
Sokak fotoğrafçısı ne zaman sokak fotoğrafçısı değildir?” diye sorarsanız — cevap esprili bir şekilde şöyle: bir çıkmaz sokağın içindeyse, o zaman zaten çıkmazdadır. 😄
Yazar kendisinin profesyonel bir sokak fotoğrafçısı olmadığını ama bu tarz fotoğrafa göz atmayı ve ara sıra denemeyi sevdiğini de söylüyor.

Sokak Fotoğrafçılığı Nedir?
Sokak fotoğrafçılığı, (öncelikle) yerleşik ortamla (öncelikle) etkileşime giren (çoğunlukla) insanların fotoğrafçılığı olarak tanımlanabilir. “Açıkçası” uyarılar esneklik için oradadır. Tanımı, örneğin evcil hayvanları ve plajlar, parklar ve hayvanat bahçeleri gibi diğer kamusal alanları içerecek şekilde genişletebilirsiniz.

Sokak fotoğrafçılığı renkli ya da siyah-beyaz olabilir. Fotoğraflar yakın plan portreler şeklinde ya da daha uzaktan çekilebilir. Konunun bilgisi ya da izniyle veya bunlar olmadan çekilmiş olabilir. Poz verilmiş ya da tamamen doğal (candid) kareler de sokak fotoğrafçılığına dahildir.

Uymanız Gereken Kural
Sokak fotoğrafçılığı hakkında, muhtemelen diğer tüm fotoğraf türlerinden daha fazla saçmalık söylenir. Bunların büyük bir kısmı, hangi odak uzaklığını kullanmak zorunda olduğunuz üzerine döner. Oysa gerçekte kesinlikle uyulması gereken teknik bir zorunluluk yoktur. İstediğiniz sonucu elde edebildiğiniz sürece, kameranıza herhangi bir lensi takabilirsiniz.
Başarılı olmak için bir sokak fotoğrafının gerçekten yapması gereken tek şey vardır: bir hikâye anlatmak. Aslında tüm fotoğraflar, az ya da çok, bunu yapar. Ancak başarılı bir sokak fotoğrafı, izleyiciye ilginç bir şey aktarır.
Bu bazen şu tür sorular sordurabilir:
“Bu kişi orada ne yapıyor?”
“Niçin böyle duruyor?”
Ya da yalnızlık üzerine bir ifade olabilir; şefkat dolu kısa bir anı, insanların ortak bir yönünü ya da arka planla kurdukları bir karşıtlığı (juxtaposition) gösterebilir.

Fotoğrafın ilgi çekici olmasını isteriz; sıradan, her gün karşılaşılan klişe sahneler değil. Bu elbette öznel bir konu, ancak elinde kahve bardağı tutan ya da telefona bakan insanlardan oluşan görüntüler beni pek heyecanlandırmıyor. Elbette istisnalar var. Örneğin, telefon ekranına dalmış bir kişiyi, göz ardı ettiği daha ilginç bir şeyle yan yana getirerek (juxtaposition) kurgulamak fotoğrafı etkileyici hâle getirebilir.

Kaçınılmaz olarak fotoğraflar, yaşadığımız zamanı ve çekim yaptığımız yerin kültürünü yansıtır. Örneğin bugün çekilen görüntüler, otuz yıl önce çekilenlerden çok farklı görünür. Her yerde karşımıza çıkan kahve bardakları ve cep telefonlarının yanı sıra; kıyafetler, araçlar, dükkân vitrinleri ve insanların gündelik faaliyetleri de geçmiştekinden oldukça farklıdır.

Sokak fotoğrafçılığınızdaki üslup, büyük ölçüde bulunduğunuz yere bağlıdır. Yaşadığım yer olan küçük, sakin bir balıkçı ve eski kömür madencileri kasabasında çektiğim fotoğraflar, büyük bir şehri ziyaret ettiğimde çektiklerimden oldukça farklı. Aynı şekilde, burada çektiğim sokak fotoğrafları, yakın zamanda Arnavutluk’ta çektiğim fotoğraflardan da epeyce uzak; o fotoğraflar da Finlandiya’nın Helsinki kentinde çektiklerimden bambaşka bir his taşıyordu.

Sokak Fotoğrafçılığı Ahlaki Olarak Kabul Edilebilir mi?
Sokak fotoğrafçılığında ahlaki boyutlar da vardır. Bir fotoğrafı çekebiliyor olmanız, onu mutlaka çekmeniz gerektiği anlamına gelmez. Örneğin, evsiz bir kişinin fotoğrafını çekiyorsanız ve ona herhangi bir karşılık vermiyorsanız, bu durumda onun talihsizliğinden fayda sağlamış olursunuz. Çocukları fotoğraflarken de son derece dikkatli olunması gerekir. Uzun bir lensle bir çocuğu gizlice hedef almak, fotoğrafçının niyetleri hakkında şüphe uyandırabileceği için ciddi sorunlara yol açabilir.
Buna ek olarak, yasal konular da göz önünde bulundurulmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde gizlilik yasaları eyaletten eyalete değişir. Çoğu durumda, kamusal alanlarda fotoğraf çekmek serbesttir; çünkü bu alanlarda makul bir gizlilik beklentisi yoktur. Bununla birlikte, bu görüntülerin nasıl paylaşıldığı veya kullanıldığı farklı kurallara tabi olabilir. Görüntülerin sanatsal amaçla kullanımı, ABD Anayasası’nın Birinci Değişikliği kapsamında korunuyor olabilir.

Yurt dışında ise bazı ülkelerde gizlilik yasaları çok daha katıdır ve bazı durumlarda insan haklarıyla ilgili hususlar da devreye girer. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi şöyle der: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.” Bu madde, mahkemelerde düzenli olarak sınanmış ve yorumlanmıştır. Bu nedenle, genellikle temkinli davranmak en doğru yaklaşım olacaktır.
Ayrıca, fotoğrafı ticari amaçlarla çekiyorsanız — yani fotoğraftan gelir elde etmeyi veya işletmenizi tanıtmayı planlıyorsanız — yerel veri koruma yasaları da geçerli olabilir.

Sokak Fotoğrafçılığı Teknikleri
Sokak fotoğrafçılığına yaklaşmanın iki temel yolu vardır. İlki, hareket ederek etraftan geçen insanları fotoğraflamaktır. İkinci yaklaşım ise iyi bir arka plan bulup, aksiyonun gerçekleşmesini beklemektir.
Kentler homojen değildir; ilgi ve hareketin yoğun olduğu noktalar olduğu gibi, pek az şeyin olup bittiği “ölü” bölgeler de vardır. Dolaşarak çekim yapmak, farklı mekânlar ve insanlarla daha fazla çeşitlilik sunar. Buna karşılık, hareketli bir noktada sabit kalmak, ilginç bir an yaşandığında orada olma ihtimalinizi artırır. Ayrıca insanların tekrarlayan davranışlarını öngörme konusunda sizi daha yetkin hâle getirir.

Muhtemelen tüm zamanların en ünlü sokak fotoğrafı, Henri Cartier-Bresson’un Behind the Gare Saint-Lazare adlı karesidir. Cartier-Bresson bu fotoğrafı, istasyonun arkasındaki bir çitin arasından çekim yaparken oluşturdu. Su birikintisini ve yansımaları fark etti, kadrajı önceden kurguladı ve ardından kadraja bir şeyin girmesini kısa bir süre bekledi. Adam sıçradığı anda ise tek bir kare çekti. Bu yaklaşım, onun “belirleyici an” (decisive moment) felsefesiyle birebir örtüşür: önce kadrajı oluşturmak, ardından hayatın fotoğrafı tamamlamasını beklemek.

Ancak o, sokaklarda adeta dans eder gibi dolaşmasıyla; fotoğraflanacak kompozisyonları ve aksiyonları sürekli keşfetmesiyle de tanınırdı. Elbette, sonradan kırpma yapmadan, tekrar tekrar iyi kurgulanmış kareler elde edebilmek, son derece yoğun bir pratik ve deneyim gerektiriyordu.

Sokak Fotoğrafçılığı Kaynakları
SanalSergi’de sokak fotoğrafçılığı üzerine pek çok makale bulunuyor. Ancak ilham almak için başvurabileceğiniz, bu alana özel başka harika sokak fotoğrafçılığı siteleri de var.
Örneğin, Humans of New York, uzun süredir varlığını sürdüren ve sokak portreciliğinin çok güçlü bir örneği olan bir projedir. Çalışmalar, fotoğraflanan kişilerin kendi hikâyelerine de yer verir. Projenin yaratıcısı Brandon Stanton’dır.
Ayrıca Clément Chéroux, New York’taki Museum of Modern Art’ın (MoMA) Fotoğraf Bölümü Baş Küratörüdür. Onun, Henri Cartier-Bresson üzerine yazdığı biyografi (Henri Cartier-Bresson, Thames & Hudson, ISBN 978-0-500-30124-1), sokak fotoğrafçılığının öncüsü kabul edilen bu ismin hayatına dair güçlü bir içgörü sunar.

Ticari olmayan ve yazıları ile makaleleri açısından keşfetmeye değer bir diğer site Street-Photography’dir. Sitede, insanların kamusal çevreyle etkileşimini konu alan çok güçlü fotoğraflar yer alır. Ayrıca Michael W Plant ve David Castillo’nun çalışmalarına yer verilir; bunun yanı sıra diğer önemli sokak fotoğrafçılarıyla yapılan röportajlar da bulunur.
Yazar Hakkında
Ivor Rackham, profesyonel bir fotoğrafçıdır. İngiltere’nin kuzeydoğusunda, sahil bölgesinde yaşamaktadır. Zamanının büyük bir bölümünü, diğer fotoğrafçılara eğitim vererek geçirmektedir. Yetiştirdiği kursiyerlerin birçoğunun başarılı profesyonel fotoğrafçılar hâline gelmiş olmasından gurur duymaktadır.
Çalışmaları kapsamında tüm markalardan çok çeşitli ekipmanlarla çalışsa da, çekimlerini OM System kameralarla yapmaktadır ve aynı zamanda bir OM System Marka Elçisidir (Ambassador). Geçmişte düğün ve etkinlik fotoğrafçılığı yapan Ivor, bu alandan geri adım atmıştır. Günümüzde ağırlıklı olarak deniz manzaraları (seascape) ve yaban hayatı fotoğrafçılığıyla ilgilenmekte; bunun yanı sıra gayrimenkul ve portre çekimleri de yapmaktadır.





