Gizemin Büyüsü: Güçlü Doğa Fotoğrafları Neden Yanıttan Çok Soru Bırakır?

tarafından Ethem Onur Parlar
8 dk. okuma
A split-screen image showing a dark silhouette of an elephant against a golden sunset on the left and a white bighorn sheep framed by birch trees on the right.
Gizemin Büyüsü: Güçlü Doğa Fotoğrafları Neden Yanıttan Çok Soru Bırakır?
Bölünmüş görüntünün solunda altın renkli gün batımına karşı koyu bir fil silüeti, sağında ise huş ağaçlarının arasında beyaz bir yaban koyunu görülüyor.
© Richard Bernabe

Güçlü fotoğrafın merkezinde ilginç bir paradoks vardır: İzleyiciye göstermemeyi seçtiğiniz şey, bazen gösterdiğinizden çok daha güçlü ve kışkırtıcı olabilir. Her şeyin fazlasıyla paylaşıldığı, anında tatmin aradığımız bir çağda gizem, fotoğrafçının en etkili — ve belki de en az değer verilen — araçlarından birine dönüştü. Görünmeyen, yalnızca ima edilen ve belirsiz bırakılan unsurlar, doğrudan anlatan bir fotoğrafı bakışımızı çevirdikten çok sonra bile zihnimizde yaşamaya devam eden etkileyici bir görüntüye dönüştürebilir.

“Sanatçının görevi her zaman gizemi derinleştirmektir.” — Francis Bacon

İnsan zihni, çevresindeki eksik örüntüleri tamamlama eğilimindedir. Bir fotoğrafta gizemle karşılaştığımızda — kısmen saklanmış bir hayvan yüzü, karanlığa açılan bir kapı ya da köşenin ardında veya ufukta kaybolan bir patika gibi — görüntüye biraz daha yaklaşırız. Daha uzun bakarız. Araştırırız. Eksik bırakılan kısmı tamamlamak için kendi görsel hikâyelerimizi kurarız. Gizemli görüntüleri bu kadar etkili yapan da bu bilişsel gerilimdir. Her şeyi açıklayan bir fotoğraf ilk anda tatmin edici olabilir ve bilme ihtiyacımızı karşılayabilir; ancak çoğu zaman anlaşıldığı hızla unutulur. Gizem ise merakı ve duygusal katılımı canlı tutan sorular bırakır.

Genç bir dağ gorili yoğun yeşil bitkilerin arasında uzanmış, doğrudan kameraya bakıyor.
Ruanda’daki Volcanoes Ulusal Parkı’nda orman zemininde dinlenen bir dağ gorili. Yoğun bitki örtüsünün ardında kısmen gizlenen hayvan, izleyiciyi kadrajın içinde aramaya davet ediyor.
1/800 sn, f/5, ISO 1600, 214mm.

Fotoğraf elbette gizemi sanata kazandırmadı; onu yüzyıllardır süregelen sanatsal birikimden devraldı. Edebiyat, en iyi hikâyelerin her zaman bir şeyleri söylenmeden bıraktığını uzun zamandır biliyor. Hemingway’in buzdağı kuramına göre bir hikâyenin asıl derinliği yazılmamış, yüzeyin hemen altında saklı kalmalıdır. Mona Lisa’nın esrarengiz gülümsemesi de tam olarak çözülemediği için beş yüzyıldır izleyicileri büyülüyor. Mutlu mu? Eğleniyor mu? Bir sır mı saklıyor? Yanıt, ruh hâlimize ve hayatımızın hangi döneminde olduğumuza göre bile değişebilir. Jaws filmindeki köpekbalığı da film boyunca çok az gösterildiği için daha korkutucudur.

Müzik de boşluğun ve sessizliğin anlam yaratabileceğini bilir. Notalar arasındaki duraklamalar, çözüme ulaşmayan akorlar ya da diziler, tam bir çözülmenin yaratamayacağı duygusal yankılar oluşturabilir. En etkili şarkı sözleri de çoğu zaman belirsiz, metaforik ve şiirseldir. “Seni ayın karanlık tarafında göreceğim” ifadesi kelimesi kelimesine bir öneri değildir. Ya da öyle midir?

Azı Daha Fazlasını Anlatabilir

Bir fotoğrafta sahnenin ya da konunun bir bölümünü saklamak veya göstermemek, insan psikolojisindeki temel bir dürtüye dokunur: Eksik olanı tamamlama ve belirsizliği giderme ihtiyacımıza. Bu durum, bütünüyle açıklanmış bir konuyu çoktan geride bırakacağımız noktada bile görüntüyle ilişkimizi sürdüren üretken bir gerilim yaratır. Kadrajdan saklanan şey duygusal olarak güç kazanır; çünkü insan zihni bilinmeyene, bilinene kıyasla çoğu zaman daha fazla ağırlık verir. Çimenlerin arasında kısmen gizlenmiş bir aslanın açıkça görünen bir aslandan daha tedirgin edici gelmesinin nedeni de budur. Gizlenen şey olasılıklarla yüklenir; izleyicinin hayal gücünün, korkularının, arzularının ve beklentilerinin yerleşebileceği bir alan açar.

Siyah-beyaz yakın planda bir aslanın gözü uzun ve kuru otların arasından görünüyor.
Kenya’daki Maasai Mara’da, otların arasında kısmen gizlenmiş erkek aslan; konunun daha azını göstermenin nasıl daha fazla gerilim ve merak yaratabileceğini gösteriyor.
1/1000 sn, f/4, ISO 4000, 400mm.

İmanın Gücü

İma kullanımı ilk bakışta sezgilere aykırı görünebilir: Ne kadar az gösterirseniz, izleyici o kadar çok görür ya da hisseder. Buradaki amaç sırf belirsiz olmak ya da görüntüyü eksik bırakmak değildir. Asıl mesele, insan duygusunun açıkça gösterilenden çok ima edilen şeyler karşısında daha güçlü harekete geçtiğini anlamaktır. Bir fotoğraf yalnızca işaret ettiğinde, izleyici görüntüyü ya da hikâyeyi tamamlamak için kendi duygusal birikimine başvurur.

Kumdaki taze ayı izleri buna iyi bir örnektir. Ayıyı göstermeden onun varlığını hissettirir. Bu ima; merak, tahmin, gerilim ve hatta korku için birçok kapı açar. Ayının klasik bir portresi bütün bu soruları bir anda yanıtlayabilir. Oysa izleyicinin zihninde yaşayan görünmez ayı, gizemin sürmesini sağlar.

Pençe izleri belirgin dört büyük hayvan ayak izi, dalgalı kum yüzeyi üzerinde ilerliyor.
Bazen konunun kadrajda hiç görünmesi gerekmez. Alaska’daki Lake Clark Ulusal Parkı’nda bir kum setindeki bu boz ayı izleri; varlığı, hareketi ve kadrajın dışında devam eden bir hikâyeyi ima ediyor.
1/4 sn, f/22, ISO 200, 40mm.

Belirsizlik

Belirsizlik, gizemin en yakın akrabasıdır; ancak biraz farklı çalışır. Gizem bilgiyi saklarken belirsizlik, aynı anda birden fazla biçimde yorumlanabilecek bilgiler sunar.

Kadrajın dışına dikkatle bakan bir leopar fotoğrafı izleyicide pek çok farklı yorum yaratabilir. Bu üstünlük ve özgüvenin mi, yoksa korku ve saldırganlığın mı görüntüsüdür? Ufukta bir av mı vardır, yoksa rakip bir hayvanın tehdidi mi? Boşlukları izleyici doldurur. Bu olasılıklar ve yorumlama eyleminin kendisi, izleyiciyi görüntünün ortak yaratıcısına dönüştürür. Artık pasif bir seyirci değil, aktif bir katılımcıdır. Kendi deneyimlerini, korkularını ve arzularını görüntüye taşıdığı için fotoğrafla kurduğu duygusal bağ da güçlenir. Fotoğrafçı ile izleyici arasındaki bu iş birliği, belirsiz görüntülerin uzun süre akılda kalmasını sağlayan asıl unsurdur.

Bir leopar kalın bir ağaç dalının üzerinde duruyor ve kadrajın sağ tarafına bakıyor.
Zambiya’daki South Luangwa Ulusal Parkı’nda bir ağaçta dinlenen leoparın bakışları kadrajın dışına yöneliyor ve izleyiciyi dikkatini çeken şeyin ne olduğunu düşünmeye davet ediyor.
1/640 sn, f/6.3, ISO 6400, 135mm.
Bir grup impala otluk alanda duruyor; bazıları doğrudan kameraya bakıyor.
Kadrajın dışında kalan şey, içinde görünen kadar önemli olabilir. Zambiya’daki Lower Zambezi Ulusal Parkı’nda impalaların hep birlikte aynı noktaya bakması, dikkatimizi çeken şeyin ne olduğunu hayal etmemizi sağlıyor.
1/1000 sn, f/11, ISO 1600, 151mm.

Gizem Yaratmanın Kavramsal Araçları

Fotoğraflarınızda gizem yaratmak için büyük olasılıkla zaten sahip olduğunuz bazı kavramsal araçları bilinçli biçimde kullanmanız yeterlidir. Örneğin kompozisyondaki gölgeler: Gizem çoğu zaman ışıkta değil, gölgede yaşar. Negatif alan, fotoğrafın konusu kadar güçlü bir duygusal ve görsel ağırlık taşıyabilir. Sığ alan derinliği, arka planı empresyonist bir bulanıklığa dönüştürerek bağlamı tanımlamadan hissettirebilir. Uzun pozlama ise hareket eden figürleri hayaletimsi biçimlere dönüştürür ve gerçek ile hayal arasında duran görüntüler yaratır.

Büyük ve kıvrımlı kahverengi boynuzlara sahip beyaz bir Dall koyunu, birkaç huş ağacının gövdesi arasından bakıyor.
Kanada’nın Yukon Bölgesi’nde kışlık kavak korusunun arasından görünen bir Dall koyunu. Ön plandaki unsurlar, konuyu aynı anda hem görünür kılıyor hem de gizliyor.
1/1250 sn, f/7.1, ISO 2500, 451mm.

Konunun yalnızca bir bölümünü gösteren kısmi kadrajlama, anlamın önemli bir kısmını çerçevenin dışında bırakır ve böylece gizem ile merak yaratır. Konunun kısmen ya da tamamen silüete dönüştüğü ters ışık, biçimi saklarken aynı zamanda şekli ve formu hissettirmeye devam eder. Sis, yağmur ve yansımalar da gerçeğin üzerini örten, uzun süre bakıldıkça yeni anlam katmanları sunan araçlara dönüşebilir.

Henri Cartier-Bresson’un ünlü hale getirdiği “karar anı” kavramı da çoğu zaman tam olarak yanıtladığından daha fazla soru bıraktığı için işler. Bu andan hemen önce ne oldu? Biraz sonra ne olacak? En güçlü fotoğraflar çoğu zaman anların arasındaki anı, olasılıklarla ve bilinmeyenle yüklü o kısa duraklamayı yakalar.

Bir deniz aslanının yüzü çok yakın ve alçak açıdan görülüyor; gözü ve uzun bıyıkları berrak mavi gökyüzüne karşı belirginleşiyor.
Ekvador’daki Galápagos Adaları’nda bir deniz aslanı. Aşırı yakın çekim, hayvanın yalnızca yeterli bir bölümünü göstererek geri kalanını izleyicinin hayal etmesine bırakıyor.
1/800 sn, f/5, ISO 400, 167mm.
Siyah-beyaz uzun pozlamada suda duran bir grup flamingo, hareket nedeniyle bulanık ve soyut biçimlere dönüşüyor.
Namibya’daki Walvis Bay’de büyük flamingolar, yavaş enstantane kullanılarak hareketin daha empresyonist ve belirsiz bir görünüme dönüşmesi sağlanarak fotoğraflandı.
1/5 sn, f/13, ISO 100, 472mm.
Ağzı hafif açık bir kayman su yüzeyinde duruyor; keskin dişleri karanlık ve sakin suya yansıyor.
Brezilya’daki Pantanal sulak alanlarında ters ışıkta bir kayman. Düşük ışık başının hatlarını ortaya çıkarırken hayvanın büyük bölümü gölgede ve kadrajın dışında kalıyor.
1/1000 sn, f/7.1, ISO 2500, 500mm.

Gizem ile Karmaşa Aynı Şey Değildir

Gizem ile karmaşanın aynı şey olmadığını özellikle vurgulamak gerekir. Bu önemli bir ayrımdır. Karmaşa uzaklaştırır; gizem davet eder. Gizemde bir düzen vardır, karmaşada ise kaos. Karmaşa izleyicinin önüne engeller koyarken gizem, merakının peşinden gidebilmesi için küçük ipuçları bırakır. Aradaki fark niyet ve uygulamadadır. Gizem, ilgiyi uyandıracak kadar bilgi verirken hayal gücünü harekete geçirecek kadarını saklar. Gizemli bir fotoğraf, tek bir yorumu dayatmadan izleyicinin gözünü yönlendirir ve olası anlamlara işaret eder.

Bir kutup ayısı geniş ve düz beyaz buz tabakasında yürürken arka planda sisli, karla kaplı dağlar görülüyor.
Norveç’in Svalbard takımadalarında sisin içinden beliren bir kutup ayısı. Çevresinin yumuşayıp belirsizleşmesi, sahnenin büyük bölümünü çözümsüz bırakıyor.
1/4000 sn, f/7.1, ISO 1600, 500mm.

Sanatsal Bir Karşı Duruş Olarak Gizem

Yapay zekâ tarafından üretilen sanat çağında gizeme duyulan ihtiyaç daha da önemli hale geldi. Yapay zekâ, teknik açıdan kusursuz, tamamlanmış ve ilk bakışta kolayca tanınarak anlaşılacak şekilde optimize edilmiş görüntüler üretmekte oldukça başarılı. Ancak insan tarafından yapılmış bir fotoğrafın taşıyabileceği şeylerden biri onda hâlâ eksik: gizem duygusu. Gizem, insan niyetinin ve bilincinin izidir; neyin gösterileceği ve neyin saklanacağına, neyin açıklanacağı ve neyin yalnızca ima edileceğine, neyin ise hiç söylenmeyip izleyicinin hayal gücüne bırakılacağına dair bilinçli seçimlerin yapıldığını gösterir.

Belki de en önemlisi, gizemi benimsemek sanatın açıklayabileceklerinin sınırlarını kabul etmek anlamına gelir. Hayat gizemlidir. Doğa gizemlidir. İnsanlar gizemlidir. Dünya bütünüyle bilinmeyi ya da eksiksiz biçimde belgelenmeyi reddeder. Anlamlı fotoğraf da bu gizemi benimser ve insan deneyiminin bu gerçeğine saygı duyar.

Pürüzsüz koyu renkli kayalar, uzun pozlamanın etkisiyle sakin ve sisli görünen suyun içinde kısmen batmış halde duruyor.
Kaliforniya’daki Bowling Ball Beach’te yapılan uzun pozlama, hareketli suyu daha soyut bir görünüme dönüştürerek gerçek ile hayal arasındaki sınırı yumuşatıyor.
30 sn, f/20, ISO 160, 180mm.
Yoğun buharın arasındaki bir açıklıktan geçen güneş ışığı, koyu mavi gökyüzünün altındaki kayalık jeotermal manzarayı aydınlatıyor.
Wyoming’deki Yellowstone Ulusal Parkı’nda Castle Geyser. Buhar, manzarayı kısmen örterek sahnenin bazı bölümlerini belirsiz bırakıyor.
1/3200 sn, f/22, ISO 320, 35mm.

Asıl Büyü Gizemde

Gizem kullanmak güçlü ya da duygusal açıdan etkileyici bir fotoğrafı garanti etmez; bir görüntünün anlamlı olabilmesi için mutlaka gizem taşıması da gerekmez. Yine de gizem, sanattaki en güçlü araçlardan biri olmayı sürdürüyor ve bizi büyük fotoğraflara tekrar tekrar geri getiriyor. Gerçekten aklımızda kalan görüntüler, bir yanıyla hep erişilemez olan; merkezinde çözülemeyen küçük bir bilinmezliği koruyanlardır. Fotoğrafın yalnızca belge olmaktan çıkıp sanata dönüştüğü yer de tam burasıdır. Gizemin kadim ve tükenmeyen büyüsü burada çalışmaya devam eder.

Uzun otların arasında duran bir fil silüeti, parlak ve puslu turuncu gün batımına karşı görülüyor.
Botsvana’daki Okavango Deltası’nda sürünün kaldırdığı toz bulutunun içinde yürüyen bir fil. Kısmen gizlenen hayvan, biçim, hareket ve atmosferden ibaret bir görünüme dönüşüyor.
1/1000 sn, f/5.6, ISO 500, 300mm.

Açıklama: Bu içerik Muench Workshops desteğiyle hazırlanmıştır.

Tüm fotoğraflar: Richard Bernabe.

Richard Bernabe’nin “The Magic of Mystery” başlıklı yazısı, Muench Workshops tarafından yayımlanan Photography Destinations Magazine’de yer alıyor. Dergide ayrıca fotoğrafçılık ipuçları, sahadan hikâyeler ve dünyanın farklı noktalarından fotoğraf destinasyonları bulunuyor.

Bunlar da İlginizi Çekebilir