tarihinin önemli kavramlarından biri olan eserin “biricik”  olması fotoğrafın icadından kısa bir süre sonra yara almıştır.

İnsanlar,  fotoğraf sayesinde gördüğü her şeyin bir benzerini iki boyutlu olsa da  oluşturmaya, istedikleri zaman defalarca bakabilir hatta aslına hiçbir  zaman ihtiyaç duymadan fotoğrafıyla meşgul olabilirdi.

Özellikle
dijitalleştikten sonra, bu becerisi hızlanmış, bellek kartları sayesinde
 eskiye göre kat kat artmıştır.  Her fotoğraf makinesi, ortamda ışık
olması şartıyla, karşısında durduğu her nesneyi, her insanı hatta her
durumun suretini kaydeder ve çoğaltır. Kullanma kılavuzundaki 3-5 satırı
 okuyan herkes makineyi kaydetmek ve çoğaltmak amacıyla kullanabilir.

## **Fotoğraf aslında neyi çoğaltır?**

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2019/08/bekarodalaribÅyÅkbaski0012-1024x729.jpg)

*Altan Bal, Bekar Odaları Serisi, 2002-2003*

Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki öğrenciliğimin ikinci yılıydı.  O yıl,
 son sokağa çıkma yasağı uygulanacak olan nüfus sayımın yapıldığı yıldı.
 Mutlaka hatırlıyorsunuzdur; sabahtan-akşama kadar evden çıkamazdık.
Zamanın mizah dergilerinin “koyun gibi sayılmak” şeklinde
simgeleştirdiği bir olaydı nüfus sayımları. Benim de aklıma, sokağa
çıkma yasağı uygulanacak son nüfus sayımında sayılan insanların
fotoğrafları çekmek geldi. Bunu yapabilmek için de, nüfus sayım memuru
olarak çalışmak için başvurdum. Saydığım insanların fotoğrafını
çekecektim. O zaman ki aklıma göre sıra çok iyi fikirdi.

Sayım  günü geldi çattı. Görevli olduğum alana gidip saat sabahın sekizinde ilk  zile bastım. Yataktan kalkıp kapıyı açan, bir karı-kocayı sayma  işlemlerini bitirdikten sonra, projemi anlatıp, salonlarında, oturma  odalarında otururken bir fotoğraf çekmek istediğimi söyledim. Cahil  cesareti derler ya tam o durum. Tabi ki “hayır” dediler. Tüm bilgilerini  verdikleri bir insana fotoğraf da çektirmek istemediler doğal olarak.  Yaptığım büyük bir ihtimalle suçtu. Peşi sıra saydığım 10-15 hanede  yaşayanlar da izin vermedi. Ben de olsam izin vermezdim zaten. Öğlene  doğru bir zile bastım, içimden “Bu seferde, izin vermezlerse bir daha  kimseye sormayacağım” dedim. Kapı açıldı. Evin babası açtı kapıyı. Beni  kahvaltıya davet etti. Mutfakta bir yer sofrasıydı. Eşi, biri kız iki  çocuğuyla, bağdaş kurmuşlar yemek yiyorlardı. Kızı üniversite  öğrencisiydi, oğlu olan daha küçük… Sadece baba konuştu, diğerleri  sustu. Sıva ustasıymış, inşaatlarda çalışıyormuş. Bana gösterdikleri  yakınlıktan yüz bularak fotoğraf çekme izni istedim. Ama bu sefer  okuldan ödev verdiler dedim, acındırdım kendimi. Baba “tamam” dedi,  diğerlerine sormadan. Çocukları bu fikirden çok hoşlanmadı ama seslerini  çıkaramadılar.

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2019/08/bekarodalaribÅyÅkbaski0005-1024x729.jpg)

*Altan Bal, Bekar Odaları Serisi, 2002-2003*

– “Nerede çekeceksin?” dedi baba.

– “Oturma odasında…” dedim.

Oturma
 odasına geçtik. Ben küçük bir masaya çantamı koyup makineme flaş
takmaya çalışırken tüm aile bireylerinin duvar kenarına ayakta
dizildiklerini gördüm.

– “Oturursanız daha güzel olur…” dedim ve işime döndüm.

Kısa bir süre sonra tekrar gözümü kaldırdığımda, yine ayakta beklediklerini görünce;

– “Ödevim gereği oturarak çekmek zorundayım.” dedim.

Annenin  ve çocukların suratı bir karış oldu. Çocuklar mahcupça yere baktı.   Baba, “O zaman ödevini burada yapamayacaksın. Bizim maddi durumumuz pek  iyi değil, hiç sandalyemiz yok…” dedi.

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2019/08/bekarodalaribÅyÅkbaski0013-1024x727.jpg)

*Altan Bal, Bekar Odaları Serisi, 2002-2003*

O an fark ettim. Zaten çok az olan ev eşyası içinde oturmak için
hiçbir şey yoktu. Tüm aileyi karşıma dizmiş, bana, hiç tanımadıkları
çocuk yaşta birisine sandalye alacakları paraları olmadıklarını
söyletmek zorunda bırakmıştım.

Önceleri bir fotoğrafçı adayı,
sonra da bir fotoğrafçı olarak, o evde sandalye olmadığını neden fark
etmediğimi, defalarca sordum kendime. Fark etmemiştim. Çünkü büyüdüğüm
ailemin evinde her zaman oturacak bir şeyler vardı… Ve ben o gün orada
hiç olmamıştım. Çektiğim fotoğraflar kendi “san”dığımı çoğaltmaktan
başka bir şey olamayacaktı.

## **Her fotoğraf “ideolojiktir”**

![](https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2019/08/bekarodalaribÅyÅkbaski0015-1024x727.jpg)

*Altan Bal, Bekar Odaları Serisi, 2002-2003*

Makine gerçeğine çok benzeyen bir yeni ürün yaratsada, bir fotoğrafı
akılda kalan yapan sıfat bu değildir. Bir fotoğrafı değerli yapan
fotoğrafçısının, fotoğrafta gördüğümüz suretten yola çıkarak
anlatmasıdır. Yaptığı kadraj seçimiyle, ne zaman deklanşöre bastığıyla,
nasıl bir açıdan çektiğiyle, nasıl bir sunumla yaydığıyla
–renkli/siyah-beyaz- nasıl bir biçimsel bütünlükle gösterdiğiyle
fotoğrafçının kişisel seçiminden oluşur her fotoğraf… Farkında olunsun
ya da farkında olunmadan yapılsın bir fotoğraf makinesi vizörden bakanı,
 deklanşörüne basanı ÇOĞALTIR. Bir fotoğraf makinesi aslında önündekini
değil, arkasındaki çoğaltır…

İşte bu yüzden herhangi bir
fotoğrafın fotoğrafçısının dünya görüşünü, edebini, ruh zenginliğin ya
da ruh fakirliğini yansıtamaması gibi bir durum söz konusu değildir.
Belgesel fotoğraftan, reklam fotoğrafına düğün fotoğrafından, sokak
fotoğrafçılığına her fotoğraf pikseline kadar “ideolojiktir”, Çünkü o
fotoğrafı üreten beyin her zaman bir şeylerin tarafıdır, yaşadığı
dönemin bir sonucudur. Farkında olsa da olmasa da…

Annenin ve
çocukların suratı bir karış oldu. Çocuklar mahcupça yere baktı.  Baba,
“O zaman ödevini burada yapamayacaksın. Bizim maddi durumumuz pek iyi
değil, hiç sandalyemiz yok…” dedi.

Donup kalmıştım. Evde hiç sandalye yoktu ve ben bunu farketmemiştim. Kendimi çoğaltacağım diye, karşımdakileri eksiltmiştim.

– “E hadi çeksene. Sana mı bakıyoruz?” dedi baba. Hepsi yüzlerini yerden kaldırıp bana baktılar. Utanma sırası bendeydi.

**Bir fotoğraf çektim. Utanmamı çoğalttı.**

**Yazı:**Altan Bal, İFSAK Yönetim Kurulu Başkanı

**altanbal@ifsak.org.tr**
