Sanal Sergi

24 Hour London: 7,3 Gigapiksellik Panorama ile Londra’nın 24 Saati

Gigapiksel panorama ile time-lapse tekniğini birleştiren 24 Hour London, Londra’nın 24 saatlik değişimini son derece yüksek çözünürlükte kaydetti. Projede her saat 260 kare çekildi; toplam 6.240 RAW fotoğraf, 24 ayrı dev panoramaya dönüştürüldü.

2018’de Londra’nın silüeti, gigapiksel panoramik fotoğrafçılık ile time-lapse tekniğini bir araya getiren sıra dışı bir projeye konu oldu. 24 Hour London adı verilen çalışma, tek bir yüksek çözünürlüklü panorama yerine günün 24 farklı saatini 7,3 gigapiksellik görüntüler halinde kaydetti.

Proje, Visualise’dan fotoğrafçı Henry Stuart liderliğinde Lenstore, Nikon ve Canary Wharf Group iş birliğiyle gerçekleştirildi. Döneminde “dünyanın ilk gigapixel time-lapse panoraması” olarak tanıtılan çalışma, gigapiksel fotoğrafçılığın yalnızca devasa çözünürlüklü sabit görüntüler üretmek için değil, zaman içindeki değişimi göstermek için de nasıl kullanılabileceğine dikkat çekti.

7,3 Gigapiksel Çözünürlük Ne Anlama Geliyor?

Gigapiksel görüntüler, bir milyardan fazla piksel içeren son derece yüksek çözünürlüklü fotoğraflardır. 24 Hour London projesindeki her panorama yaklaşık 7,3 gigapiksel, yani 7.300 megapiksel çözünürlüğe ulaşıyordu.

Bu çözünürlük tek bir deklanşör basışıyla elde edilmedi. Kamera, sahnenin farklı bölümlerini telefoto objektifle art arda görüntüledi; yüzlerce kare daha sonra yazılım aracılığıyla birleştirilerek tek bir dev panorama oluşturuldu.

24 Hour London projesinde Londra silüetinin 7,3 gigapiksellik panoramik görüntüsü

24 Saat Boyunca 6.240 Fotoğraf Çekildi

Çekimler Londra’nın Canary Wharf bölgesindeki One Canada Square binasından gerçekleştirildi. Kamera, yaklaşık 155 derecelik Londra manzarasını kapsayacak şekilde programlandı.

Her saat aynı rota boyunca 260 ayrı fotoğraf çekildi. Bu işlem 24 saat boyunca tekrarlandığında toplam sayı 6.240 RAW fotoğrafa ulaştı.

Her 260 karelik seri daha sonra bir araya getirilerek 7,3 gigapiksellik tek bir panorama oluşturuldu. Sonuçta ortaya günün 24 farklı saatini temsil eden 24 dev panorama çıktı. Bunlar zaman ekseninde birbiri ardına gösterildiğinde Londra’nın gün boyunca değişen ışığı ve şehir yaşamı, yakınlaştırılabilir bir time-lapse deneyimine dönüştü.

Nikon D850 ve 300mm f/2.8 Kullanıldı

Projenin çekiminde dönemin yüksek çözünürlüklü DSLR modellerinden Nikon D850 kullanıldı. 45,7 megapiksellik tam kare sensöre sahip kamera, özellikle yüksek çözünürlüğü ve geniş dinamik aralığı nedeniyle tercih edildi.

Kameraya AF-S NIKKOR 300mm f/2.8 telefoto objektif takıldı. Uzun odak uzaklığı, panoramanın her bölümünün oldukça yüksek ayrıntıyla kaydedilmesine olanak tanıdı. Projenin tanıtımında, görüntü üzerinde yaklaşık 5 mil, yani 8 kilometre uzaklıktaki bazı tabelaların dahi okunabildiği belirtiliyordu.

Tüm karelerin RAW formatında kaydedilmesi de önemliydi. Henry Stuart’a göre panoramanın bir tarafı güneşe dönük ve son derece parlakken Thames çevresindeki diğer bölgelerin çok daha karanlık olabilmesi, geniş dinamik aralığı kritik hale getiriyordu. RAW dosyalar, bu büyük parlaklık farklarını işleme sırasında daha kontrollü biçimde yönetmeye yardımcı oldu.

Robotik Sistem Aynı Kareleri 24 Kez Tekrarladı

Projenin en önemli teknik sorunlarından biri yalnızca yüksek çözünürlük değildi. Bir time-lapse etkisi yaratabilmek için kameranın her saat tam olarak aynı noktalara dönmesi gerekiyordu. Kamera birkaç piksel bile farklı konuma yönelseydi, farklı saatlerde oluşturulan panoramalar arasında belirgin sıçramalar meydana gelebilirdi.

Bu nedenle çekimde Nikon bünyesindeki Mark Roberts Motion Control tarafından geliştirilen MRMC Ulti-Head robotik hareket kontrol sistemi kullanıldı. Normalde film ve reklam prodüksiyonlarında hassas ve tekrar edilebilir kamera hareketleri oluşturmak için kullanılan sistem, kamerayı önceden belirlenen koordinatlar arasında son derece hassas biçimde hareket ettirdi.

Robot, 260 karelik çekim dizisini her saat aynı şekilde tekrar etti. Böylece sabah çekilen panoramadaki her bölüm, öğleden sonra veya gece çekilen panoramadaki karşılığıyla mümkün olduğunca aynı konumda kaldı.

Gigapiksel Panoramayı İşlemek de Ayrı Bir Sorundu

6.240 adet yüksek çözünürlüklü RAW dosyanın çekilmesi projenin yalnızca ilk aşamasıydı. Bunları 24 ayrı dev panoramaya dönüştürmek ciddi işlem gücü gerektiriyordu.

Henry Stuart, projenin ardından yaptığı açıklamada gigapiksel panoramaların zaten özel olarak hazırlanmış güçlü bilgisayarlara ihtiyaç duyduğunu, bu proje için ise özel bir sunucu sistemi kurduklarını ve stüdyodaki iş istasyonlarını aynı veri havuzuna bağladıklarını anlatıyordu.

Sistem, devasa dosyaların işlenebilmesi için görüntüleri gruplar halinde birleştiriyordu. Böylece her saatte çekilen yüzlerce ayrı kare, tek ve kesintisiz bir Londra manzarasına dönüştürüldü.

Gigapiksel ile Time-Lapse Nasıl Birleşiyor?

Klasik time-lapse çekimlerde kamera genellikle aynı kadrajdan belirli aralıklarla tek bir fotoğraf çeker. Bu görüntüler art arda oynatıldığında zamanın hızlandırılmış biçimde akması sağlanır.

24 Hour London’da ise her zaman dilimi tek bir fotoğraf değil, yüzlerce kareden meydana gelen dev bir panoramaydı. Dolayısıyla kullanıcı yalnızca zamanın ilerlemesini izlemekle kalmıyor, aynı zamanda görüntü içerisinde hareket edip son derece uzak ayrıntılara kadar yakınlaştırma yapabiliyordu.

Projenin “Gigalapse” olarak adlandırılmasının nedeni de buydu: gigapiksel panoramanın sunduğu yakınlaştırılabilir yüksek çözünürlük ile time-lapse’ın zaman boyutu tek bir interaktif deneyimde bir araya getiriliyordu.

Gerçekten Dünyanın İlk Gigapixel Time-Lapse’ı mıydı?

24 Hour London, 2018’de yayımlandığında proje ortakları ve birçok yayın tarafından “dünyanın ilk gigapixel time-lapse panoraması” olarak tanıtıldı. Ancak bu tanımlama daha sonra tartışmalı hale geldi.

Carnegie Mellon Üniversitesi bünyesindeki CREATE Lab, 2010 yılında GigaPan Time Machine adı verilen ve kullanıcıların son derece yüksek çözünürlüklü time-lapse görüntüler içinde hareket edip yakınlaştırmasına olanak sağlayan bir sistem geliştirmişti. Bu nedenle 24 Hour London’ı gigapiksel ile time-lapse teknolojisini tarihte ilk kez birleştiren çalışma olarak tanımlamak doğru değil.

Buna rağmen proje, 24 ayrı 7,3 gigapiksellik panoramayı aynı kamera hareketini tekrarlayan robotik bir sistemle üretmesi ve bunu Londra’nın 24 saatlik değişimini gösteren interaktif bir şehir panoramasına dönüştürmesi açısından döneminin oldukça iddialı fotoğraf projelerinden biriydi.

24 Hour London Bugün Neden Hâlâ İlginç?

Aradan yıllar geçmiş olsa da 24 Hour London, yüksek çözünürlüklü fotoğrafçılığın yalnızca daha fazla megapiksel üretmekten ibaret olmadığını gösteren iyi örneklerden biri.

Projenin asıl etkileyici tarafı 7,3 gigapiksellik rakamdan çok; fotoğraf makinesi, telefoto objektif, robotik hareket sistemi, RAW iş akışı, panorama birleştirme ve zaman eksenini tek bir görsel deneyimde bir araya getirmesiydi.

Bugün yüksek çözünürlüklü sensörler ve gelişmiş panorama yazılımları çok daha erişilebilir olsa da binlerce kareyi 24 saat boyunca aynı koordinatlarda üretmek ve bunları kusursuz biçimde eşleştirmek hâlâ ciddi planlama, otomasyon ve işlem gücü gerektiren bir çalışma.


Proje: 24 Hour London
Fotoğrafçı: Henry Stuart / Visualise
İş birlikleri: Lenstore, Nikon, Canary Wharf Group
Kamera: Nikon D850
Objektif: AF-S NIKKOR 300mm f/2.8
Çözünürlük: 7,3 gigapiksel / panorama
Görüş açısı: 155 derece
Toplam fotoğraf: 6.240
Her panorama: 260 fotoğraf
Toplam panorama: 24

Mobil sürümden çık