Apple sonunda dokunmatik ekranlı MacBook Pro’yu tanıttı. Ancak M5 Max işlemcili yeni PROLED XDR modelini özel kılan şey dokunmatik kullanım değil. Peki önceki M5 Max MacBook Pro ile aynı performansı sunan bu yeni model, 400 dolarlık fiyat farkına değer mi? Tüm cevaplar için MacBook Pro PROLED incelemesi

Apple’ın en üst düzey yeni MacBook Pro modeli, son birkaç tanıtımdan farklı bir yaklaşım benimsiyor. Şirket bu kez performansı öne çıkarmak yerine, yıllarca macOS’a getirmeyeceğini söylediği bir özelliğe odaklandı: dokunmatik ekran. Apple’ın neden bu yolu seçtiğini anlamak zor değil. Ancak dokunmatik ekran, bu bilgisayarı satın almak için gerçekten güçlü bir neden değil. Bu, yeni MacBook Pro’nun satın alınmaya değer olmadığı anlamına da gelmiyor. Hatta PetaPixel’in değerlendirmesine göre durum tam tersi.
Artılar
Eksiler
İçindekiler
Marques Brownlee’nin tanıtım günü yayımladığı değerlendirme videosunda hatırlattığı gibi Steve Jobs, dizüstü bilgisayar ekranına dokunmanın etkileyici bir tanıtım gösterisi sunduğunu, ancak çoğu insanın bunu her gün kullanmayacağını söylemişti. Jobs’a göre bu kullanım biçimini tercih edenler de ergonomik nedenlerle kısa sürede yorulacaktı.
Gerçekten de dokunmatik ekran, iyi bir tanıtım gösterisi oluşturuyor. Apple’ın geçen hafta Los Angeles’ta gerçekleştirdiği basın etkinliğinin odağında da bu özellik vardı. Ancak yeni MacBook Pro’nun ekranına dokunabiliyor olmak, bunu kullanmak isteyeceğiniz veya kullanmanız gerektiği anlamına gelmiyor.
İncelemeyi hazırlayan PetaPixel yazarı, dokunmatik özelliği büyük ölçüde görmezden geleceğini belirtiyor. Buna karşılık macOS’un dokunmatik kullanımından gerçekten yararlanabileceğini düşündüğü başka bir cihazın hâlâ bu imkâna sahip olmamasından yakınıyor.
Apple’ın dokunmatik ekranı öne çıkarmasının nedeni, M5 Max MacBook Pro’nun bu sürümüne ödenen 400 dolarlık ek bedeli haklı çıkaran asıl yeniliklerin bir basın etkinliğinde aynı ölçüde dikkat çekmeyecek olması olabilir. Yeni Tandem OLED panel ve gövdenin daha küçük, daha hafif hâle gelmesi, ortalama bilgisayar alıcısının sosyal medyada heyecanla tartışacağı özellikler olmayabilir.
Ancak bilgisayarı gerçekten yoğun biçimde kullanan profesyoneller için önemli yenilikler tam da bunlar. SanalSergi’ye göre ekranın kalitesi ve taşınabilirlikteki gelişme, fiyat farkını anlamlı hâle getiriyor.
Apple M5 Max MacBook Pro PROLED İncelemesi: Performans
Bu incelemede performans değerlendirmesiyle başlanıyor. Çünkü yeni PROLED sürümünün performansı, mart ayında tanıtılan M5 Max MacBook Pro ile karşılaştırıldığında neredeyse hiç değişmemiş.
PetaPixel, PROLED sürümünde mart ayında incelediği M5 Max MacBook Pro ile aynı performans testlerini gerçekleştirdi. İki bilgisayar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmadığı için yeni test sonuçları ayrıca yayımlanmadı.
M5 Max’in performansına ilişkin daha ayrıntılı sonuçlar, SanalSergi’nin mart ayındaki incelemesinde yer alıyor.
Burada önemli olan, yeni modelin önceki sürümle aynı performansı daha küçük ve belirgin biçimde daha hafif bir gövdede sunabilmesi. Özellikle bilgisayarını sürekli yanında taşıyan fotoğrafçılar için bu değişim, dokunmatik ekrandan çok daha anlamlı olabilir.
Performans değişmediğine göre asıl soru, yeni modelde nelerin farklı olduğu ve bu değişikliklerin kullanıcıya ne kazandırdığı.
Tasarım ve Gövde Kalitesi: Daha İnce, Daha Hafif
Apple, PROLED sürümünün gövdesinde ilk bakışta küçük görünen değişiklikler yaptı. Ancak bu değişikliklerin kullanım üzerindeki etkisi hiç de küçük değil.
Yeni modelde herhangi bir bağlantı noktası kaldırılmadı. Üç Thunderbolt 5 bağlantısı, SD kart okuyucu, tam boy HDMI, 3,5 mm kulaklık girişi ve MagSafe şarj bağlantısı korunuyor. Dolayısıyla daha ince ve hafif gövdeye geçerken bağlantı seçeneklerinden ödün verilmemiş.
Önceki LCD panel yerine daha ince Tandem OLED ekran kullanılması, ağırlıkta dikkate değer bir azalma sağlamış.
14 inç model yüzde 15 hafifleyerek yaklaşık 1,36 kg ağırlığa ulaşmış. İncelemede kullanılan 16 inç model de yüzde 15 daha hafif ve yaklaşık 1,81 kg ağırlığında. Gövde kalınlıkları sırasıyla 1,50 ve 1,60 cm.
Bilgisayarın altındaki dört kauçuk ayak da hafifçe değiştirilmiş. Malzemeleri benzer ve kaygan yüzeylerde aynı düzeyde tutuş sağlıyorlar. Ancak eski modelde alüminyum yüzeyden yükselen düz ayaklar yerine, yeni modelde gövdeye gömülü ve kenarları yuvarlatılmış bir tasarım kullanılmış.
PROLED modeli standart MacBook Pro ile yan yana incelendiğinde ekran bölümünün daha kısa olduğu da fark ediliyor. Bunun nedeni ekranın altındaki çerçevenin kaldırılması. Artık ekranın dört köşesi de yuvarlatılmış.
Görünür ekran alanı da büyümüş. Yeni 16 inç modelin ekranı 16,3 inç, 14 inç modelinki ise 14,2 inç büyüklüğünde.
Dışarıdan kolayca görülemeyen bir başka yenilik ise yeniden tasarlanan soğutma sistemi. PROLED modelinde ikiye ayrılmış farklı bir hava çıkışı bulunuyor. Apple, küçülen gövdeye rağmen termal performansı korumak için içeride kapsamlı değişiklikler yaptığını söylüyor.
PetaPixel’in testlerinde eski model ile PROLED sürümü arasında anlamlı bir performans farkı görülmemesi, yeni soğutma tasarımının görevini başarıyla yerine getirdiğine işaret ediyor.
Hoparlör sistemi de geliştirilmiş. İncelemeye göre düşük frekanslar biraz daha güçlü ve ekran kapağı kapalıyken ses kalitesi daha iyi. Ancak önceki MacBook Pro’ların hoparlörleri zaten oldukça başarılı olduğu için farkı belirgin biçimde anlamak, iki bilgisayarı yan yana dinlemeyi gerektirebilir.
Pil Ömrü ve Bağlantı Özellikleri
Apple’ın açıkladığı pil ömrü değerleri de dikkat çekici. 14 inç modelde 22 saate kadar video izleme ve 14 saate kadar kablosuz internet kullanımı sunuluyor. 16 inç modelde ise bu süreler 24 saat video izleme ve 17 saat internet kullanımına yükseliyor.
Ancak PetaPixel, bu değerlerin profesyonel iş yüklerini yeterince yansıtmadığını düşünerek bilgisayarı yoğun kullanım altında test etti.
Tüm performans testleri pil gücüyle ve iki kez çalıştırıldı. Yaklaşık iki saat süren bu süreçte CPU, GPU ve soğutma sistemi ciddi biçimde zorlandı. Testler tamamlandığında pilin yüzde 48’i kalmıştı. İncelemeye göre bu oldukça iyi bir sonuç.
Diğer bağlantı özellikleri arasında Wi-Fi 7 ve Bluetooth 6 bulunuyor. PROLED MacBook Pro, tek bir Thunderbolt 5 bağlantısı üzerinden iki Studio Display XDR monitörü tam 5K çözünürlükte ve 120 Hz yenileme hızında destekleyebiliyor.
Harici ekran kapasitesi işlemciye göre değişiyor. M5 Pro sürümü toplam üç, M5 Max sürümü ise toplam dört harici ekranı destekleyebiliyor.
Bir başka dikkat çekici değişiklik de arka kapaktaki Apple logosunun yeniden ışıklandırılması. İşlevsel açıdan önemli bir yenilik değil, ancak incelemeyi hazırlayan yazar bu tasarım ayrıntısının geri dönmesinden memnun.
Üstelik OLED panelde arka aydınlatma bulunmadığı için eski MacBook modellerindeki yaklaşım doğrudan kullanılamıyor. Apple’ın logoyu aydınlatmak için ayrıca bir LED bileşeni yerleştirmesi gerekmiş.
PROLED XDR Ekran: İncelemenin Asıl Yıldızı
Apple’ın Tandem OLED Teknolojisi Nasıl Çalışıyor?
OLED, yani organik ışık yayan diyot teknolojisi, her pikselin ayrı ayrı kontrol edilebilmesi sayesinde LCD ekranlardan farklı çalışıyor. Pikseller gerektiğinde tamamen kapatılabildiği için gerçek siyah seviyeleri elde edilebiliyor.
Bu yapı, OLED ekranların yüksek kontrast sunmasını sağlıyor. Apple’ın PROLED MacBook Pro’da kullandığı Tandem OLED panel, şirketin açıkladığı verilere göre 10.000.000:1 kontrast oranına sahip. Ayrıca geleneksel arka aydınlatmalı ekranlarda parlak nesnelerin çevresinde görülebilen ışık taşması ve hale etkileri bulunmuyor.
Apple, Tandem OLED teknolojisini ilk kez bu MacBook Pro’da kullanmadı. Şirket, 2024 yılında tanıttığı 11 ve 13 inç iPad Pro modellerinde de bu teknolojiden yararlanmıştı.
Ancak ekran boyutu büyüdükçe panelin her noktasında aynı görüntü özelliklerini korumak zorlaşıyor. Apple, teknolojinin MacBook ve diğer daha büyük ekranlara hemen getirilmemesini bu üretim zorluğuyla açıklıyor.
Tandem OLED, iki ayrı ışık yayan katmanın üst üste yerleştirilmesiyle çalışıyor. Elektrik yükünün bu katmanlar arasında paylaşılması, tek katmanlı OLED panellere göre daha yüksek tepe parlaklık, daha iyi enerji verimliliği ve daha uzun panel ömrü elde edilmesini sağlıyor.
Apple’ın PROLED teknik dokümanına göre sonuçlar yalnızca ekran donanımından kaynaklanmıyor. Apple Silicon ile bütünleşik ekran motoru; görüntülenen içeriği, piksellerin kullanım geçmişini, sıcaklık sensörlerini ve ortam ışığını değerlendirerek gerçek zamanlı düzeltme algoritmaları çalıştırıyor.
OLED ekranlarda zaman içinde oluşabilen kalıcı görüntü izlerini azaltmak amacıyla ekran motoru, 1 nit ile 1.000 nit arasında piksel bazında sürekli homojenlik düzeltmesi yapıyor ve sürüş sinyallerini ayarlıyor.
OLED’in bir başka avantajı da geniş görüş açıları. Apple, bütün yönlerde 89 derecelik görüş açısında renk ve kontrast değişiminin son derece sınırlı olduğunu belirtiyor.
PROLED XDR ekran bir milyardan fazla rengi görüntüleyebiliyor. Parlaklık tarafında da OLED teknolojisinin geçmişteki sınırlamalarının önemli ölçüde aşıldığı görülüyor.
Apple, iki katmanlı panel sayesinde hem SDR hem de HDR içeriklerde tam ekran 1.000 nit parlaklık sunuyor. HDR içeriklerde tepe parlaklık 2.000 nite ulaşabiliyor. Bu da standart dinamik aralığa göre dört duraklık ek parlaklık aralığı sağlıyor.
Kâğıt üzerinde PROLED XDR; yüksek renk doğruluğu, olağanüstü kontrast ve etkileyici parlaklığı bir araya getiriyor. Ancak bu değerlerin gerçek kullanımda ne kadar iyi sonuç verdiği ayrı bir soru.
Peki PROLED XDR Gerçekten Bu Kadar İyi mi?
PetaPixel’in test ettiği bilgisayarda Apple’ın Nano Texture cam seçeneği bulunmuyordu. İncelemeyi hazırlayan yazar, iki ekran seçeneğini yan yana değerlendirdikten sonra bu modelde Nano Texture tercih etmeyeceğini belirtiyor.
Bu, yazarın önceki yıllardaki tercihinden farklı. Normalde mat ekranları ve Apple’ın yansımaları azaltan Nano Texture yüzeyini başarılı buluyor. Ancak PROLED’in standart camı da yansımaları oldukça iyi kontrol ediyor.
Yansımalar tamamen ortadan kalkmıyor fakat ciddi biçimde dikkat dağıtmıyor. Ayrıca yazar, OLED ekranın sunduğu yüksek kontrastı azaltabilecek bir yüzey seçeneğinden kaçınmanın daha doğru olduğunu düşünüyor.
Ekranlara doğrudan karşıdan bakıldığında kontrast açısından belirgin bir fark görülmemiş. Ancak yan açıdan bakıldığında Nano Texture yüzeyin kontrastı çok az düşürdüğü fark edilmiş.
Yazar, bilgisayarı çoğunlukla doğrudan karşıdan kullanacağını belirtiyor. Buna rağmen bu küçük fark, yeni MacBook Pro’da standart ekranı tercih etmesi için yeterli olmuş.
PROLED ekranın asıl başarısı dokunmatik olması değil. PetaPixel’in değerlendirmesine göre bu ekran, yayın ekibinin şimdiye kadar test ettiği en iyi ekranlardan biri, hatta ölçümleri açısından en başarılısı.
Apple, tanıtımda ekranın sRGB, Adobe RGB veya Display P3 renk alanlarını ne ölçüde kapsadığına ilişkin kesin değerler paylaşmadı. Teknik dokümanda açıklanan tek renk alanı verisi, BT.2020’nin yüzde 81’inin kapsanmasıydı.
Bu nedenle PetaPixel, ekranın renk performansını bağımsız olarak ölçmeye karar verdi.
Renk Doğruluğu Testleri: sRGB, Adobe RGB ve DCI-P3
Ekran testleri iki farklı ayarda gerçekleştirildi. İlk ölçüm varsayılan ekran ayarlarıyla, ikinci ölçüm ise Photography (P3-D65) profili seçilerek yapıldı. Testlerde ekran parlaklığı, ilgili modun izin verdiği en yüksek seviyede tutuldu.
Varsayılan renk ayarlarında ekranın mavi ve kırmızı tonları biraz daha güçlü, yeşiller ise nispeten daha geri planda kalıyor.
Bu modda PetaPixel’in ölçtüğü sonuçlar şöyle:
- sRGB: %137,1
- Adobe RGB: %94,5
- DCI-P3: %97,1
- Ortalama Delta E: Yaklaşık 1
Bu değerler oldukça başarılı. İncelemeye göre yalnızca bu sonuçlar bile ekranı önceki standart MacBook Pro panelinden ve Studio Display XDR’den daha iyi bir konuma taşıyor.
Ancak Photography (P3-D65) modu seçildiğinde sonuçlar daha da etkileyici hâle geliyor.
Bu profil seçildiğinde ekran kendini yeniden ayarlıyor ve parlaklık sabitleniyor. Seviye 1.000 nitlik tepe parlaklığın altında kalıyor ancak yine de yeterince yüksek. Renk dengesi ise varsayılan modun tersine dönüyor: Yeşiller güçlenirken kırmızı ve mavi tonların vurgusu biraz azalıyor.
Yazar, Studio Display XDR ile benzer sonuçlar beklerken şimdiye kadar test ettiği ekranlar arasında en iyi değerlerle karşılaştığını belirtiyor.
Photography (P3-D65) modunda yapılan ölçümlerde PROLED ekran şu değerlere ulaştı:
- sRGB: %148,5
- Adobe RGB: %102,3
- DCI-P3: %105,2
- Ortalama Delta E: 1,08
İncelemeyi hazırlayan yazar, daha önce test ettiği hiçbir monitör veya televizyonda bu üç renk alanında birden yüzde 100’ün üzerinde ölçüm değeri görmediğini belirtiyor.
Uzun yıllardır ekran testleri yapan bir meslektaşı da geçmiş ölçümlerini incelediğinde benzer bir sonuçla karşılaşmadığını söylemiş. Daha önce gördüğü en iyi değerler sırasıyla yüzde 100, yüzde 100 ve yüzde 99’muş.
Burada ölçüm değerlerinin teknik anlamını doğru yorumlamak önemli. Yüzde 100’ün üzerindeki gamut değerleri, ekranın ilgili referans renk alanından daha geniş bir renk hacmi veya kapsama alanı sunduğunu ifade eden ölçüm sonuçları olarak aktarılıyor. Bu değerler, tek başına renk doğruluğunun göstergesi değil; renk doğruluğu ayrıca Delta E gibi ölçümlerle değerlendiriliyor.
Ekranın başarısı yalnızca geniş renk gamıyla sınırlı değil. Panel homojenliği testlerinde de son derece tutarlı sonuçlar elde edilmiş.
PetaPixel’in standart 9 × 5 homojenlik testinde panelin bütün bölgeleri başarılı sonuç vermiş. Kenarlardan merkeze, üst bölümden alt bölüme kadar parlaklık ve renk tutarlılığı korunmuş.
Altı yıllık kendi ekran testi deneyimini ve meslektaşının daha uzun süreli ölçümlerini birlikte değerlendiren PetaPixel yazarı, PROLED MacBook Pro’nun satın alınabilecek en iyi ekranlardan birine sahip olduğunu savunuyor.
Yazarın değerlendirmesine göre kutudan çıktığı hâliyle bu düzeyde renk doğruluğunu, yüksek tepe parlaklığı, kontrast oranı ve panel homojenliğiyle bir araya getiren başka bir dizüstü bilgisayar bulmak son derece zor.
PROLED XDR, incelemeyi hazırlayan yazar üzerinde olağanüstü güçlü bir izlenim bırakmış.
Dokunmatik Ekran: Var Ama Gerçekten Gerekli mi?
Yeni MacBook Pro’nun ekranına dokunmak mümkün. Ancak PetaPixel’in değerlendirmesine göre bu, özellikle ergonomik açıdan başarılı bir deneyim değil.
Apple Pencil desteğinin bulunmaması dikkat çekici bir eksiklik. Logic Pro’da dijital piyano çalmak için parmakları doğrudan öne uzatmak da oldukça rahatsız edici. Genel olarak macOS deneyimi, dokunmatik kullanım için baştan tasarlanmış gibi hissettirmiyor.
Apple’ın menteşeyi güçlendirmesi, dokunmatik kullanımı destekleyen bir değişiklik olarak görülebilir. Ancak menteşe daha sert olsa da ekrana dokunulduğunda hâlâ hafifçe hareket ediyor. Bu da dokunmatik deneyimin tam anlamıyla sabit ve kararlı hissettirmemesine neden oluyor.
Ekran tamamen geriye katlanamadığı veya masa üzerine düz biçimde yatırılabilecek şekilde tasarlanmadığı için yazar, günlük kullanımda dokunmatik özelliğe neredeyse hiç başvurmadığını belirtiyor.
Üstelik bu sorun yalnızca Apple’a özgü değil. Yazar, daha önce test ettiği dokunmatik Windows bilgisayarlarda da benzer bir deneyim yaşadığını söylüyor.
Bu açıdan Steve Jobs’un geçmişteki ergonomi eleştirisini haklı buluyor. Dizüstü bilgisayarın karşısında otururken sürekli öne uzanıp ekrana dokunmak kısa sürede yorucu hâle gelebiliyor.
Dokunmatik özelliğin daha düşünülmüş biçimde uygulandığı alanlar arasında Dynamic Island ve pencere kontrolleri bulunuyor.
Apple, önceki MacBook Pro modellerindeki ekran çentiği yerine Dynamic Island tasarımına geçmiş. Yazar, yıllardır çentiği fark etmeden kullandığını, yeni oval kamera alanının ise üst menü çubuğunun koyu bölümüne yerleştiği için neredeyse görünmez olduğunu söylüyor.
Dynamic Island’ın sunduğu görsel etkileşimler hoş olsa da bunları kullanmak için ekrana dokunmak gerekmiyor. Fare veya izleme dörtgeniyle çalışırken deneyim eksik kalmıyor.
Pencere kapatma ve küçültme kontrolleri ise dokunmatik kullanım için yeniden düzenlenmiş. Normalde sol üst köşedeki küçük kırmızı kapatma düğmesine parmakla isabet ettirmek zor olabilir.
Apple bu nedenle kullanıcı pencerenin sol üst köşesine dokunduğunda ilgili kontrol alanını büyütüyor. Böylece yanlışlıkla pencereyi kapatmak veya küçültmek yerine doğru düğmeye basmak kolaylaşıyor.
Sonuçta ekranın asıl avantajları dokunmatik olmasından kaynaklanmıyor. Dokunmak istemeyenlerin bu özelliği kullanması gerekmiyor. Hatta isteyen kullanıcılar erişilebilirlik ayarlarından dokunmatik kontrolü tamamen kapatabiliyor.
PetaPixel yazarı, bu kadar yüksek görüntü kalitesi sunan bir ekranda dokunma izleri bırakmak istemediğini belirtiyor. Nano Texture yüzeyden kontrastı korumak için vazgeçtiği gibi, ekrana dokunmaktan da kaçınmayı tercih ediyor.
Sonuç: En İyi MacBook Pro Daha da İyi Hâle Geldi
PetaPixel’in mart ayında yayımladığı M5 Max MacBook Pro incelemesi oldukça olumluydu. Ancak iki önemli eleştiri bulunuyordu: Ekranın kusursuz olmayan performansı ve 16 inç modelin ağırlığı.
Apple, yeni PROLED sürümünde bu iki sorunu da ele almış görünüyor.
Yeni model, önceki sürümden daha iyi bir bilgisayar olarak değerlendiriliyor. Bunun karşılığında ise 400 dolar daha fazla ödemek gerekiyor.
400 dolar küçük bir tutar değil. Ancak zaten en az 2.000–3.000 dolar düzeyinde bir profesyonel bilgisayar satın alınırken, ekran kalitesi ve taşınabilirlikteki gelişmelerin bu fiyat farkını haklı çıkarabileceği düşünülüyor.
Özellikle önceki modelin ekranı veya ağırlığı kullanıcı için sorun oluşturuyorsa, yeni PROLED sürümüne geçmek mantıklı olabilir.
Apple’ın geçmişte MacBook Pro’yu daha ince ve hafif hâle getirdiği dönemlerden biri, Touch Bar’ın tanıtıldığı nesildi. PetaPixel yazarı bu dönemi oldukça olumsuz değerlendiriyor. Bağlantı noktalarının azaltılması, performans sorunları ve Touch Bar deneyimi, o neslin en önemli eleştiri konuları arasındaydı.
Bu kez ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Apple bilgisayarı inceltip hafifletirken performanstan ödün vermemiş. Tanıtımda en fazla öne çıkan dokunmatik ekran özelliği ise birçok kullanıcı açısından önemsiz kalabilir.
Buna rağmen genel sonuç olumlu. Çünkü kullanıcı, daha hafif bir gövdeye ve çok daha iyi bir ekrana sahip oluyor.
İncelemede dikkat çekilen bir başka nokta da kullanım biçimi. MacBook Pro’yu çoğunlukla kapağı kapalı şekilde harici monitörle kullanan biri için PROLED sürümünün 400 dolarlık ek maliyeti anlamlı olmayabilir.
Yeni ekranın gerçek değeri, onu düzenli olarak kullanan fotoğrafçılar, video üreticileri ve diğer yaratıcı profesyoneller açısından ortaya çıkıyor.
Alternatifler Neler?
Apple’ın bu kez doğrudan kendi ürün ailesinde sunduğu güçlü bir alternatif bulunuyor: Standart M5 Max MacBook Pro.
Yeni PROLED sürümüyle aynı performansı sunan standart model, 400 dolar daha düşük fiyatla satın alınabiliyor. Biraz daha ağır, gövdesi az miktarda daha büyük ve ekranı PROLED kadar başarılı değil. Ayrıca dokunmatik kontrolü desteklemiyor.
Bunun dışında temel işlem gücü bakımından iki sistem arasında belirgin bir fark bulunmuyor.
PetaPixel yazarı, Apple’ın bu iki farklı ekran seçeneğini gelecekte uzun süre sunmasını beklemiyor. M6 Max nesline geçildiğinde, ister gelecek yıl ister bir sonraki yıl olsun, OLED’in tek seçenek hâline gelebileceğini düşünüyor.
Bu kişisel öngörü doğru çıkarsa mevcut standart M5 Max MacBook Pro, OLED ekranın getirdiği ek maliyet olmadan üst düzey performansa ulaşmak isteyen kullanıcılar için son seçeneklerden biri olabilir.
Apple M5 Max MacBook Pro PROLED Almaya Değer mi?
PetaPixel’in yanıtı evet. Standart M5 Max MacBook Pro zaten güçlü biçimde önerilen bir bilgisayardı. Apple, PROLED sürümünde önceki modelin en önemli iki eleştirisini de gidermiş görünüyor.
İncelemeyi hazırlayan yazara göre yeni modelde belirgin bir kusur bulmak zor. Bütçesi uygun olan ve M5 Max’in sunduğu performansa ihtiyaç duyan kullanıcılar için PROLED sürümü güçlü bir seçenek.
Üstelik bu bilgisayarı satın almak için dokunmatik ekranı kullanmak zorunda değilsiniz. Yeni MacBook Pro’nun asıl değeri, daha iyi ekran, daha hafif gövde ve aynı yüksek performansın bir araya gelmesinde.
Kaynak ve test kredisi: Bu makale, PetaPixel’in Apple M5 Max MacBook Pro PROLED XDR incelemesi temel alınarak SanalSergi için Türkçeye uyarlanmıştır. Ekran renk ölçümleri, pil testi ve performans değerlendirmeleri PetaPixel’e aittir; SanalSergi tarafından bağımsız olarak gerçekleştirilmiş testler değildir.