Michael Shainblum, Yeni Zelanda’nın sis, yağmur, nehir ve dağlarla sürekli değişen manzaralarını sabır ve dikkatle fotoğraflıyor. Fiordland boyunca ürettiği görüntüler, manzara fotoğrafçılığının yalnızca doğru yeri bulmakla değil; ışığı, atmosferi ve kısa süreli görünürlük anlarını beklemekle ilgili olduğunu gösteriyor.
Fotoğrafçı Michael Shainblum, son video projesinde Yeni Zelanda‘nın değişken hava koşullarıyla şekillenen çarpıcı manzaralarına geri dönüyor. Bu kez çalışmalarını önceden belirlenmiş kompozisyonlardan çok, doğanın sürekli değişen ritmine verdiği anlık tepkiler belirliyor. Shainblum ile bir araya gelerek sürükleyici manzara fotoğrafçılığının ardındaki yaratıcı ve teknik yaklaşımı konuştuk.
A Different Way to See Landscape Photography | New Zealand adlı video projesi; Milford Sound ve Doubtful Sound‘u da kapsayan Fiordland Ulusal Parkı’nda geçiyor. Burada hava sistemleri, suyun hareketi ve sürekli değişen görüş koşulları, aynı manzaranın her an yeniden tanımlanmasına neden oluyor.
Film, durağan manzara görüntülerini art arda sıralamak yerine görsel yapısını sürekli değişim üzerine kuruyor. Vadilere dolan sis, kimi zaman tüm dağ silsilelerini gözlerden saklıyor. Yağmur, derinlik algısını sıkıştırarak tonların düzleştiği sahneler oluşturuyor. Sürekli hareket eden su ise ön planı yeniden şekillendiriyor ve hiçbir kompozisyonun uzun süre aynı kalmasına izin vermiyor. Pek çok fotoğrafçı fırtınalı hava tahminlerinden kaçınırken, Michael Shainblum yağmuru, sisi ve kapalı havayı bilinçli olarak kucaklıyor; zorlu hava koşullarının atmosfere, derinliğe ve görsel etkiye katkı sağlayan en güçlü yaratıcı araçlardan biri olabileceğini gösteriyor.
Ortaya çıkan yaklaşım, hava koşullarındaki belirsizliği aşılması gereken bir engel değil, yaratıcı sürecin vazgeçilmez bir parçası olarak görüyor.
Hareket Halindeki Sezgi
Projenin temelini, sahada anlık koşullara uyum sağlayabilme becerisi oluşturuyor. Teknik kontrol elbette mevcut, ancak her zaman çevrenin davranışlarının gerisinde kalıyor. Kompozisyon önceden kurulmuş bir yapı değil; manzaranın o anda nasıl davrandığına verilen tepkiyle şekilleniyor.
Michael Shainblum, “Fotoğraf tarzımı tanımlamakta hiçbir zaman çok başarılı olmadım çünkü açıkçası tarz kavramı üzerine fazla düşünmüyorum. Benim için fotoğrafçılık her zaman kişiliğimin, hayal gücümün ve ilgimi çeken şeylerin bir uzantısı oldu. Zamanla bu yaklaşım doğal olarak oldukça dışavurumcu bir dile dönüştü,” diyor.
Bu dışavurumcu yaklaşım, onun farklı ölçeklerdeki ayrıntılar arasında ne kadar hızlı geçiş yapabildiğinde açıkça görülüyor. Değişen koşullara bağlı olarak geniş manzaralar saniyeler içinde telefoto ayrıntılara dönüşebiliyor. Bir mekânın tek ve değişmez bir yorumu yok; yalnızca o ana ait geçici versiyonları var.
“Neredeyse yaptığım her şeyi sezgilerimin yönlendirdiğini söyleyebilirim,” diyor.
Bu nedenle karar verme süreci kesintisiz ve tepkisel ilerliyor; sabit görsel hedeflerden çok, çevredeki küçük değişimlerin yön verdiği dinamik bir akışa dönüşüyor.
Milford Sound ve Hareket Halindeki Su Yapıları
Milford Sound’da su, yalnızca arka planı tamamlayan bir unsur değil, kompozisyonun temel belirleyicisi haline geliyor. Teknelerin oluşturduğu dalgalar kıyıya yayılırken, rüzgârın şekillendirdiği yüzey hareketleri ve gelgit akıntılarıyla birleşerek ön planı sürekli yeniden kurguluyor.
Shainblum çoğu zaman kendisini bu hareketin tam sınırında konumlandırıyor; suyun henüz biçim kazandığı ancak tam anlamıyla yerleşmediği anlarda çalışıyor. Sürekli yeniden düzenlenen bu ön plan, kompozisyonların yalnızca kısa süreli hizalanmalar sırasında kurulabilmesine olanak tanıyor.
Bu değişkenlik içinde pozlama, önemli bir kontrol aracına dönüşüyor. Hafif uzun pozlamalar hareketi tamamen yok etmeden yumuşatırken, daha kısa pozlamalar suyun dokusunu ve yüzey ayrıntılarını koruyor. Diyafram ayarları ise hareketli ön plan ile uzaktaki manzara katmanları arasında görsel bütünlüğü sağlıyor.
Her kare, hareket ile netliğin yalnızca birkaç saniyeliğine kesiştiği ve hemen ardından kaybolan kısa ömürlü bir dengeyi temsil ediyor.
Çevresel Belirsizliğin İçinde Çalışmak
Fiordland sürekli değişen bir sistem gibi işliyor. Sis hiçbir uyarı vermeden vadilere doluyor. Yağmur, mekânsal derinliği tonlara indirgenmiş soyut yüzeylere dönüştürüyor. Dağ sıraları ise saniyeler içinde ortaya çıkıp yeniden gözden kaybolabiliyor.
“Çalışma yöntemim aslında hazırlık ile doğaçlamanın birleşiminden oluşuyor,” diyor. “İlgimi çeken bir şey gördüğümde ya hemen fotoğrafını çekiyorum ya da koşulların en uygun olacağını düşündüğüm zamanda geri dönüyorum.”
Bu esneklik, aynı koşulların neredeyse hiçbir zaman tekrarlanmadığı bir coğrafyada vazgeçilmez hale geliyor. Güçlü görünen kompozisyonlar bile hava sistemleri değiştiğinde birkaç dakika içinde tamamen dağılabiliyor.
“Bence en iyi fotoğraflardan bazıları, katı beklentiler olmadan bir yere gidip doğanın size sunduklarına içtenlikle karşılık verdiğinizde ortaya çıkıyor,” diyor.
Bu nedenle çalışma ritmi, kontrol etme çabasından çok sürekli uyum sağlama becerisiyle tanımlanıyor.
Akarsuyun Gerilimi ve Fiziksel Etkileşim
Dere seviyesinde su, hem fotoğrafın konusu hem de kadrajı düzenleyen temel güç olarak işlev görüyor. Akıntılar kayaların ve düzensiz nehir tabanının etrafında kırılarak, kısa süreliğine belirli bir düzen hissi veren ancak hemen ardından yeniden dağılan sürekli değişen desenler oluşturuyor.
Bu koşullarda çalışabilmek için Shainblum çoğu zaman doğrudan nehrin içine giriyor ve dengesiz zeminlerde ayakta durarak kadrajını oluşturuyor. Süreç, görsel olduğu kadar fiziksel de. Ayak basılan zemin, denge ve doğru zamanlama; fotoğrafın ne zaman ve nasıl çekilebileceğini doğrudan belirliyor. Su sürekli hareket ettiği için denge hiçbir zaman kalıcı olmuyor ve sürekli yeniden ayarlanması gerekiyor.
Bu ortamda derenin akışı, fotoğrafın nasıl algılandığını doğrudan etkiliyor. Görsel yönü belirliyor, derinlik ilişkilerini şekillendiriyor ve kompozisyonu taşıyacak unsurların hangilerinin yeterince net kalacağını belirliyor.
Her pozlama, hareket ile yapının yalnızca birkaç saniye boyunca bir araya geldiği benzersiz bir düzeni kaydediyor. Ardından su yeniden yön değiştiriyor ve sahne bir kez daha tamamen farklı bir hale bürünüyor.
Ultra Geniş Açıyla Sürükleyicilik ve Çevresel Baskı
Ultra geniş açı odak uzaklıkları, kamerayı uzaktan bakan bir göz olmaktan çıkarıp doğrudan çevrenin içine yerleştiriyor. Bu ölçekte ön plan artık yalnızca destekleyici bir unsur değil; kadrajdaki diğer tüm öğelerle aynı sistemin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.
Fiordland’da bu sistem doğası gereği kararsız. Ön plandaki su öngörülemeyen biçimlerde sürekli hareket ediyor, sis görüş mesafesini ve derinlik algısını aniden değiştiriyor, engebeli arazi ise akış desenlerini bozarak kompozisyonu doğrudan etkiliyor. Kameranın konumunda ya da yüksekliğinde yapılan küçük değişiklikler bile bu unsurlar arasındaki ilişkiyi önemli ölçüde değiştirebiliyor.
Bu şekilde çalışmak, sahada sürekli yeniden değerlendirme yapmayı gerektiriyor. Kadraj hiçbir zaman tamamen “tamamlanmış” sayılmıyor; çünkü onu tanımlayan koşullar hâlâ değişmeye devam ediyor. Böylece kompozisyon, bitirilmiş bir yapı olmaktan çıkıp aynı unsurların her an yeniden kurulduğu dinamik bir sürece dönüşüyor.
Telefoto Sıkıştırması ve Parçalanmış Manzaralar
Daha uzun odak uzaklıklarında manzara, tek parça bir çevre olarak algılanmaktan çıkıyor ve sıkıştırılmış görsel ilişkiler bütününe dönüşüyor. 100–400 mm objektif kullanıldığında mesafeler birbirine yaklaşırken, birbirinden bağımsız öğeler ton ve doku katmanları halinde üst üste binmeye başlıyor.
“Sürükleyici sahneler için ultra geniş açı objektifleri, manzara içindeki desenleri ve ayrıntıları izole etmek için ise telefoto objektifleri kullanmayı çok seviyorum,” diyor.
Bu sıkıştırılmış bakışta coğrafi bağlam büyük ölçüde azalıyor, hatta tamamen ortadan kalkıyor. Bir şelale artık geniş bir vadinin parçası olarak değil, kendi başına bir biçim olarak algılanıyor. Benzer şekilde bir kaya yüzeyi de dağ silsilesinin devamı olmaktan çıkıyor. Odak noktası artık yapıya kayıyor: kenarlar, geçişler, tekrarlar ve kontrastlar.
Atmosfer koşulları bu görsel parçaların biçimlenmesinde belirleyici rol oynuyor. Rüzgâr su yüzeyinde gözle görülür deformasyonlar oluşturuyor, sis ön plan ile arka planı farklı katmanlara ayırıyor, değişen ışık ise ton ilişkilerini kimi zaman düzleştiriyor, kimi zaman derinleştiriyor. Sonuçta ortaya çıkan manzara, belirli bir mekândan çok birbirinden bağımsız görsel bileşenlerin oluşturduğu bir yapı gibi okunuyor.
Şelale Hareketi ve Pozlama Çeşitliliği
Fiordland’daki şelaleler, sabit kompozisyonlardan ziyade sürekli değişen canlı özneler gibi davranıyor. Aynı sahne, yalnızca pozlama süresi ve çekim zamanlamasına bağlı olarak tamamen farklı sonuçlar üretebiliyor.
Kısa pozlamalar suyun çarpma etkisini, dokusunu ve tek tek hareketlerini öne çıkarırken; uzun pozlamalar bu hareketi daha yumuşak ve kesintisiz akışlara dönüştürüyor. Böylece dikkat ayrıntılardan çok akış hissine yöneliyor. Bu yorumlardan hiçbiri diğerinden daha doğru değil; her ikisi de aynı konunun farklı koşullar altındaki geçerli yorumları.
Rüzgâr ise sürece yeni bir değişken ekliyor. Bazen düşen suyu yalnızca birkaç saniye varlığını sürdüren geçici biçimlere dönüştürüyor; ardından bu şekiller yeniden rastlantısal akışın içinde kayboluyor. Aynı noktadan tekrar çekim yapılsa bile bu anları birebir yeniden üretmek mümkün olmuyor.
Sonuç olarak her kare, ortaya çıkabilecek sayısız olası görüntüden yalnızca biri haline geliyor. Tek bir şelale bile, hareketin, zamanlamanın ve pozlama süresinin yakalama anındaki etkileşimine bağlı olarak birbirinden tamamen farklı görsel yorumlar sunabiliyor.
Uyarlanabilir Bir Sistem Olarak Ekipman
Proje boyunca kullanılan ekipman bilinçli olarak sade tutulmuş. Amaç teknik üstünlük göstermek değil, değişen koşullara hızla uyum sağlayabilecek esnek bir çalışma sistemi oluşturmak.
Shainblum, “Aslında kullandığım ekipman oldukça basit. Çoğu zaman Sony A1 gövde, 12–24 mm, 100–400 mm ve orta odak aralığında bir zoom objektif taşıyorum. Bazen dalgalar ya da vahşi yaşam gibi özel konular için daha uzun bir telefoto kullanıyorum. Gece gökyüzü ya da daha özel çekimler yapacaksam ekipmanımı buna göre değiştiriyorum,” diyor.
Her objektif aynı çevreyi farklı biçimde yorumlamaya hizmet ediyor. Geniş açı izleyiciyi sahnenin içine çekiyor. Telefoto yapıları sıkıştırarak görsel ilişkileri öne çıkarıyor. Orta odak uzaklıkları ise bu iki yaklaşım arasında doğal bir geçiş kuruyor.
“Aynı zamanda yaratıcılığın ekipmandan çok daha önemli olduğuna yürekten inanıyorum. Anlamlı fotoğraflar üretmek için en pahalı kameraya sahip olmanız gerekmiyor. Harika fotoğrafları ortaya çıkaran şey ekipman değil, fotoğrafçının kendisidir,” diyor.
Bu sistem, belirli ve katı bir çalışma yöntemini dayatmak yerine değişen koşullara uyum sağlayabilmeyi destekliyor.
Atmosfer ve Görünürlüğün Çöküşü
Fiordland boyunca atmosferik koşullar, manzaranın her an nasıl algılandığını belirleyen en önemli unsurlardan biri haline geliyor. Vadiler boyunca ilerleyen sis derinlik algısını sürekli yeniden şekillendiriyor, yağmur mesafeyi birbirine yaklaşan ton katmanlarına dönüştürüyor, alçak bulutlar ise hiçbir uyarı vermeden görüşü kesintiye uğratabiliyor.
Doubtful Sound’da bu etkiler daha da yoğun hissediliyor. Dar su yolları, dik ve ormanlarla kaplı yamaçlar arasında sisi hapsederek teknenin ilerleyişiyle birlikte sürekli değişen katmanlar oluşturuyor. Bir an önce tamamen görülebilen bir manzara, atmosferin kanal boyunca yer değiştirmesiyle saniyeler sonra kısmen ya da tamamen kaybolabiliyor.
Bu koşullarda çalışmak, zamanlamayı kadraj kadar kritik hale getiriyor. Telefoto objektifler, kısa süreliğine görünür olan manzara parçalarını izole etmek için sıkça kullanılıyor; ancak bu kesitler hiçbir zaman uzun süre aynı kalmıyor. Her biri, atmosferde anlık açılan boşluklara bağlı olarak yalnızca kısa bir süre varlığını sürdürüyor.
Bu bağlamda her fotoğraf, tamamlanmış ya da değişmez bir manzaranın değil; yalnızca geçici bir görünürlük anının kaydına dönüşüyor.
Tekne Yolculukları ve Hareketli Perspektif
Projenin önemli bir bölümü, Milford Sound ve Doubtful Sound’da gerçekleştirilen tekne yolculukları sırasında çekildi. Fiordland’ın uzak bölgelerinde hareket halindeki bir tekneden yapılan bu çekimler, sabit seyir noktalarından değil; dik kayalıklar, sık ormanlar ve sürekli değişen hava koşullarıyla çevrili dar su yollarında geçen uzun yolculuklardan oluşuyor.
Tekneden çalışmak, fotoğraf üretim sürecini doğrudan etkileyen birçok pratik zorluğu da beraberinde getiriyor. Teknenin sınırlı dengesi ve en küçük hareketleri bile özellikle uzun odak uzaklıklarında kadrajı önemli ölçüde değiştiriyor. Buna rüzgâr, yağmur ve su sıçramaları da eklendiğinde; enstantane, netleme ve çekim zamanlamasının değişen koşullara göre sürekli yeniden ayarlanması gerekiyor.
Tekne fiyordun derinliklerine ilerledikçe manzara da kesintisiz biçimde değişiyor. Kayalıklar görüş alanına girip çıkıyor, sis vadiler boyunca hareket ediyor, şelaleler ise kısa süreliğine belirip ardından kayaların ya da sisin arkasında yeniden kayboluyor. Her anın hızla okunması gerekiyor; çünkü kurulan kompozisyonlar çoğu zaman yalnızca birkaç saniye boyunca varlığını koruyabiliyor.
Bu ortamda fotoğraf üretim süreci teknenin ritmini takip ediyor. Kareler; hareket ile görünürlüğün kısa süreli kesişimlerine verilen anlık tepkilerle oluşuyor. Hareket halindeki bir platformdan çekim yapmanın getirdiği fiziksel sınırlamalar ve sürekli değişen çevresel koşullar, her kompozisyonun biçimini doğrudan belirliyor.
Öne Çıkan Galeri
Michael Shainblum’un yaklaşımını sahada nasıl uyguladığını daha iyi anlayabilmek için aşağıdaki fotoğraflar; sabrın, uyum sağlama becerisinin ve dikkatli gözlemin nihai görüntüyü nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Fiordland Ulusal Parkı’nda koşullar tekrar etmeye yetecek kadar uzun süre sabit kalmadığından, her fotoğraf değişen hava, hareketli su ve sürekli dönüşen ışık koşullarına verilen anlık kararların sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Bu fotoğraflar birlikte üç farklı çalışma biçimini gözler önüne seriyor: Havanın uygun ana ulaşmasını sabırla beklemek, kompozisyon başarısız olduğunda hızla farklı bir yaklaşıma yönelmek ve sis ile hareket içinde saklı soyut yapıları fark edebilmek. Bu üç yaklaşımın ortak noktası ise kontrol etmeye değil, değişime uyum sağlamaya dayalı bir çalışma sistemi olması.
Bu fotoğraf, fotoğrafçının konfor alanının dışına çıkmayı göze alması ve sahadaki zorlu koşulları sonuna kadar kabul etmesi sayesinde ortaya çıktı. Soğuk ve güçlü akıntıya sahip nehirin içine girmek, kaygan kayalar üzerinde dikkatle denge kurmak ve hava, su ile kompozisyonun en doğru anda buluşmasını bekleyecek kadar uzun süre aynı noktada kalmak gerekiyordu. Süreci hızlandırmaya çalışmak yerine, sahnenin en güçlü haline ulaşmasını sabırla beklemek bu yaklaşımın temelini oluşturdu.
“Bu, sabrın ve ısrarın gerçekten karşılığını verdiği fotoğraflardan biriydi. Fiordland’daki bu noktada yaklaşık iki saat geçirdim; hava ile manzaranın doğru şekilde bir araya gelmesini beklerken farklı sahneler fotoğrafladım. Dağ, bulutların arasından zaman zaman beliriyor, ardından tekrar kayboluyordu. Koşullar değiştikçe ben de farklı kompozisyonlar denemeyi sürdürdüm. Bu kare için nehrin içine girmek ve akıntının hem bana hem de tripoda baskı yaptığı kaygan su altı kayaları üzerinde dikkatlice dengede durmak zorundaydım.
Çekimi ultra geniş açı 12–24 mm objektifle yaptım ve hızla akan suyun dokusunu korurken hareket hissini de gösterebilmek için hafif uzun bir pozlama kullandım. Gün oldukça kasvetli ve kapalı geçtiği için bu fotoğrafın siyah beyaz olarak çok daha güçlü çalıştığını düşündüm. Yüksek kontrast, sudaki desenleri ve biçimleri belirginleştiriyor. Ayrıca nehrin oluşturduğu üçgen akışın yukarıdaki dağların V formunu tekrar etmesini çok seviyorum. Kesinlikle bu gezinin en sevdiğim fotoğraflarından biri.”
Nihai fotoğraf, çekim sürecini belirleyen aynı değişken koşulların şekillendirdiği su akışı ile dağ geometrisi arasındaki yönsel ilişkiyi güçlü biçimde vurguluyor.
Bu kare, ilk geniş açı denemesinin güçlü bir kompozisyon üretmemesi üzerine odak uzaklığının değiştirilmesiyle ortaya çıktı. Fotoğrafçı, geniş manzarayı önceden tasarladığı bir fikre uydurmaya çalışmak yerine, daha önce fark edilmeyen küçük ölçekli desenlere ve çevrenin soyut ayrıntılarına yöneldi.
“Bu fotoğraf, yaratıcı anlamda yön değiştirmeye istekli olmam sayesinde ortaya çıktı. Başlangıçta geniş açı objektifle çalışıyor, birkaç geniş manzarayı güçlü bir kompozisyona dönüştürmeye uğraşıyordum; fakat hiçbir şey tam anlamıyla istediğim gibi görünmüyordu. Bunu zorlamak yerine telefoto objektife geçtim ve çevremdeki daha küçük ayrıntılara dikkat etmeye başladım.
Nehirde oluşan bu inanılmaz girdapları ve desenleri fark ettiğim anda onların resimsel karakterinden çok etkilendim. Kadrajı iyice daralttım ve hareketi donduracak kadar hızlı bir enstantane kullanarak tüm ince dokuları korudum. Bu fotoğraf tamamen spontane ortaya çıktı ve bana en iyi karelerin bazılarının, önceden tasarlanmış bir fikri zorlamayı bıraktığınız ve yalnızca manzaranın size sunduklarına karşılık verdiğiniz anlarda oluştuğunu hatırlatıyor. Sonunda bu gezi boyunca çektiğim en sevdiğim soyut fotoğraflardan biri haline geldi.”
Ortaya çıkan son görüntü, önceden tasarlanmış bir fikrin değil; doğrudan nehrin kendi akışından doğan hareket ve yapının bir incelemesine dönüşüyor. Soyutluk, doğal akışın içinden kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Doubtful Sound’daki tekne yolculuğu sırasında çekilen bu fotoğraf, sürekli değişen sis ve hareket halindeki bakış açısı tarafından şekillendirildi. Hareket eden tekneden çalışmak, sahnenin hiçbir zaman tam anlamıyla sabit kalmaması anlamına geliyordu. Atmosferik koşullar vadi boyunca değiştikçe görüş birkaç saniyede bir farklılaşıyor, kompozisyon ise tek bir ana bağlı kalmak yerine manzaranın kendisini yavaş yavaş açığa çıkarmasına verilen dikkatli gözlemlerle gelişiyordu.
“Bu fotoğrafı Fiordland Ulusal Parkı’nın son derece uzak ve büyüleyici köşelerinden biri olan Doubtful Sound’daki gece konaklamalı bir tekne turu sırasında çektim. Ormanlarla kaplı dağ yamaçlarının üzerinden süzülen sisi izlerken, aşağıdaki vadinin oluşturduğu V biçimi hemen dikkatimi çekti. Tekne yavaşça ilerlerken, sis her birkaç saniyede bir değişiyor ve ben de aynı bölgeyi farklı odak uzaklıkları ve kompozisyonlarla tekrar tekrar fotoğraflıyordum.
Sadece sahnenin nasıl dönüştüğünü gözlemliyordum. Bir noktada sis öyle bir birleşti ki ağaçların arasında belirgin şekilde bir kafatası siluetini andıran bir şekil ortaya çıktı. Bu tür fotoğrafları seviyorum çünkü tanıdık manzaraları beklenmedik görüntülere dönüştürüyorlar. Bir açıdan baktığınızda sadece sis ve orman görüyorsunuz; başka bir açıdan ise tamamen farklı bir şey ortaya çıkıyor. Bu tür desenleri ve görsel yanılsamaları keşfetmek, fotoğrafçılıkta en keyif aldığım şeylerden biri.”
Bu fotoğraf, atmosferik koşullar kararsız olduğunda algının nasıl değişebildiğini gösteriyor. Biçim ve anlam yalnızca kısa bir süreliğine ortaya çıkıyor; ardından manzara yeniden değişerek bu görsel yanılsamayı ortadan kaldırıyor.
Belirsizliğin İçinde Israr Etmek
Shainblum’un yaklaşımının özünde, koşullar ne kadar rahatsız edici ya da fiziksel olarak zorlayıcı olursa olsun, manzaranın doğru ana ulaşmasını sabırla bekleme isteği yatıyor. Fiordland’da bu çoğu zaman buz gibi nehirlerin içinde uzun süre ayakta durmak, yağmur altında çalışmaya devam etmek ya da ışık ve sis kadrajın içinde sürekli değişirken soğuk rüzgârın altında beklemek anlamına geliyor.
Shainblum, “Yeni Zelanda burada peşinde olduğum fotoğrafları elde etmek için gerçekten emek vermemi sağladı,” diyor.
Koşullar zorlaştığında başka bir yere geçmek yerine çoğu zaman bulunduğu noktada kalıyor; hava, ışık ve kompozisyonun kısa süreliğine mükemmel biçimde buluşacağı anı sabırla bekliyor. Çevre ne kadar sert ya da iş birliğine kapalı olursa olsun aynı yerde kalma kararlılığı, en güçlü fotoğraflarının çoğunun ortaya çıkmasını sağlayan temel unsur haline geliyor.
Bu proje, Fiordland gibi zorlu coğrafyalarda manzara fotoğrafçılığının basit ama yorucu gerçeğini yansıtıyor: Fotoğraf yalnızca bulunmaz; beklenir, fiziksel olarak deneyimlenir ve bazen tüm koşullar kısa bir anlığına hizalanıncaya kadar sabırla mücadele edilir.
Sırada Ne Var?
Michael Shainblum için odak noktası, keşfetmeye devam etmek. Bu; tanıdık mekânlara yeni bir bakış açısıyla geri dönmeyi, aynı zamanda sahada görme ve çalışma biçimini zorlayacak tamamen yeni coğrafyalar keşfetmeyi kapsıyor. Onun için önemli olan belirli kilometre taşlarına ulaşmak değil, görsel olarak heyecan uyandıran fikirlerin peşinden giderek yaratıcı üretimini sürekli canlı tutmak.
Son dönemde makro fotoğrafçılık üzerine de çalışmaya başlayan Shainblum, geniş manzara fotoğraflarında çoğu zaman fark edilmeyen küçük doğal ayrıntılara daha yakından bakmanın yollarını araştırıyor. Bunun yanında, manzaraların tek bir karede değil zaman içinde nasıl değiştiğini inceleyen çeşitli time-lapse projeleri de geliştiriyor.
Eğitmenlik de çalışmalarının önemli bir parçası olmayı sürdürüyor. Düzenlediği fotoğrafçılık atölyelerinde diğer fotoğrafçılarla doğrudan sahada çalışarak hem teknik becerilerini hem de yaratıcı özgüvenlerini geliştirmelerine yardımcı oluyor. Yaklaşan atölyeler arasında sonbahar renkleri döneminde Utah, Oregon boyunca düzenlenecek road trip deneyimleri, Oregon kıyılarındaki sahil atölyeleri ve Güney Çin’e planlanan bir gezi yer alıyor. Programa düzenli olarak yeni tarih ve rotalar da ekleniyor.
Michael Shainblum’un fotoğraf çalışmaları, atölyeleri ve yaklaşan projeleri hakkında daha fazla bilgiye resmî web sitesinden ulaşabilirsiniz. Güncellemeler ve yeni duyurular ayrıca e-posta bülteni aracılığıyla da paylaşılıyor.
Görsel kredileri & Fotoğraflar: Michael Shainblum
