Fotoğrafta Asıl Hikâye Sadece Konuda Değil, Arka Planda

Bir fotoğrafta sorun çoğu zaman konu değildir — arka plandır. Bu kılavuzda; kadraj içindeki dikkat dağıtıcı unsurları nasıl fark edeceğini, örtüşen nesnelerden nasıl kaçınacağını, arka plan bulanıklığını (bokeh) nasıl kontrol edeceğini ve hangi lens seçimlerinin görüntüyü doğrudan etkilediğini öğreneceksin. Çünkü iyi bir fotoğraf, sadece neyi çektiğinle değil, onun etrafında neyi dışarıda bıraktığınla oluşur.

Kahverengi başlı, beyaz boyun lekeli ve turuncu göğüslü küçük bir kuş, bulanık mavi-gri bir arka plan önünde kuru bir dal üzerinde konumlanıyor.

Bir fotoğrafın konusuna ve netliğine çok odaklansak da, fotoğrafın geri kalanında olanlar başarısı açısından kritik öneme sahiptir.

Verdiğim fotoğrafçılık eğitimlerinin ilk dersinde, katılımcılarıma ön plan ve arka planda neler olduğuna dikkat etmenin önemini özellikle vurgularım. Bu, fotoğrafın başarısı için belirleyicidir. Konuya fazlasıyla odaklanıp kadrajın önünde, arkasında ve kenarlarında yer alan kritik unsurları gözden kaçırmak son derece kolaydır. Üstelik birçok DSLR makinenin vizörü küçük ve düşük kalitelidir; bu da kadrajdaki her şeyi görmeyi zorlaştırır.

Ancak mesele yalnızca fotoğraftaki ikincil unsurların dahil edilmesi ya da yerleşimi değildir. Arka planın kalitesi de görüntünün etkisini doğrudan belirler.

Örtüşen Nesneler

Birçok acemi fotoğrafçının yaptığı temel hatalardan biri, örneğin bir kişinin arkasından bir sokak lambasının çıkıyormuş gibi göründüğü fotoğraflar çekmektir. Üstelik bu sorun yalnızca yeni başlayanlara özgü değildir. Gelin ve damadın başından ağaçların ya da kapı çerçevelerinin çıkıyormuş gibi göründüğü düğün fotoğrafları bile gördüm.

Bu hatadan kaçınmak için fotoğrafçının, konusunu arka plandaki nesnelerden ayırmanın yollarını bulması gerekir. Genellikle bu, fotoğrafçının ya da konunun yana doğru hareket etmesiyle çözülür.

Bu sorun yalnızca arka planda ortaya çıkmaz ve sadece insan fotoğraflarıyla sınırlı değildir. Örneğin, kuş fotoğraflarında gövdenin üzerinden geçen bir dal, kompozisyonu kolayca bozabilir. Küçük memeliler ve yerde beslenen kuşların fotoğraflarında ise istenmeyen otların kadrajı kesmesi sıkça görülür.

Bu fotoğraftaki karmaşa, genellikle deklanşöre basmamam için yeterli bir sebep olurdu.

Manzara fotoğrafçılığında bile ana konu, arkasındaki önemli bir unsurla hizalandığında garip görünebilir.

Ayrıca sorun sadece ana konuyla kötü hizalanmış unsurlar değildir. Fotoğraftaki ikincil öğeler de kendi aralarında çakışarak kompozisyonu bozabilir. Yakınımdaki iskelenin ucundaki feneri fotoğraflarken, kamerayı yanlış yükseklikte konumlandırırsam korkuluklar ufuk çizgisiyle hizalanır; böylece deniz onların altında, gökyüzü ise üstünde kalır. Sonuç oldukça kötü görünür.

Korkulukların ufuk çizgisiyle hizalanması ve gökyüzündeki dengesizlik, bu fotoğrafın başarısız olmasının iki nedenidir; ancak bu durum sorunları göstermek amacıyla bilinçli olarak çekilmiştir.

Hazır kötü örneklerden bahsetmişken, sorun sadece istenmeyen örtüşmeler değildir. Çöp de manzara fotoğraflarında çirkin bir dikkat dağıtıcıdır. Günümüzdeki düzenleme araçlarıyla kolayca kaldırılabilir olsa da, en iyi yaklaşım fotoğrafı doğrudan doğru şekilde çekmektir. İdeal olan, güvenliğinizi de gözeterek çöpleri toplamak ve ortamdan uzaklaştırmaktır; örneğin kullanılmış şırıngaları toplamayı kesinlikle önermem.

Doğal dikkat dağıtıcı unsurlar arka planda da ortaya çıkabilir. Bunlar görüntünün dengesini bozabilir. Manzara fotoğrafçıları için bu; bulutlu bir gökyüzünde küçük bir mavi boşluk, kadrajın bir köşesindeki bir kaya ya da kadraja yeni giren kötü konumlanmış bir kuş olabilir.

Bu sahnenin önceki versiyonuna göre daha iyi olsa da, kadrajın sağında gelgitin çekilmesiyle ortaya çıkan kayalar görüntüyü bozuyor. Bunu genellikle su seviyesi yüksekken çekmeyi tercih ederim.

Arka Plan Bulanıklığının Miktarı

Görüntülerde çoğu zaman sığ alan derinliği hedefleriz. Bir konuya odaklandığınızda, ön plan ve arka plan farklı derecelerde bulanık görünür. Bu durum temel olarak üç değişkene bağlıdır: konuya olan mesafeniz, lensin odak uzaklığı ve diyafram. Bu, kamera ayarlarının bizim lehimize çalıştığı nadir durumlardan biridir.

Bir kuş fotoğrafı çekerken uzun bir lens kullanırsınız. Aynı zamanda geniş bir diyafram (düşük f değeri) ile çekim yaparsınız; bu hem daha hızlı bir enstantane elde etmek hem de arka planı bulanıklaştırarak konuyu ön ve arka plan dikkat dağıtıcılarından ayırmak içindir. İdeal olarak, konuyu rahatsız etmeden ona yaklaşır, kadrajı daha fazla doldurmasını sağlar ve atmosferik etkileri azaltırsınız. Tüm bu faktörler, konunun arka plandan ayrılmasına yardımcı olur.

Buna karşılık, manzara fotoğrafında genellikle tüm görüntünün net olmasını istersiniz. Bu yüzden geniş açılı bir lens kullanırsınız; bu da daha fazla alan derinliği sağlar. Aynı nedenle daha dar bir diyafram (yüksek f değeri) tercih edilir. Enstantanenin daha yavaş olması çoğu zaman sorun değildir çünkü manzara genellikle sabittir. Son olarak, önden arkaya netlik elde etmek için nispeten kameraya yakın bir noktadaki hiperfokal mesafeye odaklanırsınız. Böylece bulanıklık ortadan kalkar.

Düşük kaliteli bir filtre felaket sonuçlar doğurdu. Arkadaki denizde oluşan ışık disklerini incelemek için görsele tıklayın.

Arka Plan Bulanıklığının Kalitesi

Fotoğrafta ne kadar alanın bulanık olacağını değiştirebiliriz; ancak bu bulanıklığın kalitesi de değişkenlik gösterir.

Netlik dışı alanın kalitesi “bokeh” olarak adlandırılır. Japonca bilenler beni düzeltebilir ama bu terimin “bulanıklık” ya da “pus” anlamına gelen “boke” (ぼけ) kelimesinden geldiğini biliyorum. İngilizce sözlüklerde genellikle /ˈboʊ.keɪ/ şeklinde fonetik olarak yazılır. Yani “bo” (ok-yay’daki “bow” gibi) ve “ke” (Ken ismindeki “n” harfi olmadan) şeklinde telaffuz edilir. İki hecelidir ve her iki hece de eşit vurgulanır.

Bokeh, bir görüntünün netlik dışı alanlarının ne kadar estetik göründüğünü ifade eder. Bu, bulanıklığın miktarı değil, kalitesidir. Çok fazla bulanıklık olup kötü bokeh elde edebilirsiniz. Aynı şekilde az miktarda bulanıklıkla da çok güzel bir bokeh yakalayabilirsiniz. Fark, karakterindedir.

İyi bir bokeh, netlik dışı alanların yumuşak geçişlerle eridiği, sert hatların olmadığı bir yapıya sahiptir. Işık vurguları (örneğin net olmayan ışık noktaları) yumuşak ve dengeli şekillerde görünür. Bu sayede arka plan sakin ve dikkat dağıtmayan bir his verir; konunun öne çıkmasını sağlar.

Buna karşılık kötü, “yoğun” ya da rahatsız edici bokeh sert bir görünüm sunar. Bazen “sinirli bokeh” olarak da adlandırılır; arka plandaki dokular agresif ve aşırı belirgin olur, böylece konuyla dikkat için rekabet eder. Çoğu zaman netlik dışı ışık kaynaklarının parlak kenarları olur; hatta çift hatlar, halkamsı desenler ve kromatik sapmalar (yüksek kontrastlı alanlarda renkli çizgiler) görülebilir.

Bazı durumlarda, bir lens arka planda yumuşak bir bokeh üretirken ön planda daha sert bir bulanıklık oluşturabilir ya da tam tersi gerçekleşebilir. Bu durumda bokeh garip hissedilir. Özellikle yakın plan ve vahşi yaşam fotoğrafçılığında bu durum daha belirgin hale gelir.

Bokeh kalitesini belirleyen en büyük faktör, lensin optik tasarımıdır. Farklı lensler, sapmaların ne kadar iyi düzeltildiğine ve netlik dışı alanlarda ışığın ne kadar dengeli dağıldığına bağlı olarak oldukça farklı bokeh üretir. Düşük kaliteli bir lens filtresi kullanmak da kötü bokeh oluşmasına neden olabilir.

Bununla birlikte, bokeh’in bazı yönleri öznel olabilir. Örneğin bazı lenslerin ürettiği dönen (swirling) desen. Bu genellikle düşük kaliteli bokeh olarak değerlendirilir. Ancak aynı zamanda bazı klasik film lenslerinde oldukça aranan bir özelliktir.

Diyafram Şekilleri

Diyafram, bir dizi bıçaktan oluşur. Bu bıçakların sayısı ve şekli bokeh kalitesini etkiler. Genellikle daha iyi lenslerde daha fazla ve daha kıvrımlı bıçaklar bulunur; bu da bulanık alanlarda ışık noktalarının disk şeklinde görünmesini ve genel olarak daha yumuşak bir görüntü elde edilmesini sağlar. Ancak altı düz bıçaklı lensler disk yerine altıgen şekiller üretir ve bu da estetik açıdan çekici olabilir.

“Mükemmel” bokeh’e karşı estetik bir tepki oluştu ve ultra pürüzsüz, yuvarlak bokeh yaygınlaşıp fazla ticari görünmeye başladı. Bu nedenle altıgen ya da çokgen bokeh, son dönem film, televizyon ve prestijli dijital yapımlarda bilinçli ve stil sahibi bir tercih haline geldi. Görüntü yönetmenleri, vintage bir görünüm elde etmek için eski lensleri özellikle tercih ediyor. Citizen Kane (1941), The Third Man (1949), The Man Who Knew Too Much (1956) ve Vertigo (1958) gibi filmlerin klasik görsel dili; John Wick (2014), Moonlight (2016) ve At Eternity’s Gate (2018) gibi daha modern yapımlarda yeniden arandı. Televizyonda ise Breaking Bad (2008–2013), Narcos (2015–2018), The Crown (2016–2023) ve Slow Horses (2022–günümüz) gibi dizilerde benzer tercihler görüldü.

Aynı nedenle, benim de dahil olduğum birçok fotoğrafçı, kameralarına uyarlanmış vintage lensleri tercih ediyor. Bu eski lensler, klinik olarak kusursuz görünmedikleri ve düz kenarlı diyaframları sayesinde çokgen bir karakter sundukları için değerli görülüyor.

Neden Sabit Lensler Zoom Lenslerden Daha İyidir

İlk bakışta, daha yüksek kaliteli lenslerin benzer odak uzaklıkları ve diyafram değerlerinde daha yumuşak bir arka plan sunduğu düşünülebilir. Bu yüzden daha fazla para ödedikçe daha iyi bokeh elde edeceğinizi varsayarsınız. Ancak bu her zaman doğru değildir. Fiyat ve prestij, güzel bir bokeh garantisi vermez. Çok pahalı profesyonel lenslerin, keskinlik, otomatik odaklama ya da çok yönlülükte mükemmel olmalarına rağmen bokeh kalitesi nedeniyle eleştirildiği birçok örnek vardır.

OM System 150-400 F4.5 PRO lensim, odaktan hoş ve yumuşak bir geçiş sunuyor. Ancak bu ucuz bir lens değil ve zaten temiz sonuçlar beklenir.

Görece pahalı Sony FE 24–70mm f/2.8 GM (ilk versiyon), Nikon Z 24–70mm f/2.8 S ve Canon RF 24–70mm f/2.8L IS lensleri, aynı aralıktaki daha yavaş zoom lenslere göre yaklaşık üç kat daha pahalıdır. Buna rağmen, bu lenslerin bokeh’leri sert, kenarları parlak ve dokuları yoğun olarak tanımlanır. Bunun bir nedeni vardır. Etkinlik fotoğrafçıları ve foto muhabirleri için güvenilir performans sunmak üzere tasarlanan bu lenslerde üreticiler, kadraj boyunca maksimum keskinlik elde etmeye ve optik sapmaları agresif şekilde kontrol etmeye odaklanmıştır. Fotoğrafçılıkta her şeyde olduğu gibi burada da bir denge söz konusudur; bu hedefler, daha sert bulanıklık geçişlerine yol açar. Bir lens klinik olarak çok keskin olabilir ama yine de hoş olmayan bir bokeh üretebilir.

Buna karşılık, uygun fiyatlı “Nifty Fifty” (50mm f/1.8) lensler, keskinlik ve kromatik sapmalar pahasına oldukça güzel bir bulanıklık sunabilir. Yani zoom lensler esneklik, keskinlik ve tutarlılık için optimize edilirken, sabit lensler genellikle bokeh kalitesi için optimize edilir. Genel bir kural olarak, ucuz sabit lensler pahalı zoom lenslere kıyasla daha iyi bokeh sunar.

Düzenleme Süreci

Eğer sonuçtan memnun değilseniz, bokeh görüntü işleme aşamasında dikkatli ayarlamalarla iyileştirilebilir. Maske kullanarak keskinliği, netlik (mikro kontrast) ve dokuyu (ince kontrast) kontrollü şekilde azaltmak ve hafif bulanıklık eklemek bokeh’i geliştirebilir. Ancak dikkatli olun! Aşırıya kaçmak görüntüyü kötü hale getirir.

Sonuç

Doğru olarak ana konuya odaklanırız; ancak onun etrafında olanları düşünmek de en az onun kadar önemlidir. Örtüşmelerden kaçının, dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldırın ve bokeh kalitesine özen gösterin.


Yazar Hakkında

Ivor Rackham profesyonel bir fotoğrafçıdır. İngiltere’nin Kuzeydoğu kıyısında yaşamaktadır ve zamanının büyük bir bölümünü diğer fotoğrafçılara eğitim vererek geçirir. Yetiştirdiği birçok öğrencinin başarılı profesyonel fotoğrafçılar haline gelmesinden gurur duymaktadır.

Çalışmaları sırasında farklı markalara ait çok çeşitli ekipmanlar kullanmasına rağmen çekimlerini OM System kameralarla yapar; kendisi bir OM System elçisidir. Geçmişte düğün ve etkinlik fotoğrafçılığı yapmış olsa da bu alandan geri çekilmiştir. Günümüzde ağırlıklı olarak deniz manzaraları ve vahşi yaşam fotoğrafları üretmekte, ayrıca gayrimenkul ve portre çekimleri de gerçekleştirmektedir.

Exit mobile version