Sanal Sergi

Hızı Fotoğrafa Dönüştürmek: Simone Marulli’nin Uçak Kareleri

Simone Marulli, 25 yıllık 3D grafik geçmişinden taşıdığı ışık, kompozisyon ve görsel hiyerarşi bilgisini havacılık fotoğrafçılığıyla birleştiriyor. Ona göre güçlü bir kare yalnızca teknik ustalıkla değil; merak, gözlem ve doğru anı gerçekten yaşayabilmekle ortaya çıkıyor.

Simone Marulli: Fotoğrafların Değil, Deneyimlerin Peşinden Koşun
Yüksek hızlı manevraların oluşturduğu büyük buhar bulutlarıyla çevrili iki savaş uçağı havada uçuyor.

İtalyan fotoğrafçı Simone Marulli, havacılık fotoğrafçılığının en üst seviyesindeki isimlerden biri. SanalSergi, hem ticari yolcu uçaklarını hem de savaş jetlerini kapsayan etkileyici uçak fotoğrafları üzerine Marulli ile konuştu.

Fotoğraf Sevgisiyle Geçen Bir Ömür ve 25 Yıllık 3D Grafik Arası

Marulli, hayatı boyunca fotoğrafçılığa ilgi duydu.

Fotoğrafçı Simone Marulli

Marulli, “Fotoğrafçılık hayatıma, fotoğrafçı olmayı düşünmemden çok önce babam sayesinde girdi. Daha çocukken tamamen manuel filmli fotoğraf makinesini bana verdi ve kendisinin ve annemin fotoğraflarını çekmemi isterdi. Hayatı boyunca binlerce fotoğraf ve dia çekti,” diyor.

Ailenin akşam yemeklerinden sonra sık sık dia projektörünün etrafında toplanıp aile fotoğraflarına baktığını anlatıyor.

“Dialar yıkanmış olurdu, oda kararırdı ve bir anda o anlar duvarda yeniden canlanırdı,” diyor Marulli.


Dialar yıkanmış olurdu, oda kararırdı ve bir anda o anlar duvarda yeniden canlanırdı.


Bugün Marulli’nin fotoğraflarında da konuları, çoğunlukla uçaklar ama zaman zaman yaban hayatı ve manzaralar, benzer biçimde hayat buluyor. Fotoğrafçılığa duyduğu tutku çalışmalarında hemen hissediliyor ve bu ilginin çocukken aile fotoğraflarına bakarken başladığına inanıyor.

Ancak Marulli’nin yetişkinlikte fotoğrafçılığa geri dönmesi zaman aldı. Profesyonel kariyerine 3D grafik ve animasyon alanında başladı ve bu alanda 25 yıl çalıştı.

“3D bana sıfırdan bir görüntü oluşturmayı öğretti,” diyor Marulli. “Işığı, kompozisyonu, rengi, dengeyi ve sabrı öğretti. Dünyaya bakış biçimimi değiştirdi.”

Ancak 3D grafiğin aksine, Marulli kamera arkasında görüntüyü yoktan “yaratamıyor”. Bilgisayar grafiğinde dünyayı kendisi kurabiliyordu. Fotoğrafçılıkta ise o dünyayı yakalamak zorunda ve bu da bazen hiç gelmeyebilecek doğru anı beklemek anlamına geliyor.

“3D’de neredeyse her şeyi kontrol edebiliyordum,” diyor Marulli. “Fotoğrafçılıkta ise gerçekliğin kendi planları var. Hava durumunu, ışığı ya da uçağı kontrol edemem. Yalnızca hazırlanabilir, orada bulunabilir ve birkaç saniyeliğine her şeyin bir araya gelmesini umabilirim.”

Marulli’nin 3D grafik geçmişi, fotoğrafçılığa farklı bir gözle bakmasını da sağlıyor.

“3D geçmişim bana daha bir RAW dosyasını açmadan önce ışık, renk, denge ve görsel hiyerarşi üzerinden düşünmeyi öğretti. Vizörden baktığımda yalnızca kameranın gördüğünü görmüyorum. Zihnimde dikkat dağıtan unsurları ayıklıyor ve bitmiş fotoğrafın bir duvarda nasıl görüneceğini hayal ediyorum,” diyor.

Bitmiş fotoğrafı önceden zihinde canlandırmak, son derece yetenekli ve deneyimli fotoğrafçılarda sık görülen bir beceri. Marulli de bilgisayar grafiği geçmişinin, işlenmiş görüntüyü daha çekim anında hayal etmesini kolaylaştırdığına inanıyor.

“Bu vizyon sahada verdiğim her kararı etkiliyor: nerede durduğumu, deklanşöre ne zaman bastığımı, ışığı nasıl kullandığımı ve hatta bir görüntünün çekilmeye değer olup olmadığını bile.”

İşleme Yoluyla Gerçekliği Ortaya Çıkarmak

Post prodüksiyon, bir fotoğraftaki sorunları düzeltmenin yolu ya da gerçekliği değiştirme aracı değil. Marulli için çekim sonrası işleme, onu ilk başta deklanşöre basmaya yönelten görüntünün özünü ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor.

Zengin tonlar, güçlü kontrast ve derin renkler üzerine kurulu, kolayca tanınan ve tutarlı bir stil geliştirdi. Konularındaki ince ayrıntılara büyük önem veriyor ve izleyicide sanki uçağa uzanıp dokunabilecekmiş hissi yaratmaya çalışıyor.

Havacılık fotoğrafçılığında konu her zaman yalnızca uçak değil; makinenin içindeki insan da fotoğrafın büyük bir parçası. Pilot, kadrajda çok az yer kaplasa bile görüntünün anlamında önemli bir rol oynuyor.

Marulli için post prodüksiyon süreci dikkat dağıtan unsurları ortadan kaldırıyor ve fotoğrafları daha güçlü hâle getiriyor.

“Bir fotoğrafı daha güzel göstermek için düzenlemiyorum. O anda yaşadığım şeye mümkün olduğunca yakın hissettirmesi için düzenliyorum,” diyor.


Bir fotoğrafı daha güzel göstermek için düzenlemiyorum. O anda yaşadığım şeye mümkün olduğunca yakın hissettirmesi için düzenliyorum.


Havacılık Fotoğrafçılığı Son Derece Uzmanlık Gerektiriyor

Hayattaki pek çok büyük tutku gibi Marulli de havacılık fotoğrafçılığını neden sevdiğini tam olarak açıklayamıyor; yalnızca sevdiğini biliyor.

“Sanki her zaman benim bir parçam olmuş gibi,” diyor.

Marulli’nin en eski anılarından biri, 1993 yapımı savaş uçuş simülasyonu Strike Commander‘ı satın almak için bisikletle 20 kilometre yol gitmesi.

Marulli gülerek, “İşin komik tarafı, oyunu çalıştırabilecek bir bilgisayarım bile yoktu. Yalnızca onu istediğimi biliyordum,” diyor.

“Geriye dönüp baktığımda bu, tutkunun o zaman bile ne kadar derin olduğunu anlatıyor.”

Ancak Marulli, hayal gücünü asıl harekete geçiren şeyin uçakların kendisinden çok onların temsil ettiği şey olduğuna inanıyor. Savaş uçaklarına ilgisinin savaşla değil, insanların kararlılıkla neler inşa edebileceğiyle ilgili olduğunu söylüyor.

“Benim için askeri havacılık bu arayışın en yüksek ifadelerinden biriydi,” diyor Marulli. “Mühendisliği, disiplini, ekip çalışmasını, hassasiyeti ve olağanüstü düzeyde güveni bir araya getiriyor.”

Bu uçaklar, son derece ileri mühendislik kapasitesinin sonucu ve olağanüstü insanlar tarafından kullanılıyor.

“Bir uçak pek çok açıdan insan yaratıcılığının en karmaşık ifadelerinden biri. Uçuş sırasında onun altında durmak; merakın, adanmışlığın ve sayısız insanın emeğinin bir zamanlar imkânsız görünen bir şeye dönüşebileceğini hatırlatıyor,” diyor fotoğrafçı.

Marulli, bunca yılın ardından aslında uçakları değil, insanlığı “en olağanüstü hâliyle” fotoğraflıyor olabileceğini düşündüğünü ekliyor.

Uçakların durağan bir karede yakalanması en zor özelliklerinden biri de hızları. Savaş uçağı denildiğinde akla gelen ilk şeylerden biri, kulak zarını zorlayan Mach seviyesindeki hızları.

Fotoğraf ise doğası gereği zaman içinde dondurulmuş tek bir an. Fotoğrafçıların hareket etmeyen bir ortamda hareketi nasıl hissettirdiği her zaman büyüleyici bir mesele.

“Bir fotoğraftaki hız hissi, enstantaneden çok algıyla ilgilidir,” diyor Marulli. “Elbette teknik taraf önemli. Enstantaneyi duruma, uçak türüne, ışığa ve görüntünün ne anlatmasını istediğime göre seçiyorum. Bazen inanılmaz yoğunluktaki bir anı dondurmak için çok yüksek enstantane kullanıyorum. Bazen de hareket bulanıklığı ekleyip daha güçlü bir hareket hissi yaratmak için bilinçli olarak daha düşük enstantaneye geçiyorum.”


Bir fotoğraftaki hız hissi, enstantaneden çok algıyla ilgilidir.


“Ama bu ayarlar hiçbir zaman başlangıç noktası değil.”

Marulli önce enstantaneyi değil, enerjiyi düşünüyor.

Fotoğrafçı, “Kendime ‘Uçak nereye gidiyor? Işık onu nasıl biçimlendiriyor? Bu fotoğrafa bakan kişinin ne hissetmesini istiyorum?’ gibi sorular soruyorum,” diyor. “Uçak bana ulaşmadan çok önce fotoğrafı zihnimde oluşturmuş oluyorum. Kadraja nereden girmesini, nereden çıkmasını ve aradığım hissi en iyi verecek anı biliyorum. O an geldiğinde deklanşöre basmak neredeyse içgüdüsel hâle geliyor.”

Marulli, tamamen açık bir gökyüzünde bile hareket ve hız hissi yaratmanın mümkün olduğunu söylüyor. Uçağın açısı, kanatlarındaki gerilim, telefoto sıkıştırması ve kadraj içindeki konumu; hız ve enerji hikâyesinin her biri ayrı bir parçası.

“Beynimiz hareketi doğal olarak tamamlıyor,” diyor.

“3D’de geçirdiğim yıllar muhtemelen bunu her şeyden fazla etkiledi. Animasyonda her çizgi, her perspektif ve her ışık kaynağı, durağan bir karede bile hareket yanılsamasına katkıda bulunur. Bugün hâlâ böyle düşünüyorum. Yalnızca önümdekini belgelemek yerine sürekli görsel gerilim arıyorum,” diye açıklıyor Marulli.

“Amacım yalnızca hızı göstermek değil. Fotoğraf hareketsiz olsa bile izleyiciye uçağın hiç durmamış olduğunu hissettirmek istiyorum.”


Amacım yalnızca hızı göstermek değil. Fotoğraf hareketsiz olsa bile izleyiciye uçağın hiç durmamış olduğunu hissettirmek istiyorum.


Marulli bu havacılık fotoğrafçılığı becerilerini ilk olarak çok hızlı olmayan uçaklarla geliştirdi. Gökyüzünde çığlık atarcasına ilerleyen savaş jetlerinden çok farklı görünen havaalanlarındaki yolcu uçağı fotoğrafları, kısmen erişilebilirliğin bir sonucuydu.

“2000’lerin başında ticari havacılık gerçekçi olarak erişebildiğim dünyaydı. Havacılık fotoğrafçılığına girişim böyle oldu,” diyor fotoğrafçı. “Havaalanlarında sayısız saat geçirdim; öğrendim, hatalar yaptım ve uçakları nasıl fotoğraflayacağımı yavaş yavaş anladım.”

“Bir uçak tek başına olağanüstü bir makine. Ama beni tekrar tekrar geri getiren şey yalnızca makinenin kendisi değil,” diye devam ediyor. “Her şeyin aynı anda hizalandığı o kısa an; ses, ışık, beklenti, pilotun becerisi, uçağın arkasındaki yıllar süren mühendislik… Birkaç saniyeliğine açıklaması neredeyse imkânsız bir şey yaşıyorsunuz.

“İşte benim peşinde olduğum an bu,” diyor Marulli. Fotoğraf, o anı korumanın yolu.

Nasıl Havacılık Fotoğrafçısı Olabilirsiniz?

Marulli’nin fotoğraflarından ilham alıp havacılık fotoğrafçılığına başlamak isteyenler için sanatçının çok sayıda önerisi var.

İlk tavsiyesi ise aslında tüm fotoğrafçılar için geçerli: “Gerçekten meraklı olmayı öğrenin.”

Havacılıkta bu, uçakların arkasındaki insanlara, tarihe ve mühendisliğe merak duymak anlamına geliyor. Havacılığı mümkün kılan her şey önemli.

“Baktığınız şeyi ne kadar iyi anlarsanız fotoğraflarınız da o kadar anlamlı hâle gelir,” diyor Marulli.

“Teknik beceriler zamanla gelir. Önce merak gerekir.”


Teknik beceriler zamanla gelir. Önce merak gerekir.


Pratik açıdan bakıldığında hava gösterileri, havacılık fotoğrafçılığına yeni başlayanlar için harika ortamlar. Marulli bunları “inanılmaz bir öğrenme alanı” olarak tanımlıyor. En sevdiği karelerden bazılarını askeri tatbikatlarda ve halka açık hava gösterilerinde çekti.

Kuş Fotoğrafçılığı ile Havacılık Fotoğrafçılığının Ortak Noktaları

Marulli yalnızca gökyüzündeki uçakları fotoğraflamakta başarılı değil. Aynı zamanda oldukça iyi bir kuş fotoğrafçısı ve teknik açıdan uçaklarla kuşları fotoğraflamak arasındaki benzerlik oldukça belirgin.

Her ikisi de hızlı otomatik netleme, öngörü yeteneği ve hızlı tepki süresi gerektiriyor.

“İster bir savaş uçağını ister uçan bir kuşu fotoğraflıyor olun, ikinci bir şans isteme fırsatınız nadiren olur,” diyor Marulli.

Ancak Marulli, aralarındaki daha derin bağın teknik değil davranışsal olduğuna inanıyor.

“Mesele gözlem,” diyor. “Kuş fotoğrafçılığı benim için gerçekten önemli bir okuldu. Bugün yalnızca yaban hayatı fotoğraflamak için bütün bir günü ayırmam oldukça nadir ancak birkaç yıl boyunca kuş fotoğraflamak için sayısız saat harcadım. Geriye dönüp baktığımda yalnızca kuş fotoğrafçılığını değil, gözlem yapmayı öğrendiğimi fark ediyorum.”

İster uçak, ister kuş, ister manzara fotoğraflıyor olsun, Marulli’nin amacı hep aynı: izleyicinin durmasını ve dünyaya hayranlıkla bakmasını sağlamak.

Havacılık fotoğrafçılığı Marulli’nin temel odağı ve çalışmalarının büyük bölümünü, hatta seyahatlerini belirleyen alan olsa da yaban hayatı ve doğa fotoğrafçılığına her zaman zaman ayırdığını söylüyor.

“İster bir dağ vadisini yararak geçen F-22, ister And Dağları üzerinde süzülen bir kondor olsun, olağanüstü bir şeyle karşılaştığım her an bana aynı duyguyu hatırlatıyor: hayranlık.”

F-22 vurgusu önemli çünkü Marulli’nin özellikle hayranlık duyduğu uçaklardan biri. B-2 ile F-22 Raptor arasında favori seçmek zor ancak her ikisinin de farklı bir çekiciliği olduğunu söylüyor.

“B-2 gökyüzündeki hiçbir şeye benzemiyor. Tasarımı zamansız, neredeyse gerçeküstü. Her gördüğümde hâlâ geleceğin başımın üzerinden uçmasını izliyormuşum gibi hissediyorum,” diyor Marulli. “F-22 ise tamamen farklı bir şey. Zarafet, ham güç ve mühendislik mükemmelliğinin olağanüstü bir birleşimi. Onu fotoğraflamak her zaman heyecan verici çünkü hiçbir gösteri diğerinin aynısı gibi hissettirmiyor.”

Fotoğrafların Peşinden Koşmayın

Ancak 25 yılın sonunda, bütün derslerin üzerinde duran bir tanesi var.

“Fotoğrafların peşinden koşmayın,” diye uyarıyor Marulli. “Deneyimlerin peşinden koşun.”

“Yalnızca eve olağanüstü bir fotoğrafla dönmeye odaklanırsanız çoğu zaman hayal kırıklığıyla ayrılırsınız. Ama gerçekten orada olmaya; izlemeye, dinlemeye, öğrenmeye, insanlarla tanışmaya ve çevreyi anlamaya odaklanırsanız eve çok daha değerli bir şeyle dönersiniz. Bazen bu bir fotoğraf olur. Bazen de dünyaya bakışınızı değiştiren bir anı.”

“Çocukken sahip olduğunuz merakla yukarı bakmayı bıraktığınız gün, fotoğraflarınız teknik olarak kusursuz hâle gelse bile bir şeyler kaybetmeye başlar. O merakı koruyun. O hayranlık duygusunu koruyun. Geri kalan her şey öğrenilebilir,” diyerek sözlerini tamamlıyor Marulli.


Görsel kredisi: Simone Marulli

Exit mobile version