Arıların Gizli Dünyası: “Secrets of the Bees” Belgeselinde Eşi Görülmemiş Makro Çekimler

“Secrets of the Bees”, daha önce hiç görüntülenmemiş davranışları ve bilimsel olarak bir ilk olan sahneleri, çarpıcı makro sinematografiyle ortaya koyuyor. Japon arılarının ölümcül eşek arılarına karşı savunmasından, milimetrelik canlıların sinema diliyle anlatılan hikâyesine kadar bu belgesel, doğaya bakışınızı kökten değiştirecek.

Secrets of the Bees

Adından da anlaşılacağı gibi, National Geographic’in yeni iki bölümlük belgesel serisi “Secrets of the Bees”, merceğini gezegenimizin en önemli canlılarından birine çeviriyor: arılar. Seri yalnızca arılar hakkında ilgi çekici bilimsel bilgiler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda olağanüstü sinematografisiyle de dikkat çekiyor. Mini dizi, daha önce benzeri görülmemiş düzeyde yakın plan çekimlerle dolu.

“Secrets of the Bees” Belgeselinin Sinematografisi

“Secrets of the Bees” projesindeki çalışmaları üzerine konuşmak için, aynı zamanda son derece yetkin bir fotoğrafçı olan vahşi yaşam film yapımcısı John Brown ile bir araya geldik. Seride iki ana görüntü yönetmeni yer alıyor: Brown ve saygın, etkili vahşi yaşam film yapımcısı Alastair MacEwen. Ne yazık ki MacEwen kısa süre önce hayatını kaybetti; ancak etkisi hem “Secrets of the Bees” üzerinden hem de etkileyici doğa belgesellerinden oluşan zengin filmografisi aracılığıyla hissedilmeye devam ediyor.

“Bal arılarının büyük bölümünü Alastair çekti, ben ise yurtdışındaki diğer arı türlerine odaklandım,” diyor Brown. Bu kapsamda Brown; Japon eşek arıları ve bal arıları, ateş arıları, akbaba arıları ve Dawson’ın kazıcı arısı gibi türleri görüntüledi.

“O benim kahramanlarımdan biriydi,” diyor Brown, yakın dostu ve çalışma arkadaşı Alastair MacEwen hakkında. “Bence sektördeki herkes için bir kahramandı. Hepimizin ulaşmaya çalıştığı standartları belirledi. Son derece tutkulu, zeki ve meraklıydı. O hayranlık duygusu hiç bitmedi. Sürekli yeni ekipmanlar geliştirdi, asla bulunduğu noktada durmadı. İçsel olarak motive olan biriydi.”

MacEwen’in kaybı son derece üzücü olsa da Brown, onun yaşam boyu yaptığı işlere yönelik sevgi ve destek akışının çok etkileyici olduğunu söylüyor.

“Gerçekten olağanüstü bir insandı,” diye ekliyor Brown. “Harika, gerçekten olağanüstü bir insan.”

John Brown, ateş arısı (Oxytrigona tataira) çekimi sırasında. (kredi: National Geographic/Javier Aznar González de Rueda)

Birden Fazla “Dünya İlkleri”

“Secrets of the Bees” projesindeki çalışmaları kapsamında Brown, Güney Amerika’daki akbaba arıları gibi nadir ve pek bilinmeyen türleri de görüntüledi. Leş arıları olarak da bilinen bu üç türlük arı grubu, çürüyen etle besleniyor.

Genç bir işçi bal arısının sırtına tutunmuş bir Varroa akarı. (kredi: National Geographic)

Brown, özellikle Japon arılarının, kendilerinden çok daha büyük ve ölümcül bir avcı olan Asya dev eşek arısına karşı kovanlarını savunduğu sahneleri görüntülemekten büyük gurur duyuyor. Bu etkileyici sekans, “Secrets of the Bees” belgeselinde yer alan pek çok bilimsel “ilk”ten sadece biri. Bunlar arasında uçuş halindeki bir süpürge arısının ilk kez görüntülenmesi, bir akbaba arısı yuvasının ilk çekimi ve bal arılarının Varroa akarı istilasına karşı kendilerini savunmasının ilk kez kaydedilmesi de bulunuyor.

Bir Varroa akarı, bir arıya tutunmak için alttan beklerken görüntüleniyor. (kredi: National Geographic)

“Secrets of the Bees” belgeselinde yer alan bu olağanüstü görüntüleri yakalamak, ciddi zaman ve emek gerektirdi. Brown’un da belirttiği gibi, makro video çekimlerinde her şeyin son derece hassas olması gerekiyor.

“Komik aslında, çünkü kaplanlar ve şempanzeler hakkında filmler çektim. Sabah üçte başlayıp gece ona kadar süren, vücut ağırlığınızın yarısını taşıdığınız günler… Ama hiçbir şey bu tür makro çekimler kadar yorucu değil. Bu tamamen zihinsel bir yorgunluk. Adeta beyin ameliyatı yapmak gibi. Saatler boyunca inanılmaz bir odaklanma gerektiriyor ve üstelik yönlendiremediğiniz bir özneyle çalışıyorsunuz; o ne yapacaksa onu yapıyor,” diyor Brown.

Asya bal arısı işçisi, kovan girişine yaprak parçası sürerken. (kredi: National Geographic)
Kovan girişinde tetikte bekleyen Asya bal arısı işçileri. (kredi: National Geographic)
Asya dev eşek arısının, bir bal arısı kovanı girişindeki portresi. (kredi: National Geographic)

Makro Vahşi Yaşam Çekimi: Aşırı Hassasiyetin Alanı

Brown, kamerayı üç boyutlu uzayda son derece hassas şekilde kontrol etmesini sağlayan özel bir sistem geliştirdiğini ve “Secrets of the Bees” çekimlerinin yaklaşık %90’ında bu sistemi kullandığını belirtiyor.

“Bir ekrana bakıyorsunuz, kamerayı iki eksende hareket ettiriyorsunuz, pan ve tilt yapıyorsunuz ve aynı anda sol elinizle netleme yapıyorsunuz. Tüm zihinsel işlem kapasiteniz, bu küçük canlıları net tutmaya çalışmaya gidiyor,” diye açıklıyor Brown.

Dawson arısı erkekleri, dişi bir arının yuvasından çıkmasını beklerken. (kredi: National Geographic)

Film yapımcısı, teknik zorlukların ötesinde ciddi sanatsal zorlukların da bulunduğunu belirtiyor.

“Her zaman iki ya da üç çekim sonrasını düşünmek zorundasınız çünkü bir hikâye anlatmaya çalışıyorsunuz. Tek bir güzel görüntü elde etmek yeterli değil. Editörün, sizin önünüzde gerçekleşen bu davranıştan güçlü bir hikâye kurabilmesi için neyin yeterli olacağını da düşünmelisiniz,” diyor Brown.

Çalışan arılarla çevrili kraliçe bal arısı. (kredi: National Geographic)

“Gerçekten bayılıyorum ama günün sonunda, fiziksel olarak hiçbir şey yapmamış olsanız bile tamamen tükenmiş oluyorsunuz,” diye gülerek ekliyor.

Özellikle akbaba arıları çekimleri için Brown, “üç hafta boyunca bataklıkta oturduğunu ve sürekli bir şeyler tarafından ısırıldığını” söylüyor. Üstelik tüm bu süre boyunca yağmur yağıyordu. En büyük zorluk zihinsel olsa da, vahşi yaşam sinematografisi ciddi fiziksel yükler de barındırıyor.

“Ama yine de bunu son derece tatmin edici buluyorum,” diye ekliyor.

Japon bal arıları (Apis cerana japonica) kovana doğru uçarken. (kredi: National Geographic/Alex Wickens)

“Secrets of the Bees” için yaklaşık bir buçuk yıla yayılan sekiz aylık çekim sürecinde Brown’un en sevdiği sekans, Japon bal arılarının bir Japon dev eşek arısına karşı mücadelesini görüntülediği sahne oldu.

“Bence gerçekten çok iyi çalıştı. Renk düzenlemesinden ışığa kadar her şey çok güzel görünüyordu, davranış ise inanılmazdı,” diyor Brown. “Doğru zamanda oradasınız ve davranış kendiliğinden gelişiyor. Bu çok güzel. Özellikle arıların gidip aromatik bitki yaprakları toplayarak eşek arılarının bıraktığı feromon izlerini silmesi… Bunu okumuştuk ama daha önce kimse görüntülememişti. Orada olmak ve bunu görmek… Japonya’yı seviyorum, ekip harikaydı. Böyle çekimler yaptığınızda süreç tamamen büyüye dönüşüyor.”

Kuzu kulağı bitkileri arasında havada asılı duran bir erkek yün tarak arısı. (kredi: National Geographic)

Makro Çekimde Ölçek Meselesi

Brown’un büyük hayvanları filme alma konusundaki geniş deneyimi düşünüldüğünde, makro çekime yaklaşımının nasıl farklılaştığını görmek ilginç. Ya da aslında ne kadar benzer olabildiğini… Çünkü konu ister bir kaplan ister bir karınca olsun, yaklaşımın özü değişmiyor.

“Böcek bakış açısı dediğimiz perspektiften özellikle kaçınmaya çalışıyorum,” diyor Brown. “Arıların ya da karıncaların, tıpkı bir insan karakteri çeker gibi izleyiciyle bağ kurmasını istiyorum. Bu küçük canlılara da büyük varlıklar kadar estetik saygı göstermek istiyorum. Yaklaşımımı belirleyen şey bu. Bu yüzden mesele genellikle dramatik kamera hareketleri değil; daha çok bir uzun metraj filmde görebileceğiniz o ince, zarif hareketler.”

Petek gözlerinde biriken balın detayı. (kredi: National Geographic)
Bir bal arısı, başka bir bal arısının petek gözünden çıkmasına yardım ederken. (kredi: National Geographic/Bertie Gregory)
Bir bombus arısı, nektarı ön bacaklarından arka bacaklarına aktarırken. (kredi: National Geographic)

“Bence en büyük zorluk şu: Bir şempanze gibi, insan ölçeğine yakın bir şeyi çekiyorsanız alan derinliğiyle pek uğraşmak zorunda kalmazsınız. Fizikle savaşmazsınız. Ama akbaba arıları gibi bir şeyi çektiğinizde, tüm arı bir bal arısının başı kadar. Yani iki-üç milimetrelik bir canlıdan bahsediyoruz. İnanılmaz derecede küçük ama yine de o canlının karakterini aktarmak istiyorsunuz,” diyor Brown.

“Yani aslında fiziğe karşı savaşıyorsunuz. Işığın cam içindeki hareketine karşı savaşıyorsunuz. En kritik şeylerden biri de o ‘tatlı noktayı’ bulmak: Yeterince büyütme yapıp detayları görebilmek ama bunu abartıp görüntüyü yumuşak ve bozulmuş hale getirmemek.”

Birçok makro çekimde Brown’un tercih ettiği lensler, Laowa Pro2be makro lens serisi. Özellikle 24mm ve 35mm makro probe lensleri sıkça kullanıyor.

Kredi: Venus Optics

“Gerçekten harikalar,” diyor Brown.

Bu geniş açılı makro lensler, geleneksel uzun makro lenslerden çok farklı bir görsel dil sunuyor. Geniş açı sayesinde ölçek hissi korunuyor; yani küçük canlılar kadraj içinde gerçekten küçük kalırken, çevreleri de görünür oluyor. Brown, çekimlerinin yaklaşık %60-70’ini bu lenslerle yaptığını belirtiyor.

“Bir film yapımcısı olarak izleyicide ‘aha’ anları yaratmaya çalışıyorsunuz. Geniş bir kadrajla başlayıp izleyicinin özneyi kadraj içinde keşfetmesini sağlamak, çok keyifli bir izleme deneyimi yaratıyor,” diyor.

İlk bakışta ters gibi görünse de Brown’a göre makro çekimlerde bile aşırı yakın planlardan kaçınmak önemli.

Bir Asya bal arısı sürüsü, kovana giren dev eşek arısını topluca etkisiz hale getirirken. (kredi: National Geographic)

“Karakter odaklı bir hikâye anlatıyorsanız, aşırı yakın plan bazen büyüyü bozabilir. Çünkü biz dünyayı bu şekilde görmeyiz. Daha geniş bir bağlamı okuruz. Bu biraz ters bir fikir çünkü makro genelde yakın planla ilişkilendirilir. Ama yıllar içinde şunu fark ettim: Makro aslında geniş planlarla ilgili bir disiplindir.”

“Secrets of the Bees” Yayında

“Secrets of the Bees”, 31 Mart akşamı National Geographic kanalında saat 20:00’de (merkez saatle 19:00) yayınlandı. 1 Nisan itibarıyla Hulu ve Disney+ üzerinden de izlenebiliyor.

Bu bir inceleme yazısı olmasa da, iki bölümlük bu seri doğa belgesellerine ilgi duyan herkes için oldukça etkileyici bir yapım. Ayrıca Emmy ödüllü “Secrets of” serisinin diğer bölümleri — “Secrets of the Whales”, “Secrets of the Elephants” ve “Secrets of the Octopus” — da şu anda izlenebilir durumda.


Görsel kredileri: National Geographic

Exit mobile version