Kurt Hutton: Çağa tanıklık

Kurt Hutton, Kurt Heinrich Hübshman adıyla 1893 yılında Strasburg, Alsace’da dünyaya gelmiş. Babası karşılaştırmalı filoloji profesörü, annesi de terzilik yapan bir yahudiymiş.

Bir protestan okulunda eğitim gören Kurt, annesinin Yahudi olduğunu Nazi Bürokrasisi pasaportuna “J” damgası basınca öğrenmiş. 1911 yılında Oxford’da Quenn’s College’da eğitim görmeye başlamış ama okul bitmemiş.

1. Dünya Savaşı’nda süvari olarak görevlendirilmiş. Savaş bitiminde tüberküloz olduğu için 2 yıl İsviçre kaplıcalarında tedavi görmüş. Çocukluğundan gelen fotoğraf merakıyla, tedavisi süresince stereo-camera ile deneysel çalışmalar yapmış. Bu dönemde kayak yaparken Gertrude Englehardt ile tanışmış, sonrasında evlenmişler ve birlikte stüdyo açmışlar.

Kurt ve Gertrude 1921 de büyük ve lüks bir stüdyon açmışlar ama stüdyo kendini bile çeviremediği için 2 yıl sonra pes etmişler. Aile portreleri çekmek kazançlarının ana kasynağı olmuş. Kurt bu dönem kullandığı büyük boy stüdyo fotoğraf makinelerinden hayal kırıklığına uğramış ve yeni yeni piyasaya çıkan Leica ve Contax gibi minyatür fotoğraf makinelerine kaymış.

1928’e kadar devam eden başarısız kariyeri, ilk fotojurnalist oluşumlarından biri olan  Dephod (Deutsher Photodienst) kurucusu Simon Gutmann ile tanışınca değişmiş. Dephod, linkte de belirtildiği üzere Alphred Marx, Felix H. Man ile birlikte Gutmann tarafından 1929’da kurulmuş, 1930’da(tarihler konusunda farklı kaynaklarda çelişkili bilgiler var, benim de içinden çıkamadığım bu durumu yazıya taşıdım) Kurt Hutton, Walter Bossard, Harald Lechenperg, Robert Capa’nın katılımıyla genişlemiş ve modern fotojurnalizmin gelişmesine katkıda bulunan kurumlardan biri olmuş.

Robert Capa’nın katılımı ilginç bir konu. Dephod döneminde neler çekti bilmiyorum ama Magnum öncesi böyle bir yapıda yer alması, Dephod’u Magnum’un öncülü yapar mı merak ettim. Bu konuda bilgisi olan varsa, paylaşırsa çok sevinirim.

Kurt Hutton’a dönelim. Gutmann Dephod bünyesine katılan Kurt’ü fotoröportajlar çekme konusunda cesaretlendirmiş. 1929’da ilk fotoröportajını Die Woche’de yayınlamış. Devamında Kurt Hutton Dephod yanı sıra pek çok dergi için fotoröportajlar çeken başarılı bir fotoğrafçıya dönüşmüş.

Ailesi üzerine Naziler tarafından baskı kurulunca Kurt Hutton, İngiltere’ye göç etmiş ve British Weekly Illustrated’da düzenli maaş getiren bir iş sahibi olmuş. 1934-1938 arasında Hutton en az 80 fotoröportaj gerçekleştirip bu dergide yayınlatmış.

1938’de kurulan, dönemin çok ses getiren dergisi Picture Post yayın hayatına başlayınca, Kurt Hutton’da bu yayında düzenli dosya gönderen, freelance fotoğrafçı kadrosunda yer almış. Savaş yılları boyunca İngiltere’de bir alman olmak ve fotoğrafçılık yapmak zor olmalı. Kurt Hutton işine odaklanarak bertaraf etmeye çalışmış ve 1941’de derginin kadrolu fotoğrafçısı olmuş. Bu dönemde Kurt’ün oğlu orduya katılmış ve Hutten soyadını kullanmaya başlamış.

Oğlunun ünlü bir kriketçiden esinlenerek taşımayı seçtiği ismi, gramerce daha düzgün telaffuz eden Kurt işlerinde bu tarihten itibaren hutton ismini kullanmaya başlamış. 1947’de yani savaş bittikten sonra resmi isim değişikliğini gerçekleştirmiş. Hutton, 1951 yılına dek Picture Post için fotoğraf çekmeyi sürdürmüş. Bu tarihte geçirdiği bir kalp krizi sonucu taşraya; Suffolk’a taşınmış.

Kırsala taşınınca fotoğrafa ara vermemiş Kurt Hutton, aksine oğlunun dostu, daha sonra ünlü bir yazar olan Roland Blythe ile fotoröportajları sürdürmüş.  Bu dönemlerde, kendisini farkettirmeden fotoğraf üretim yeteneğine hayran olan piyanist ve besteci Benjamin Britten ile tanışıp, fotoğraflamış.

Bu dönem çektiği fotoğraflar Britten – Pears kütüphanesi arşivinde, Picture Post için çektiği fotoğraflar ise Hulton Getty Arşivinde yer alıyor. Almanya’daki başarısız portre fotoğrafçılığının aksine Kurt Hutton’ın İngiltere’de yaptığı işlerden en çok bilinenleri portre fotoğrafları olmuş. Çektiği kimi portrelerden örnek vermek gerekirse;

Albert Camus
Ernst Hemingway
Virginia Wolf

Ve bir fotoğrafçıda olmazsa yazık diye gördüğüm ironik bakışını çok güzel yansıtan, Leica’sını ne kadarkendisinden bir parça kıldığını komik bir yolla gösterdiği otoportresi

1960 yılında vefat eden Hutton hakkında ulaşabildiğim bütün bilgi bu. Bu kadar ayrıntılı yazıp okunmayı zorlaştırmak istemezdim ama üzerine pek fazla kaynak olmayınca ister istemez edindiğim her bilgi kırıntısını buraya eklemeye çalıştım.

Kurt Hutton, bu blogda daha evvel yazdığım göz önünde olmayan Minor White‘dan farklı olarak fotoğraflarıyla ufkumu açtı.

1925-50 arası dünya ideolojilerle, iç savaşlar ve yaklaşan yeni dünya savaşıyla, ekonomik buhranlarla, sanayileşmeninve sömürünün yarattığı bitmek bilmeyen çelişkilerle sarsılmaktaydı. Yaşadıkları dönemin etkisiyle toplumsal olayları dert edinen, düşünen, kafa patlatan, taraf olup daha iyiyi armayı üretimlerinde tartışan sanatçıları  Berthold Brecht, Hemingway, Capa, Orwell gibi Kurt Hutton da elini taşın altına koyarak dünyaya dolaysız bir bakış atarak  bir döneme tanıklığını, keskin bir göz, eleştirel bir zihin ve idealist bir sanatçı olarak bizlere ulaştırmış.

Misal İngiltere wigan’da 1938 yılında işsizliğin nasıl yaşandığıyla ilgili fotoğrafları beni çok derinden etkiledi.

Keza o dönemin sosyal hayatına dair fotoğrafları da…

Kurt Hutton gibi, sisler içinde kalmış, Almanya’da yahudi, İngiltere’de Alman; bir garip yabancılaşmayla geçmiş ömrü içerisinde tanıklığını üretimiyle taçlandırmış, sonrasında ise pek üzerinde durulmayan bir fotoğrafçı olarak kalmış bir ustayı, tanımak, üzerine düşünüp yazarak öğrenmek ve duygulanmaktan büyük zevk aldım.

Velhasıl kelam Kurt Hutton çok  güzel bir insanmış.

Kurt Hutton: Çağa tanıklık

Yazı: Okan Akan

Exit mobile version