# Murat Germen Röportajı – A.Deniz Uslu

Author: Ethem Onur Parlar

Editorial Role: Original Article

Published: 2019-03-07

Updated: 2020-05-30

Publisher: SanalSergi

Language: tr

Content Type: Editorial Article

Translation: no

Canonical: https://www.sanalsergi.com/murat-germen-roportaji-a-deniz-uslu/

Cite: Ethem Onur Parlar, "Murat Germen Röportajı – A.Deniz Uslu", SanalSergi, 2019-03-07, https://www.sanalsergi.com/murat-germen-roportaji-a-deniz-uslu/

Summary: A. Deniz Uslu – Murat Germen röportajı / 46 Dergisi — Ocak-Şubat 2012

Categories: Röportajlar

Tags: a.deniz uslu, murat germen

Featured Image: https://www.sanalsergi.com/icerik/uploads/2019/03/murat-germen-header-min.jpg

---

A. Deniz Uslu – Murat Germen röportajı / 46 Dergisi — Ocak-Şubat 2012

**Fotoğraflarınızda insan olmamasına rağmen insanı  anlatabiliyorsunuz. Göndermelerle, metaforlarla insana öykünüyor  yaptığınız işler. Çektikleriniz insana dair. Ürettikleri, terk  ettikleri, bıraktıkları, hatta atıkları… Nedir sizin fotoğrafla  derdiniz?**

Fotoğraf çoğunlukla insanı merkeze alıyor, “insansız fotoğraf olmaz”  diyen çok sayıda fotoğrafçı ve fotoğraf izleyicisi var. Fotoğrafı belge  veya sanat haline getiren, belge ya da sanat olarak tüketen de insan  sonuçta. Buna karşın; insana dair bir öykü, içerik, kavram aktarmak için  fotoğrafın içinde ille de insan(lar) olması gerekmiyor.

Doğa dışında  pek çok şey insan elinden çıkma. İnsanın gerçekleştirdiği, icat ettiği,  içinde yaşadığı, ürettiği, tükettiği, attığı, yaşattığı, varlığına son  verdiği çeşitli ölçekteki farklı nesneler üzerinden insana dair bir çok  öyküsel aktarım yapmak olası. Hatta, doğru nesnelere odaklanıp  fotoğrafları doğru dizilendirirseniz, portrelerdeki alışageldik bazı  ifadelere nazaran daha fazla bilgi nakledebilen insansız fotoğraflar üretmek olası.

**Fotoğrafta “görmek” istediğiniz nedir?**

Anı yakalamak ilk zamanlarda çok önemliymiş, hala da önemli şüphesiz  fakat eskisi kadar değil, çünkü fotoğraf zamanımızda sadece belgelemek  için kullanılmıyor. Önceleri, insan fotoğraflarında doğallık ve güçlü  ruh hallerini yansıtan mimik, ifade ve vücut duruşları arandığı için bu  halleri yakalayan fotoğraflara değer veriliyor ve onların bu değerini  vurgulamak için “kritik an fotoğrafı” terimi kullanılıyordu.

Şimdilerde  çağdaş fotoğrafçılar, geçmişteki bu yaklaşıma tepki olarak görece daha  “ruhsuz” insan fotoğrafları çekiyorlar ve bu tavır tüm dünyada pek çok  çağdaş fotoğrafçının izlediği bir yola, hatta “deadpan” olarak anılan  bir stile dönüşüyor. Yakalanmış anlar eskisi kadar heyecan vermiyor  artık; çünkü o kadar çok an yakalandı ki, bunlar arasında ister istemez  birbirine benzer fotografik betimlemeler oluştu ve “bu filmi daha önce  görmüştüm” hissi uyanmaya başladı çoğumuzda. Fotoğrafı sanatsal ifade  biçimi olarak kullananlar “an yakalamak” değil de “an yaratmak”  peşindeler. Bu İngilizcede “make a photograph” ve “take a photograph”  olarak ayırt ediliyor; “fotoğraf üretmek” ve “fotoğraf çekmek” arasındaki yaklaşım farkına dikkat çekmek amaçlanıyor burada.

Belge fotoğrafçılığı alanında tanıklığın aktarımı söz konusu olduğundan fotoğraf “çekmek” söz konusu, burada herhangi bir kurguya yer yok çünkü  olabildiğince yorum içermeyen, görece nesnel bir aktarım amaçlanıyor,  bekleniyor. Fotoğrafın sanat alanındaki çağdaş icrasında ise daha çok  fotoğraf “üretildiğini” görüyoruz. Burada amaç gündelik haber  niteliğinde bir içeriğin insanlara ulaştırılmasında aracı olmak değil;  öznel bir fikrin, olgunun, kavramın izleyiciye mümkün mertebe  alışagelmişin dışında bir dille aktarılmasında rol oynamak. Bu yüzden  kurgu devreye giriyor ve görselliğin bireysel algıya en yakın bir  biçimde oluşabilmesini sağlamak için gerekli hiç bir müdahaleden  kaçınılmıyor. Belki hiç olmamış, belki ilerde olacak, belki olmuş ama  şahit olunmamış, belki de hızından veya yavaşlığından dolayı  göremediğimiz anlar yaratılıyor ve fotoğraf bu yüzden daha da heyecan  verici bir noktaya gelebiliyor. Artık fotoğraf yaşama değil yaşam  fotoğrafa tanıklık ediyor.

**Bir de manipülasyon var. Ezberleri bozmak ve yeni bir yaratım
 sağlamak siz “zaman”ı kullanıyorsunuz. Nedir ve de nasıldır zamanı
manipüle etmek?**

Fotoğraf genellikle yüksek hızlarda çekildiği için içerdiği zaman
birimi hareketli görüntüye göre hayli sınırlı oluyor. Bu süreyi uzatmak
üzere uzun pozlama kullanırsanız, bu sefer de hareketli nesne veya
öznelerin hayalet görüntüler yaratması söz konusu oluyor. Daha uzun bir
zaman birimini görüntülemeye veya zamanın akışını bozmaya
niyetlenirseniz bunu tek fotoğrafla yapmak pek mümkün değil. Aynı
konumdan veya farklı konumlardan çok sayıda fotoğraf çekip, bunları aynı
 yüzey üzerinde katmanlar aracılığı ile bir araya getirmek, zamanı tek
fotoğrafta olduğundan farklı bir şekilde görüntülemek konusunda avantaj
sağlıyor, Ayrıca fotoğraf, belli anın dondurulmasını belgelemekten
ziyade dondurulmuş bazı anların üst üste gelmesi ile bir akışkanlığın,
devinimin görselleşmesini sağlamış oluyor.

Sayısal görüntüleme ve imge işlem süreçleri ile günlük yaşamımıza
giren “katman” ve “saydamlık” kavramları aracılığı ile bize farklı zaman
 dilimlerindeki çeşitli eklemeleri göstermek ve bize “ora”nın hikayesini
 anlatma potansiyeli taşıyan “parşömen” tadında bir belge yaratmak olası
 hale gelebiliyor. Üretilen süreci çeşitli aşamalara bölecek olursak
yaklaşık şöyle bir sıralama elde edebiliriz: Görüntülenecek mekan
dahilinde zaman içinde birikim, mekana ait kimliğin farklı bileşenlerini
 elde etmek, bu bileşenleri farklı katmanlara atmak, öze varmak üzere
algılanabilir bir derinlik hissi vermeye çalışmak, ve belki de ruhu
yakalama şansını elde etmek…

**Makine estetiğini de seviyorsunuz. Endüstriyel dünyanın gizemi nedir?**

Bizde estetik deyince hep “güzellik” kavramı akla geliyor. Halbuki  çirkin olarak algılanan şeylerin de bir estetiği var. Makineler bir çok  kişi tarafından soğuk, mekanik, neşesiz olarak görüldüklerinden ve tipik  güzellik tanımlamalarının dışında kalan bir görselliğe sahip  olduklarından çirkin olarak algılanabiliyorlar. Şahsen makine  estetiğini, endüstri estetiğini çok seviyorum ve bunun üzerine Garanti  Galeri’de 2005 yılında sergisini açtığım bir çalışmam var.

Endüstriyel  estetiğin kendini beğendirme, satma gibi bir endişesi yok; bu estetiği  örnekleyen yapıların kendilerini var edebilmek için milyonlarca adet  satılması gerekmiyor. Bu yüzden endüstri yapısı ne kadar gerekiyorsa “o  kadar tasarlanıyor” ve ortaya, çok yalın, içten, yarışmayan ve en  önemlisi kolay anlaşılır, dışlayıcı olmayan bir tasarım dili çıkıyor.  Endüstri yapılarının tasarım ve görselliklerindeki içtenlik, yalınlık,  sahicilik benim çok ilgimi çekiyor ve bir çok şeyin yüzeysel, sahte  olduğu hatta ikiyüzlülük içerdiği günümüzde bu özelliklerin ne derece  önemli olduğunu takdir edersiniz…

**“Yol seçimdir, yol tavırdır, beklentidir…” diyordunuz “Yol” serginizde.**

Şimdiye kadarki yaşamımda beni en çok rahatsız eden konulardan biri;
insanın her daim mevcut konumunu, yaşam biçimini, politik görüşünü, ait
olduğu çeşitli grupları bir makam ve tahakküm aracı olarak kullanması
oldu. İnsanların, şikayetçi oldukları sistemleri sadece kendi
sistemlerini inşa etmek için yıktıklarını gördüm hayal kırıklığı ile.
İnsanların her daim taraf olmak istediklerini, daha zor olan arafta
kalmayı beceremediklerini hissettim. Bağımsız kalmayı tercih eden
bireylerin ise asilikle, aksilikle, dik başlılıkla suçlandığını,
bağımsızlık isteğinin her daim belli bir gruba saldırı gibi
algılandığını tecrübe ettim. Yolda olmak beni bu yükten, sıkıntıdan,
cendereden, sınıflandırmadan kurtarır; bağımsız hissetmenin en etkin,
heyecan verici, keyifli, devingen yoludur yolda olmak. Yol bize bulmayı
öğretir ya da bulduğumuzu sandığımızdan kurtulabilmeyi; Yolunu
gözlediğiniz çıkar yolu keşfetmenin yollarından biri de yola çıkmaktır…
