Çim, kar, kum ve laterit… Saype (gerçek adıyla Guillaume Legros), son on beş yıldır bu yüzeyleri keşfederek dünyanın farklı noktalarında anıtsal ölçekte, geçici sanat eserleri üretiyor. Üstelik çalışmalarında kullandığı boya yüzde 100 biyolojik olarak parçalanabiliyor.
37 yaşındaki Fransız-İsviçreli sanatçı, eski bir hemşire. Günümüzde çağdaş uluslararası arazi sanatının (land art) en tanınmış isimlerinden biri. Sanat yaklaşımını benzersiz kılan bir fikri var. Gülerek, “Sanat tarihinde benim yaptığım şeyi üreten başka birini bulamadım. Araştırdım,” diyor. “Elbette Lascaux mağaraları akla geliyor ancak ölçek ve yaklaşım açısından aynı şey değil.”
1.000 ile 18.000 metrekare arasında değişen çalışmaları, doğrudan doğal yüzeyler üzerine yapılıyor. Hava koşulları, yerel erozyon ve yeniden büyüyen bitki örtüsü zamanla bu eserleri ortadan kaldırıyor. Saype, toplumsal mesajlar taşıyan çalışmalarını drone ile havadan fotoğraflayarak kayıt altına alıyor. Sanatçı en başından beri hedefini açıkça ortaya koymuş durumda: “Doğaya zarar vermeden düşünce biçimlerini etkilemek.”
Özgün ve Yenilikçi Bir Sanat Anlayışı
Sanatla ilişkisi 14 yaşında, sokak sanatını ve Claude Monet ile J.M.W. Turner’ın tablolarını keşfetmesiyle başladı. “Bunlar beni hemen etkiledi ve tuval üzerine resim yapmaya başladım,” diye anlatıyor. “18 yaşındayken anneme sanatçı olmak istediğimi söyledim. Bana, ‘Olmaz, önce gerçek bir iş bul,’ dedi. Sonunda hemşire olarak çalışmak ve bir ekibi yönetmek bana çok şey kazandırdı. Sanatımı sürdürebilmek için para kazanma ya da eser satma kaygısı taşımak zorunda değildim. Bu da istediğim gibi üretmemi ve yaratıcı özgürlüğümü korumamı sağladı.”

Doğaya tutkuyla bağlı olan sanatçı, on yıl boyunca çevre bilimleri üzerine eğitim aldı. Hemşirelik yaptığı dönemde insan hayatının kırılganlığıyla da yakından karşılaştı. Bu deneyimler onu önemli bir soruya yöneltti: “Varlığımın bir kanıtı olarak geride nasıl bir iz bırakacağım?”
Dönüm noktası 2012 yılında, henüz 23 yaşındayken geldi. Saype, sanatını sürdürülebilir bir mesleğe dönüştürmek ve tanınan bir sanatçı olmak istiyorsa farklı bir şey üretmesi gerektiğini fark etti. “Sanatımla geçinmek ve sanatçı olmak istiyorsam tanınmam gerekiyor. Bunun için de yeni bir şey icat etmeliyim. Aksi takdirde diğerlerinden ayrılmak çok zor. Kendi biyolojik olarak parçalanabilen boyamı geliştirmek istememin nedeni buydu.”
Saype, geleneksel boya tariflerini araştırmak için kitaplara gömüldü, onlarca belgesel izledi ve yaklaşık 50 farklı pigmenti test etti. “Doğal pigmentlerimi endüstriyel kompresörler kullanarak araziye nasıl uygulayacağımı çözmem gerekiyordu. Boyanın çimenler üzerinde yeterince örtücü olması, yağmura, rüzgâra ve kara dayanacak kadar uzun süre kalması, ancak normal koşullarda da hemen kaybolmaması gerekiyordu.”
İlk Çalışmayla Gelen Uluslararası Tanınırlık
Saype’nin 1.600 metrekarelik ilk eseri “L’Amour”, 2015 yılında Fransız Alpleri’nde hayat buldu. Çimenlerin üzerine, hiperrealizm ile empresyonizmi bir araya getiren figüratif bir üslupla bir kadının gövdesini resmetti. Çalışma kısa sürede medyanın ilgisini çekti.
Bir yıl sonra kamu sağlığı alanındaki işinden ayrılarak tüm zamanını sanatına ayırmaya başladı. Tekniğini geliştirmek için üç yıl boyunca çalıştı. Güçlü bir sanatsal vizyonu yenilikçi üretim anlayışıyla birleştiren Saype, kısa sürede uluslararası alanda tanınmaya başladı.

Sanatçının kullandığı boya karışımı, çalışmanın yapılacağı bölgeye ve hava koşullarına göre değişiyor. Kendi ifadesiyle her yer için “bin farklı tarif” söz konusu. Karışımlarında genellikle odun kömürü, tebeşir, doğal bağlayıcı olarak kullanılan süt proteini kazein ve çalışma alanında bulunan malzemeler yer alıyor.
Bugün Saype, dört kişilik bir ekiple çalışıyor. Ekibinde, ilk eserinden bu yana yanında olan çocukluk arkadaşlarından iki prodüksiyon asistanı, stratejik kararlarında kendisine yardımcı olan bir menajer ve idari süreçleri yöneten bir proje koordinatörü bulunuyor.

Saype’nin eserleri, boyutları ne olursa olsun yaklaşık iki yıllık hazırlık sürecinin ardından ortaya çıkıyor. Uygulama dört ila beş gün sürerken çalışmaların doğa koşullarıyla birlikte silinmesi bir ila iki haftayı buluyor.
En zorlu projelerinden biri ise Brezilya’da gerçekleştirdiği çalışma. Başlangıçta 6.000 metrekare olarak planlanan eser, 1.500 metrekareye indirildi. Şiddetli hava koşulları nedeniyle sanatçı çalışmayı üç kez yeniden yapmak zorunda kaldı.
Bu eser, 2019 yılında başlattığı ve dünyanın en büyük insan zinciri olarak tanımlanan ünlü “Beyond Walls” (Duvarların Ötesinde) serisinin bir parçasıydı. Birbirine kenetlenmiş elleri betimleyen seri, insanlığı bir araya getiren ve birbirinden ayıran güçleri sorguluyor.
“Benin’deki çalışmamı yeni tamamlamıştım. Burası, kölelerin Brezilya’ya ve Karayipler’e gönderildiği çıkış noktalarından biriydi. Copacabana’da sembolik bir köprü kurmak istedim. İkna etmem gereken iki taraf vardı: UNESCO ve Rio de Janeiro belediye başkanı. Bir yıl süren görüşmelerin ardından bana beş gün süre verildi.
COVID-19 salgını nedeniyle süreç zaten karmaşıktı. Hava tahmini kusursuz koşullar gösteriyordu ama şiddetli yağmur başladı. Fiziksel olarak son derece yorucu iki günün ardından her şeye yeniden başlamak zorunda kaldım. Bu durum domino etkisi yarattı. Brezilya’da üç aşamalı bir proje planlamıştım ancak yeterli pigment ayırmamıştım. Projenin çöktüğünü görüyordum. Sonunda alanı dört parçaya böldüm. Böylece resmi tek bir günde tamamlayabildim ve diğer iki durak için de yeterli pigmentim kaldı.”
Drone Fotoğrafçılığıyla Ölümsüzleşen Eserler
Saype’nin geçici eserleri, drone görüntüleri sayesinde çok daha geniş kitlelere ulaşıyor. Sanatçı her projeye kapsamlı bir araştırmayla başlıyor. Google Earth üzerinde saatler geçirerek çalışmanın yapılacağı alanı dijital ortamda haritalandırıyor.
İlk drone uçuşunda araziyi inceliyor, farklı görüş açılarını değerlendiriyor ve eserin bulunduğu çevreyle nasıl bütünleşeceğini planlıyor. Bu havadan inceleme sayesinde yükseklikleri belirliyor, GPS koordinatlarını çıkarıyor ve zemine işaretler yerleştiriyor.

“Ayrıca küçük bir anamorfik çizim oluşturuyorum,” diye açıklıyor. “Bu teknik, perspektifi bozarak doğru bakış açısını belirlememi sağlıyor. Bunun için zemindeki kaçış çizgilerinin konumunu anlamam gerekiyor. Büyük bir kare oluşturuyor ve her 15 metrede bir kazık yerleştiriyorum. Böylece alanın oranlarını belirleyebiliyorum.”
Bu sistem, sanatçının eskizlerini araziye göre uyarlamasına olanak tanıyor. “Önceden yaptığım planlama sayesinde eserin boyutunu ve ihtiyaç duyacağım pigment miktarını biliyorum. Sürprizlerle karşılaşmamak için her şeyin yaklaşık olarak hesaplanması gerekiyor. Pigment miktarında yüzde 50’lik bir hata payı bırakıyorum.”
Işık da üretim sürecinin kritik unsurlarından biri. “Işığa karşı çekim yaparsam eser aynı şekilde öne çıkmaz. Bu nedenle farklı ışık koşullarını değerlendiriyorum. Örneğin resimdeki çocuk ufka bakıyorsa gün batımını tercih etmem daha olası.”
Saype, fotoğraf çekimlerinde 16 mm objektif kullandığı, yaklaşık 4 kilogram ağırlığındaki DJI Inspire 2 drone’dan yararlanıyor. Kadrajı kendisi belirlerken drone’un uçuş kontrolünü asistanı üstleniyor.
2010’lu yılların başında ise DJI Phantom 1 ve altına bantla sabitlediği bir GoPro ile çalışıyordu. “O dönem drone’lar henüz yaygınlaşmaya başlamıştı. Canlı görüntü aktarımı yoktu; her şeyi deneme yanılma yoluyla yapıyorduk,” diye hatırlıyor. “Sonuçları göremediğimiz için seri çekim yapıyordum. Gerçekten zordu. Google Earth de bugünkü gibi değildi. O zamanlar çok farklı çalışıyordum.”
Yapay zekâ konusundaysa oldukça sınırlı bir yaklaşımı var. Teknolojiyi yalnızca arazi araştırmaları ve idari işler için kullanıyor.
Arazi Sanatından Fine Art Fotoğrafçılığına
Ekipman ve boya arasında, Saype’nin projeleri için yaptığı ilk yatırım yaklaşık 50.000 avro. Buna her biri 10.000 avro değerinde olan on kompresör dahil değil. Sanatçı bu noktayı esprili bir şekilde vurguluyor.
Projelerini iki gruba ayırıyor: kişisel çalışmaları ve iş ortaklarıyla, destekçileriyle gerçekleştirdiği profesyonel projeler. İsviçre’de Cenevre Gölü’ne bakan, 1.300 metre rakımdaki kayak merkezi Villars-sur-Ollon ile altı yıllık bir anlaşması bulunuyor. “Oraya giden insanların yarısı benim eserlerimi görmek için geliyor. Genellikle oldukça özgür çalışabiliyorum.”

Büyük ölçekli “Beyond Walls” projesini tamamen kendi kaynaklarıyla finanse ediyor. Aynı durum, Fransa’nın Giverny kentinde Claude Monet’nin ölümünün 100. yıl dönümü için çimenlik alana yaptığı 10.000 metrekarelik nilüfer çalışması ve İsviçre’nin Gurten Parkı’nda Handicap International’ın 30 yıllık insani yardım çalışmalarını kutlamak için hazırladığı eser için de geçerli.
Saype bu yıl sinema dünyasına da ilk adımını attı. Paramount ile iş birliği yaparak Fransa’nın Savoie bölgesindeki Beaufortain meralarında 2.000 metrekarelik bir çalışma gerçekleştirdi. Bir insan elinin bir köpeğin patisine uzanmasını betimleyen eser, Brad Pitt’in başrolünde yer aldığı David Ayer imzalı Heart of the Beast filminde kullanılıyor.
“Bir sergim sırasında Paramount’un yönetmeniyle tanıştım. Bu film, sanatsal vizyonumla örtüşüyordu. Senaryonun ötesinde bir tema üzerinde çalıştım: insan ve hayvan, insan ve yaşayan dünya. Fransa’daki Savoie bölgesini seçmemizin nedeni, filmin geçtiği Alaska’nın atmosferine benzemesiydi. Bölgede insan yapımı altyapı yok. Kendinizi dünyanın sonunda gibi hissediyorsunuz.”
Saype, tamamlanan her arazi çalışmasının ardından imzalı ve numaralandırılmış fine art baskılar da sunuyor. 40 × 60 cm ve 120 × 80 cm boyutlarında, mat fine art kâğıda basılan bu eserler sanatçının internet sitesi üzerinden satışa çıkıyor. Ayrıca galeriler ve müzeler için benzersiz fiziksel eserler hazırlıyor.
“Resmi yapmadan önce çalışacağım alana 50 × 50 santimetrelik kâğıt parçaları yerleştiriyorum. Son fotoğrafları çekmeden önce de bu parçaları kaldırıyorum. Geriye kalan tek fiziksel iz bunlar. Doğa, hava koşulları ve iklimin birlikte oluşturduğu benzersiz parçalar bunlar.”
2023 yılından bu yana uyguladığı bu yöntemi anlatırken, “Bu parçalar eserin küçük karelerinden oluşuyor. Onlara ‘piksel’ adını verdim. Koleksiyonerler de bu parçaları satın alıyor. Her biri benzersiz,” diyor.
Beyond Walls Amerika’ya Açılıyor
Saype, toplumsal ayrışmaların giderek belirginleştiği ABD’ye odaklanmış durumda. San Francisco’daki projesini kısa süre önce tamamladı. Burası sanatçının ABD’deki ikinci durağıydı. İlk çalışma Minneapolis’te gerçekleştirilmişti. San Francisco aynı zamanda Paris, Berlin, Cape Town, Belfast, Fuji, Montreal ve Yamoussoukro’nun ardından projenin dünya genelindeki 23. durağı oldu. Yamoussoukro, 18.000 metrekarelik alanıyla Saype’nin bugüne kadarki en büyük çalışmasına ev sahipliği yapmıştı.


“Minneapolis ile başlamam tesadüf değildi,” diyor. “2022 yılında George Floyd öldürüldü ve bu olay Black Lives Matter hareketini tetikledi. Ocak 2026’da ise ABD vatandaşlarının ICE ajanları tarafından öldürülmesi büyük bir toplumsal hareketin ortaya çıkmasına neden oldu. Bana göre San Francisco, yapay zekâ tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Önümüzdeki on yıl içinde yapay zekânın insanlığı yok etme ihtimalinin yüzde 10’dan fazla olduğu söyleniyor. Üstelik bunun yaratacağı toplumsal çalkantıları da hesaba katmak gerekiyor.”
Sanatçı, 2027 ile 2030 yılları arasında “Beyond Walls” serisinin ABD ayağını hayata geçirmeyi planlıyor. Chicago, Austin, Detroit, Los Angeles, New York, St. Louis ve Miami’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 12 şehir hedefleniyor. Üç yıl içinde 12 farklı noktada çalışma gerçekleştirmeyi amaçlayan Saype, 2027 yılında iki veya üç duvar resmiyle başlamayı planlıyor.
Bir sonraki durağı ise Alabama eyaletindeki Montgomery olacak. Burada sivil haklar temasını ele almayı düşünüyor. “Çalışmamı en iyi şekilde sergileyeceğini düşündüğüm yeri seçtim. Eyalet Meclis Binası’nın önündeki park. Burası 100 × 50 metre ölçülerinde.”
İnsanlığın ve arazi sanatının geleceğini düşündüğünde Saype hem endişeli hem de umutlu. Çocuk figürleri çalışmalarında sık sık karşımıza çıkıyor. Sanatçı için çocuklar, hızla değişen bir dünyada daha iyi ve daha anlayışlı bir geleceğin temsilcileri.
“Çalışmalarımda bir misyon duygusu taşıyorum. Çünkü toplumsal açıdan güçlü bir görsel etki yaratabilen sanatsal bir sesim var. Eşi benzeri görülmemiş, çok önemli seçimlerle karşı karşıya kalacağımıza kesinlikle inanıyorum. Temel sorunları ele alırken bile mesajlarımı olumlu bir çerçevede sunmaya çalışıyorum. İnsanları sorgulamaya zorlayan provokatif işler üretmektense güzellik, incelik ve şiirsellik yaratmanın daha zor olduğunu düşünüyorum.”

Küresel ısınma, toprak kaymaları, hortumlar ve yaygın seller karşısında sanatçı kendi karbon ayak izinin de farkında. Hava yolculuklarını azaltmak ve çevresel etkisini sınırlamak için aktif olarak yeni yollar arıyor. Buna rağmen arazi sanatının geleceği konusunda umutlu: “Arazi sanatçılarının değişen bu dünya hakkında söyleyecek ve paylaşacak çok şeyi olacak.”
Görsel kredileri: Fotoğraflar Saype’ye aittir. Saype’nin resmî internet sitesi

























































