Keith Armstrong’ın yeni keşfedilen arşivinde, insanı ilk bakışta duraksatan bir fotoğraf var. Tekerlekli sandalyedeki bir adam, Metropolitan Polis memurlarıyla çevrili hâlde meydan okurcasına gülümsüyor. Arka planda ise güzergâh tabelasında Trafalgar Square yazan kırmızı bir Londra otobüsü yükseliyor. Bu, rahatlıkla ulusal bir gazetenin birinci sayfasında yer alabilecek türden bir kare.

Ama gerçekte öyle olmadı. Çünkü Armstrong (1950-2017), bir ajans adına çalışan bir basın fotoğrafçısı değildi. Tekerlekli sandalyesinden, eylemlerin tam içinden, hak mücadelesinin bizzat kendisi için fotoğraf çeken bir engelli hakları aktivistiydi.
Güney Afrika’da doğup İngiltere’de büyüyen Armstrong, 1980’ler ve 1990’lar boyunca Britanya’daki engelli bireylerin sivil haklar mücadelesini belgeledi. Otobüs ablukaları, Parlamento önündeki protestolar, grev gözcülükleri ve doğrudan eylemler; bunların tümü sonunda 1995 tarihli Disability Discrimination Act’in (Engellilere Yönelik Ayrımcılığı Önleme Yasası) kabul edilmesine katkı sağladı.
Bunu bir Olympus fotoğraf makinesi ve film kullanarak yaptı. Ancak asıl farkı, hiçbir görevli foto muhabirinin para ödeyerek elde edemeyeceği bir erişime sahip olmasıydı; çünkü o da bu mücadelenin bir parçasıydı. Tekerlekli sandalye yüksekliğinden çektiği fotoğraflar, izleyiciyi uzaktan gözlemci konumunda bırakmak yerine kalabalığın tam içine taşıyan samimi bir bakış açısı sunuyor.
Arşivin ortaya çıkışı
Armstrong’un arşivi, ölümünün ardından mirasını yöneten kişilerin engelliler tarafından yönetilen sanat kurumu Shape Arts ile iletişime geçmesi sayesinde gün yüzüne çıktı. İlk bakışta düzensiz negatif kutuları gibi görünen bu koleksiyonun, modern Britanya’nın en önemli ancak en az belgelenmiş sivil haklar hareketlerinden birini kayıt altına alan 500’den fazla fotoğraf içerdiği ortaya çıktı.




Koleksiyon artık dijital ortama aktarıldı ve National Disability Movement Archive and Collection bünyesinde ndmac.org üzerinden kamuya açıldı. Üstelik en güzel yanı şu: Armstrong ve NDMAC’e basit bir kaynak gösterimi yapmanız koşuluyla bu fotoğraflar sergilerde, yayınlarda, sosyal medyada ve daha pek çok alanda tamamen ücretsiz kullanılabiliyor.
Bu fotoğrafları güçlü kılan ne?
Armstrong’un çalışmalarını dikkat çekici kılan yalnızca tarihsel önemleri değil; olaylara baktığı perspektif. Protesto fotoğrafçılığı çoğunlukla eylemlerin kenarından çalışır: Kalabalığı sıkıştıran telefoto objektifler, basın alanından çekilen geniş açılar ya da sahneye hâkim olsa da yakınlık hissini kaybettiren yüksek noktalar. Armstrong’un bunların hiçbirine erişimi yoktu ve tam da bu yüzden ortaya çıkan fotoğraflar çok daha güçlüydü.
Fotoğrafları yakın, kaotik ve yaşam dolu. Eylemciler “Artık dilenmek istemiyoruz, haklarımızı istiyoruz!” ve “Otobüse binmeye çalıştıkları için engelli insanlar tutuklandı! Neden?” yazılı el yapımı karton dövizler taşıyor. Polis memurları kadrajın içinde baskın bir yer kaplıyor. Bazı pankartlarda ince bir mizah, bazılarında ise açık bir öfke hissediliyor.
Fotoğraflardan birinde, tekerlekli sandalyedeki bir kadın iki polis memurunun arasında sakin bir tebessümle dururken arka planı bir Londra gezi otobüsü dolduruyor. Kompozisyon neredeyse klasik bir sokak fotoğrafı kusursuzluğuna sahip; deneyimli belgesel fotoğrafçılarının kariyerleri boyunca peşinden koştuğu türden tesadüfi bir mükemmellik.




Londra’nın merkezindeki New Oxford Street’te çekilen bir başka fotoğraf ise Armstrong’u bizzat görüntülüyor. Çömelmiş durumda, elindeki Olympus fotoğraf makinesiyle bir polis minibüsünü ve bir polisi göz hizasının altından kayda alıyor. Bu kare, engelli hakları hareketinin kendi görsel kültürünü, kendi tanıklarını ve kendi tarihini ürettiğini; ancak bunların büyük ölçüde dönemin ana akım fotoğraf basınının radarına girmediğini hatırlatıyor.
Yakın mesafeden anlatılan hikâyeler
“Keith yalnızca engelli bireyleri ve onların müttefiklerini fotoğraflamıyordu,” diyor Shape Arts’ın genel müdürü David Hevey. “O, hareketin tam içinden fotoğraf çekiyordu. Fotoğrafları sizi aktivistlerin yanına yerleştiriyor. Bu da bu tarihe bakışımızı tamamen değiştiriyor.”
İşte bu bakış açısındaki değişim büyük önem taşıyor. Britanya’nın göz ardı edilmiş ve alternatif tarih anlatılarına yönelik ilgi giderek artarken Armstrong’un arşivi önemli bir boşluğu dolduruyor: Aynı anda hem aktivist hem sanatsal, hem belgesel hem son derece kişisel, hem tarihsel açıdan değerli hem de görsel olarak etkileyici bir fotoğraf külliyatı.






Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.