
Yakın zamanda koleksiyonuma 6×6 formatında çekim yapan bir fotoğraf makinesi ekledim. Kare negatifler, her ruloda on iki kare. Objektifinden, gövde yapısından ve film magazinlerini yükleme ritüelinden keyif alacağımı tahmin ediyordum. Beklemediğim şey ise kadrajın şeklinin, fotoğrafa bakışımı bu kadar değiştirecek olmasıydı.
İlk kontak baskı bunu hemen ortaya koydu. Fotoğraflarım artık 35 mm’de ya da başka herhangi bir dikdörtgen formatta çektiklerime kıyasla çok daha cepheden, merkezlenmiş ve simetrik. Kare format, sahneyi farklı okumamı sağladı. Yaslanabileceğim uzun bir kenar olmayınca öğelerin kadraj içinde nerede duracağını yeniden düşünmek zorunda kaldım. Gerçi bunun çok da zor bir iş olduğunu söyleyemem; çünkü doğrudan merkeze yönelmek çoğu zaman harika sonuç veriyor!

Bir aracın biçiminin, ürettiğiniz içeriği değiştirmesine verilen bir isim var ve bu fikir fotoğrafın dışından geliyor. Marshall McLuhan 1964’te “araç mesajdır” diye yazmıştı. Editörün yaptığı bir yazım hatasıyla bu ifade İngilizcede “medium is the massage” biçimine dönüşmüş, McLuhan da bunu korumaya karar vermişti. Fikrin kısa özeti şu: Bir aracın biçimi, taşıdığı içerikten daha fazla, dünyayı nasıl algıladığımızı şekillendirir. Televizyon bizi, televizyonda yayımlanan herhangi bir programdan daha fazla değiştirdi. İçerik daha gelmeden format üzerinizde çalışmaya başlar.

McLuhan’a dönersek, kadrajın kendisi de bir araçtır. Çoğumuzun kullandığı dikdörtgen kadraj doğanın bir yasası değil. Bu oran, sinema filminin ilk fotoğraf makinelerinde yatay biçimde ilerlemesinden doğdu. Biz de bunu miras aldık ve zamanla tarafsız, doğal bir formatmış gibi kabul ettik.
Kare bir kadrajın içinde üçte bir kuralı gücünün büyük bölümünü kaybediyor. Kompozisyonlarım istediğim gibi çalışmayınca bu kurala başvurmaktan vazgeçtim; konuları merkeze almaya, simetri aramaya ve nesneleri doğrudan karşıdan fotoğraflamaya başladım. Kare formatta bunun oldukça iyi çalıştığını gördüm. Bu da üçte bir kuralının her zaman yalnızca bir kural olduğunu, hiçbir zaman bir yasa olmadığını hatırlatan güzel bir örnek.

Bu fotoğraf makinesinin SLR olması da işleri kolaylaştırıyor. Yani görüntüyü doğrudan objektiften, ortasına bir artı işareti kazınmış netleme ekranı üzerinden görüyorum. Bir bina cephesini kadraja tam olarak oturtabiliyor ve ufku, telemetreli makinelerimin hiçbir zaman izin vermediği bir hassasiyetle düzleyebiliyorum. Çerçeve çizgileri tahminde bulunur; buzlu cam ise gerçekten gösterir. Kadrajın merkezine bir şeyleri yerleştirmenin verdiği tatmin de cabası.

Dikdörtgen bir kadrajda sürekli köşelerle mücadele ediyorum; görüntüde olmaması gereken şeyleri kadrajın dışına itmeye çalışıyorum. Objektif genişledikçe bu mücadele daha da zorlaşıyor. Kare format bu eleme işinin bir bölümünü benim yerime yapıyor. Yönetmem gereken daha az kadraj alanı olduğu için, fotoğrafta gerçekten ne görmek istediğime daha fazla dikkat ayırabiliyorum. 80 mm bir objektifle birleştiğinde dışarı çıkıp fotoğraf çekmek son derece kolay ve ilham verici hâle geliyor. Aynı anda daha sade, daha temel ve… daha güzel.
Kare format harika!

Beni bu sisteme çeken şeylerden biri de her şeyin modüler olması. Gövde, objektif, vizör ve film magazini; hepsi birbirinden ayrı parçalar. Planım bir gün sisteme dijital bir arkalık ekleyerek analog setimin yarısını bir gecede dijital bir fotoğraf makinesine dönüştürmek. Ama bu başka bir yazının konusu. Üstelik Hasselblad dijital arkalık alabilmem için ancak milyonlarca abonenin desteği yeterli olur!

Ah! Bir de hiç beklemediğim bir bonus var. Instagram dikey format istiyor. Substack ise masaüstünde yatay okunuyor. Hayatım boyunca farkında olmadan iki ayrı efendiye göre fotoğraf çekmişim ve bu gerçekten sinir bozucu. Kare ise ikisinin de itiraz etmeden kabul ettiği tek format. Tek fotoğraf, iki ayrı mecra? Güzel!

Elbette kare formatla oynamak için pahalı bir fotoğraf makinesine ihtiyacınız yok. Benim önerim şu: Sevdiğiniz birkaç fotoğrafı 1:1 oranında kırpın ve geriye ne kaldığına bakın. Daha da iyisi, fotoğraf makinenizin menüsünü kurcalayıp kare formatta çekim yapan ayarı bulun; böylece çekim sırasında vizörde doğrudan kare bir kadraj görürsünüz. Kırpmak dosyayı değiştirir. Kare içinde kompozisyon kurmak ise fotoğrafçıyı değiştirir. Denemenizi öneririm!
Yazar hakkında
Raf Lopes, New York’ta yaşayan Brezilyalı bir fotoğrafçıdır. Sokakları, insanları ve mekânları fotoğraflıyor; film fotoğrafçılığı üzerinden gündelik hayat üzerine CameraClara’da yazıyor. Bu yazı ayrıca burada yayımlandı.
