Kütüphane

İçinden Fotoğraf Geçen Filmler

Fotoğrafın insanlığın hayatındaki önemini, fotoğrafçıların neyi nasıl yaptıklarını, ne yapmak istediklerini anlatan birçok hikaye beyaz perdede kendine yer bulmuştur.

Yıllar önce bir sohbette Gültekin Çizgen demişti: “Türkiye’nin bir yarısı diğer yarısına fotoğraf öğretiyor”. Dinlemesini pek sevmeyen, daha çok anlatmasını, hem de hiç durmadan anlatmasını seven insanların daha çok olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Öğrenmek olsa da olur olmasa da ama öğretmek bizim işimiz. Öğrenmeden öğretmek nasıl olacaksa!.. Konuyu dağıtmadan, çok bilinen bir saptamaya bir kelime ekleyerek fikrimi özetleyeyim: “Evet, coğrafya kaderdir, buralarda biraz da kederdir!”

Bir yerlerde, birilerinden temel fotoğraf dersi almışsanız, şu cümleyi daha ilk dakikalarda kesin duymuşsunuzdur: “Fotoğraf kelimesi, Yunanca ışıkla çizmek, yazmak anlamında gelen iki kelimeden oluşmuştur: Photos ve Graphos.” Bu cümle söylenir ve bundan sonra sürekli “Photos” yani “ışık” kısmı (ve ışığa bağlı teknik konular) ha babam ha anlatılır, anlatmalara doyulamaz. Sıra bir türlü “graphos”a, yani “yazmaya” gelmez. Bu yüzden fotoğraflarımızda hep bir şey eksik kalır: Fotoğraflarımız gösterir ama anlatmaz. Ve ne yazık ki bütün fotoğraf portfolyonuzu üç kelimeyle değerlendirebilecek duruma gelirsiniz: “Güzel”, “Güzel değil”… Oysa anlatacaklarımız bu üç kelimeden her zaman fazladır. Fazla olmalıdır.

Işıkla etkili yazmak istiyorsan okumalısın

“Yazmak” aslında fotoğrafta içeriği oluşturmaktır. Işıkla değil kalemle de yazsanız illa ki anlatacak, iletecek bir mesajınız olması gerekir. En basitinden “Ali topu at” cümlesi bir hikaye barındırır. Fotoğraflarımızın göstermekle yetinmeyip anlattıklarıyla seyirciyi etkilemesi için neler yapmalıyız? Bir fotoğrafçının her zaman kendine sorması gereken asıl soru budur. Yoksa yıllardır bıkmadan sorduğunuz “DSLR mii aynasız mı, cep telefonu mu?” sorusunu yine sorun. Sormayın demiyorum ama hobi olarak sorun.

Fotoğrafçının etkili bir anlatıcıya dönüşmesi, neyi nasıl anlatacağını bulması için öncelikle yaratıcılığını geliştirmesi gerekir. Tekrarlaya tekrarlaya etkisi azalsada, yaratıcılığın temel şartı okumaktır. Özellikle görsel hikaye anlatıcılığı tarzında çalışmalar gerçekleştirmek istiyorsanız iyi bir edebiyat takipçisi olmanız gerekiyor. Benim fotoğraf yolculuğumda örnek aldığım, fotoğraflarımla taklit etmeye çalıştığım sanatçılar daha çok roman yazarlarıdır: Kafka, Orhan Veli, Sait Faik Abasıyanık ilk aklıma gelen ustalarımdır diyebilirim. Yalnızca edebiyatta değil, fotoğrafın insanları nasıl etkilediği, insanlık için ne ifade ettiğini anlamak için fotoğraf felsefesi de okumamız şart. Elimizdeki malzemeyi tam olarak tanımadan onunla nasıl hikayeler anlatabiliriz ki!  Okumak bahsini daha önce defalarca duyduğunuz basma kalıp cümlelerle uzatmanın bir yararı yok. Kısaca; ışıkla etkili yazmak istiyorsan okumak şarttır. Unutma insan okur!

Baştan söyledik, “Coğrafya buralarda biraz da kederdir” diye. O yüzden okuma-yazma temennilerinin biraz boşlukta kalacağını biliyorum. Tamam okumaya zaman bulamıyoruz o zaman seyredelim. Biliyorum siz sadece belgesel seyrediyorsunuz, dizileri filan hep arkadaşlarınızdan duyuyorsunuz. Bu sefer belgesele biraz ara vermenizi rica ediyorum. İçinde fotoğraf ve fotoğraf felsefesi geçen kurmaca filmlerden konuşalım biraz.

İçinden Fotoğraf Geçen Filmler

Fotoğraf ve sinemanın birbirlerine yakın anlatım araçları oldukları söylenir. Bunun temelinde fotoğrafçıların ve sinemacıların hikayelerini görsel olarak anlatma çabaları olması vardır. Özellikle sessiz sinema döneminde görsel hikaye anlatıcılığı sinemanın özünü oluşturmaktaydı. Elbette ki hareketli görüntü etrafımızda olup biteni daha etkileyici anlatabilecekti. Ama unutmayalım ki hareket de saniyede 24 fotoğraftan oluşmaktaydı. Yani hareketin en küçük yapı taşı fotoğraftı diyebiliriz.

İcat edildiği günden itibaren, kitleleri peşinden koşturan sinema sanatı, birbirinden çok farklı konuları ele alarak çarpıcı hikayeler anlamıştır. Fotoğrafın insanlığın hayatındaki önemini, fotoğrafçıların neyi nasıl yaptıklarını, ne yapmak istediklerini anlatan birçok hikaye beyaz perdede kendine yer bulmuştur. Ben de kendime göre her fotoğraf meraklısı için ufuk açıcı olan, fotoğraf malzemesini daha iyi anlamamızı sağlayan, önemli eserler üretmiş fotoğrafçıların hikayelerini öğrenerek ilham almamızı sağlayan filmlerden seçtiğim bir listeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Eadweard (Yönetmen: Kyle Rideout, 2015)

edward
İçinden Fotoğraf Geçen Filmler 9

Listeye sinemayı icat eden dahi fotoğrafçı Eadweard Muybridge’in hikayesinin anlatıldığı “Eadweard” filmiyle başlamayı tercih ettim. Türkiye’de gösterime girmeyen film, fotoğraf tarihinde çok özel bir yeri olan, daha 1877’de hareketi ayrıntılarıyla fotoğraflamayı başaran, peş peşe gösterilen fotoğrafların hareket hissi uyandıracağını keşfeden Muybridge’nin hikayesini anlatıyor. Makineni her seri çekime aldığında hikayesi aklına gelse fena mı olur?

Peeping Tom (Yönetmen: Michael Powel, 1960)

peeping tom UKquad 1
İçinden Fotoğraf Geçen Filmler 10

Londrada bir film stüdyosunda çalışan Mark, kadınları kamera önünde öldürmekte ve ölen kadınların dehşet içindeki yüz hallerini kameraya almaktadır. Bir gün Helen isminde bir kadınla tanışınca rutini bozulur. Film bir korku filmi tarzında olsa da, her fotoğrafçıda olduğu  iddia edilen skopofili (görmekten zevk alma, izlemekten kendini alamama, olaylara, insanlara bakarak zevk alma) hakkında düşünmenizi sağlıyor.

One Hour Photo (Yönetmen: Mark Romanek, 2002)

onehourphoto
İçinden Fotoğraf Geçen Filmler 11

Robin Williams’ın canlandırdığı Seymour, bir alışveriş merkezindeki fotoğrafçıda çalışmaktadır. Hayatla bağlantısını fotoğraf çekerek kuran Seymour’un uzun süredir müşterisi olan Yorkin ailesinin yıllardır fotoğraflarını basmaktadır. Fotoğraflardan ailenin tüm hayatını en ince ayrıntısına kadar öğrenir ve zamanla kendini aileden biri olduğuna inandırır. “Fotoğrafını gördüğümüz her şeyi tanımış oluyor muyuz?” sorusunu karşımıza çıkaran önemi bir film.

Memento (Yönetmen: Christopher Nolan, 2000)

memanto
İçinden Fotoğraf Geçen Filmler 12

Karısının katilini arayan fakat karısının öldürüldüğü dışındaki her şeyi unutan, hafızası yalnızca 5-10 dakikalık olan Shelby’nin hikayesi anlatılıyor. Shelby hafızasına güvenmediği için sürekli polaroid fotoğraflar çekip, fotoğrafların arkasına notlar alıyor ve her şeyi unuttuğu zaman tek güvendiği bu notlar oluyor. Film fotoğrafla günümüz insanın kurduğu hastalıklı ilişkinin üzerine düşünmemizi sağlıyor. İnsan, bellek, fotoğraf, gerçeklik kavramlarının birbirleriyle bağlantıları tartışmaya açıyor.

Amatör (Yönetmen: Krzysztof Kieślowski, 1979)

amator
İçinden Fotoğraf Geçen Filmler 13

Ünlü yönetmen Krzysztof Kieślowski’nin az bilinen bir filmi “Amatör”. Kendi halinde sıradan bir işçi olan Filip, yeni doğan bebeğini görüntülemek için bir kamera alır. Amatör olarak çekimlere başlayan Filip kameranın kendini kazandırdığı olanakları gördükçe tutkulu bir şekilde çevresini çekmeye, seyretmeye ve kaydetmeye başlar. Film görüntü kaydettikçe farkındalığımızın artmasını farkındalığımızın artmasıyla da artık başka bir insan olduğumu anlatan etkili bir film.

Maria Larssons Eviga Ogonblick (Yönetmen: Jan Troell, 2008)

248012367 24071107 dd88 4d12 821a 41a72258aceb

1900’lerin başında emekçi sınıfından olan Maria, çekilişle bir fotoğraf makinesi kazanır ve hayatı değişir. Fotoğraf makinesi sayesinde dünya yeni gözlerle görmeye çalışan Maria, içinde bulunduğu toplumu daha iyi anlamaya ve anlatmaya başlar. Fotoğrafın etkili bir anlama, anlatım aracı olduğuna dair etkileyici bir film.

Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus (Yönetmen: Steven Shainberg, 2006)

fur
İçinden Fotoğraf Geçen Filmler 14

Ötekilerin, dışlananların, sevilmeyenlerin fotoğrafçısı olarak da bilinen Diane Arbus’u anlatan film bir dehanın hayat hikayesini öğrenmemizi sağlıyor. Diane Arbus’un nasıl ürettiğini, neleri göze aldığını anlamamızı sağlıyor. Film Diane Arbus’un hayat hikayesini bire bir yansıtmasa da bu önemli karakteri tanımamızı sağlıyor.

Yukarıdaki listeye çok bilinen önemli filmleri eklemesem de, adlarını bir kez daha anmak da yarar var: “Arka Pencere”, “Blow Up”, “Tanrı Kent”, “Before The Rain”.

İlker Maga’nın bir cümlesiyle yazıyı biterelim: “Sırf fotoğraftan anlıyorum diyen aslında fotoğraftan da anlamıyordur”

Yazı: Altan Bal

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen SanalSergi'yi gezerken reklam engelleyicinizi kapatın. Açık kalması durumunda site içerisinde içeriklerde kısıtlı erişim sağlayabilirsiniz. Desteğiniz için teşekkürler.