Ana Sayfa Fotoğraf Galerileri ve Görsel SergilerFotoğraf ProjeleriScoresby Sund’da Işıklar Söndüğünde: Arktik’te Tam Güneş Tutulması

Scoresby Sund’da Işıklar Söndüğünde: Arktik’te Tam Güneş Tutulması

tarafından Ethem Onur Parlar
10 dk. okuma
Scoresby Sund’da Işıklar Söndüğünde: Arktik’te Tam Güneş Tutulması
Küçük bir tekne; bulutlu bir gökyüzünün altında, yüksek kayalık dağlar ve etrafa dağılmış buzdağlarıyla çevrili, güneş ışığı alan sakin bir suyun üzerinde yüzüyor.

“Tek kelimeyle nefes kesiciydi,” diyor Wayne; sesindeki hayranlık açıkça hissediliyor. “Hayatım boyunca fotoğrafladığım en görkemli şeydi.”

Yıllardır dünyanın farklı yerlerinde fotoğraf atölyeleri düzenlemelerine rağmen bu, hem Marc’ın hem de Wayne’in tanık olduğu ilk tam Güneş tutulmasıydı. Marc, bunun daha önce yapılacaklar listesinde hiç yer almadığını itiraf ediyor. Bunun başlıca nedeni, teknik açıdan ne kadar etkileyici olurlarsa olsunlar, koronayı gösteren o tanıdık telefoto karelerin deklanşöre kimin bastığından bağımsız olarak birbirine benzemesiydi.

“Fotoğraf açısından bu tür kompozisyonlar hiçbir zaman hedefim olmadı,” diye açıklıyor Marc. “NASA’nın internet sitesine girip bir tutulmanın güzel bir yakın plan fotoğrafını bulabileceğimi biliyordum. Benim için asıl mesele, tutulmanın çevresindeki ışık ve bu ışığın bulunduğunuz yerdeki doğayı ya da manzarayı nasıl etkilediğiydi. Bir tutulma fotoğraflayacaksam hedefim her zaman sıra dışı bir yere gitmekti.”

Bu tutulmanın güzergâhı birden fazla ülkeden geçiyordu ancak Marc’ın ilk tercihi Grönland’dı. Adaya daha önce pek çok fotoğraf atölyesi düzenlemiş olduğundan manzaranın olağanüstü olacağını biliyordu. Fakat tam tutulma hattının Scoresby Sund üzerinden geçişini planlamak yeni bir zorluktu. “Marc bu fiyordu biliyordu,” diye anlatıyor Wayne. “Haritaya baktık ve her şey kusursuz biçimde örtüşüyordu. İki dakikadan uzun sürecek tam tutulmanın tam merkezindeydik. Mükemmel noktayı bulduğumuzu biliyorduk.”

Scoresby Sund’a Yolculuk

Grönland’da bir fotoğraf atölyesi düzenlemek başka, bir grubu Scoresby Sund’a ulaştırmak ise bambaşka bir planlama gerektiriyordu. Uzak fiyorda ticari uçuşlar haftada yalnızca bir ya da iki kez gerçekleştiriliyordu ve uçuş günleri gemiye yetişmek için gereken zamanlamayla uyuşmuyordu. Tarihleri denkleştirebilmek için Marc’ın özel bir uçak kiralaması gerekti; bu da lojistik sürece yepyeni bir karmaşıklık katmanı ekledi.

Daha büyük bir uçak kiralamaya yönelik ilk planı sonuçsuz kalınca bunun yerine iki küçük uçak ayarlamak zorunda kaldı. Ancak küçük uçaklar, daha katı bir ağırlık sınırını da beraberinde getiriyordu.

Uçağın toplam ağırlık sınırını aşmamak için fotoğrafçıların kendi ağırlıkları da dahil olmak üzere her bir kilo önem taşıyordu. “Wayne 90 kilodan ağır; tamamen kaslı, bir güreşçi gibi yapılı,” diyor Marc gülerek. “Uçuşa hazırlanırken kamera ekipmanlarıyla kıyafetler için kişi başına yalnızca 25 kilogram hakkımız vardı. Sınırlar oldukça dardı.”

Marc, işleri kolaylaştırmak için herkesin ortak kullanabileceği kendi dizüstü bilgisayarını yanında getirdi; böylece katılımcılar dosyalarını taşınabilir sabit disklere aktarabilecekti. Bu olanak, gemideki Starlink bağlantısı ve mürettebatın sunduğu çamaşır yıkama hizmeti sayesinde hiç kimse geride önemli bir şey bırakmak zorunda kalmadı.

Manzaranın İçinde Bir Güneş Tutulması

Bu ayki tutulmayı diğerlerinden ayıran özellik, gökyüzündeki alçak konumuydu: Ufkun yalnızca 25 derece üzerinde gerçekleşecekti. Fotoğrafçılar açısından bu, tutulmanın sadece tepelerinde yaşanan bir olay olmayacağı; daha geniş bir kompozisyonun parçası hâline gelebilecek kadar alçakta duracağı anlamına geliyordu. Böylece tutulma tek başına fotoğraflanmak yerine manzaraya dahil edilebilecekti. Bu, Marc’ın standart tutulma fotoğraflarından uzaklaşmak için aradığı fırsatın ta kendisiydi.

“Wayne ve ben geçen yılki halkalı Güneş tutulması sırasında Utah’taydık. Nasıl görüneceğini zihnimizde canlandırabilmek için gökyüzünde 25 derecenin gerçekte neye karşılık geldiğini anlamaya çalışıyorduk,” diyor Marc. “Grönland’da 25 derecenin, Güneş’in dağ zirvelerinin hemen üzerinde bulunacağı anlamına geldiğini biliyorduk. Bunu doğru biçimde kompozisyona dahil etmenin tek yolu da bir gemide olmaktı.” Bu benzersiz göksel hizalanmadan en iyi şekilde yararlanabilmek için Polar Front adlı gemiyi kiraladılar.

Marc açısından gemiye sahip olmak, tutulmayı normal koşullarda bile nefes kesici olan bir Arktik manzaraya yerleştirebilmek demekti. “Bir tekneyle sularda dolaşırken kemerli yapılara sahip, bina büyüklüğündeki buzdağlarının hemen yanından geçiyorsunuz; dağlar ise sudan yaklaşık 1.800 metre boyunca dimdik yükseliyor,” diyor Marc. “Bunu tarif etmek mümkün değil.”

Beyaz bir keşif gemisi, sivri ve bulutlarla kaplı dağların önünde, devasa mavi bir buzdağının yanından sakin sularda ilerliyor.

Tutulma Öncesi Hazırlıklar

Tutulmadan önce gemide geçirecekleri birkaç gün bulunan grup, Scoresby Sund’un ünlü yüksek buzdağlarını ve denize ulaşan buzullarını fotoğraflamak için bolca zamana sahipti. Grönland, bölgede yaşayan denizgerdanı popülasyonunu korumak amacıyla yakın zamanda Scoresby Sund’un geleneksel rotasının yaklaşık yarısını ziyarete kapatmıştı. Ziyaretçilere hâlâ açık olan güzergâhın en uzak noktasına kadar ilerleyen grup, kıyıda misk öküzleri bile gördü. Marc ve Wayne, geminin Zodiac botlarıyla yapılan geziler arasında kalan zamanı herkesi asıl olaya hazırlamak için kullandı. Bu hazırlığa, ilk kez tutulma fotoğraflayan birçok kişinin yanlış kullandığı bir ekipman parçasıyla ilgili kafa karışıklığını gidermek de dahildi.

Filtre Ne Zaman Çıkarılmalı?

“Herkes Güneş filtresine ihtiyaç duyduğunu düşünüyor,” diye açıklıyor Marc. Güneş filtreleri tutulmanın parçalı evrelerinde vazgeçilmez olsa da tam tutulma başladığı anda çıkarılmaları gerekiyor. Neredeyse tamamen opak olan filtre çıkarılmazsa kararan gökyüzündeki ışığın neredeyse tamamını engelliyor ve fotoğraf bütünüyle az pozlanıyor.

Wayne’in ifadesiyle: “16 ya da 18 duraklık bir filtrenin arkasından çekim yapıp ‘Her yer siyah!’ diyorsunuz. Ben de ‘Evet, yalnızca bir ısırık alınmış kurabiye görürsünüz. Görebileceğiniz tek şey bu,’ diyorum.” Işık azaldığında kimsenin paniğe kapılmaması için Marc ve Wayne, o kritik iki dakika sırasında hiç kimsenin ekipmanıyla uğraşmak zorunda kalmaması amacıyla güvertede grupla uygulamalı provalar yaptı.

Daha büyük yolcu gemileri fiyordun sonuna doğru ilerlerken Marc ve Wayne, seçtikleri noktaya tam 24 saat önceden ulaştı. “Yerimizi bulduk ve Wayne, ‘Başka bir geminin burayı seçme ihtimaline karşı tam bu noktada beklememiz gerekiyor,’ dedi,” diye hatırlıyor Marc. “Biz de oraya demirledik ve hava durumunu izlemeye başladık.”

Işıklar Söndüğünde

Tutulma günü alçak bulutlar bölgeye sürüklenmiş ve kompozisyonda çerçeve olarak kullanmayı planladıkları yaklaşık 1.800 metre yüksekliğindeki dağın sivri zirvelerini kapatma tehlikesi yaratmıştı. “Bu üç sivri zirvenin kompozisyonumuzun sağ tarafında yer alması gerekiyordu ancak bulutlar gelip üzerlerini kapattı,” diyor Marc. “Fakat gemide olmanın güzelliği de bu. Fiyordun biraz daha açığına, bulutların bulunmadığı bir noktaya ilerledik. Böylece önümüzde hiçbir şeyin engellemediği açık bir gökyüzü vardı.”

Tam tutulma iki dakikadan biraz uzun sürse de tutulmanın tamamı iki saatlik bir olaydı. Ay, Güneş’ten ilk parçaları yavaşça koparmaya başladığında güverteyi sessiz bir yoğunluk kapladı. Grup, parçalı evrelerin bir saatten uzun süren bölümü boyunca değişen ışığı takip etti; Güneş filtrelerini ayarladı ve gölge sonunda geminin üzerine düşene kadar deneme pozlamalarını kontrol etti.

Bir grup insan, mavi gökyüzünün altındaki dağlık kıyıyı gözlemlemek için geminin güvertesinde tripodlara yerleştirilmiş fotoğraf makineleri ve gözlem dürbünleri kullanıyor.

“Karanlık bir anda, pat diye çöktü!” diye hatırlıyor Wayne. “Yaklaşık dört saniye içinde her yer aydınlıktan karanlığa gömüldü. Ortalık alacakaranlığa büründü ve birden tutulmanın solunda Venüs’ü, sağında ise Jüpiter ile Merkür’ü görebildiniz.”

Marc’ın belleğinde kalanlar da en az bunun kadar güçlü. Astronomi çizelgelerinde belirtilen iki dakika, göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş gibiydi: “Unutamayacağım şey, ışığın ne kadar hızlı söndüğü ve çevremi saran ışığın güzelliğiydi.”

Alacakaranlık gökyüzünün altında; karanlık ve dağlık bir manzara ile buzdağlarının bulunduğu sakin bir denizin üzerinde Güneş tutulması gerçekleşiyor.

Karanlığa böylesine hızlı geçiş, en titiz planlamayı yapanları bile hazırlıksız yakaladı. Derin Arktik fiyordu, hesaplamalarının öngördüğünden birkaç durak daha karanlıktı. Tam tutulma sırasında gölgenin manzarayı beklenenden daha hızlı ve daha yoğun biçimde karanlığa gömdüğünü fark eden Marc ile Wayne, ISO değerlerini hemen yükseltti. Grubun gerçek zamanlı olarak uyum sağlayabilmesi için geminin dört bir yanına yeni pozlama ayarlarını seslenmeye başladılar.

Polar Front’un güvertesi iki dakika boyunca olağanüstü bir odaklanmanın yaşandığı bir alana dönüştü. Fotoğrafçılar çift kameralı kurulumlarını yönetiyor, koronanın farklı pozlamalarla çekilmiş telefoto kareleriyle elde çekilen geniş panoramalar arasında geçiş yapıyor, hatta gökyüzüne drone kaldırıyordu.

Tutulma gözlükleri takan bir grup insan, arkalarındaki geniş, dağlık ve karla kaplı manzara önünde bir teknenin güvertesinde duruyor.

Güneş yeniden görünmeye başladığında güvertedeki rahatlama ve heyecan doruğa ulaştı. “Elmas yüzük etkisi tutulmanın diğer tarafında belirir belirmez kaptan geminin sis düdüğünü çaldı ve herkes bir anda coşkuyla patladı,” diyor Marc. “Herkes tezahürat yapıyor, birbirine sarılıyor ve çak yapıyordu; tam bir mutluluk sarhoşluğuydu.” Zamanlamaları bundan daha kritik olamazdı: “İşin çılgın tarafı, tam tutulma sona erdikten 30 dakika sonra gökyüzünün bütünüyle bulutlarla kaplanmasıydı. Her şey 30 dakika daha geç gerçekleşseydi hiçbir şey göremeyecektik.”

Fotoğraflar

Arktik’in açık sularında o iki dakikayı başarıyla değerlendirebilmeleri, en az fotoğrafçıların çabaları kadar kaptanın denizcilik becerisine de bağlıydı. Fiyordun derinliği 150 metreden fazlaydı; demir atmak için fazlasıyla derindi. Bu nedenle kaptan, saatte yaklaşık 30 kilometre hızla esen yan rüzgâra karşı gemiyi yanal biçimde hareket ettirerek konumunu korudu. Marc’ın telsizden verdiği talimatlara göre zamanlama yaparak tam tutulmanın başladığı anda geminin tamamını tam olarak doğru hizada tuttu. “Olağanüstüydü,” diyor Wayne. “Zamanlamayı kusursuz yaptı.”

Her iki profesyonel de güvertedeki tüm süreci yönetirken kendileri için belirleyici nitelikte fotoğraflar çekmeyi başardı. Ancak Marc’ın çalışmanın merkezinde yer alan karesi, dikkatinin dağılması nedeniyle neredeyse kaçıyordu.

Marc’ın Gökyüzünden Bakışı

Marc, tam tutulmadan on dakika önce drone’unu yaklaşık 90 metre yüksekliğe çıkarıp havada sabit bıraktı. Ardından güvertedeki çekimin telaşına kapıldı; orta format fotoğraf makinesinin objektiflerini değiştiriyor, yakın plan kareler çekiyordu. Bu sırada drone’un hâlâ gökyüzünde olduğunu neredeyse unutuyordu. “Katılımcılarımızdan Mike’a doğru baktım. Kontrol cihazını elinde tutuyordu ve birden hatırladım: Benim drone hâlâ havadaydı,” diyor Marc.

Fotoğrafı neredeyse içgüdüsel olarak çekti. Kontrol cihazına tek bir dokunuşla gemiyi, buzdağlarını ve tutulmayı aynı kompozisyonda buluşturan basamaklı pozlanmış bir kare kaydetti. Eve dönüp dosyalarını inceleyene kadar gerçekte ne yakaladığını fark etmedi: Karenin içinden geçen, ışık ile gölge arasındaki belirgin çizgi; Ay’ın gölgesinin suyun üzerine düşen sınırı. “Fotoğrafa baktığımda ‘Vay canına, bunu beklemiyordum,’ dedim,” diye anlatıyor. “Belki de en sevdiğim fotoğraf bu.”

Küçük bir tekne, gökyüzündeki Güneş tutulmasının altında, sarp kayalık dağlarla çevrili sakin ve karanlık bir suyun üzerinde yüzüyor.
f/2.5, 1/15 saniye ve ISO 200 değerleriyle çekildi.

“Geriye dönüp baktığımda elbette drone’u video moduna alıp tutulmanın karanlığına girişini ve ardından yeniden aydınlığa çıkışını kaydetmiş olmayı isterdim,” diyor. “Çünkü bu, yaşadığımız deneyimi biraz daha iyi aktarabilirdi.”

Wayne’in Elde Çektiği Panorama

Wayne’in öne çıkan fotoğrafı ise tamamen doğaçlamanın ürünüydü. Tam tutulmanın ortalarında tutulmanın karede istediğinden daha yüksekte kaldığını ve suyun üzerindeki ışığın göz ardı edilemeyecek kadar güzel olduğunu fark etti. “Bunu deneyeceğim, diye düşündüm,” diyor. “Şansım yaver gitti; tarama hareketini yaptığım sırada elmas yüzük etkisi gerçekleşiyordu.”

Wayne, yüksek ISO değerinde elde çekim yaparken bir yandan da katılımcıların sorularını yanıtladı. Gökyüzünü, dağları ve suyu ayrı ayrı fotoğraflayıp daha sonra birleştirerek 12 kareden oluşan çok sıralı bir panorama hazırladı. Üstelik çekim sırasında bunun gerçekten işe yarayıp yaramayacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. “Eve döndüğümde karelerin bir araya gelip gelmeyeceğini bilmiyordum. Dürüst olmak gerekirse bunun mümkün olduğunu düşünmüyordum. Ama oldu.”

Tam Güneş tutulması, sivri ve bulutlarla örtülü dağlarla çevrili sakin bir suyun üzerindeki gökyüzünde görülüyor.
1/50 saniye, f/5.6 ve ISO 1250 değerleriyle çekilip birleştirilen 12 karelik panorama.

Düzenleme aşamasında astrofotoğraf çalışmalarında kullandığı işleme tekniklerine başvurdu. “Dürüst olmak gerekirse gece fotoğraflarını işlemeye çok benziyor. Yüksek ISO değerleriyle çekim yaptığımız için giderilmesi gereken görüntü gürültüsü vardı. Panoramayı birleştirdikten sonra Photoshop’ta üç maske kullandım: biri su, biri dağlar, diğeri de gökyüzü için. Hepsi bu kadardı.”

En önemlisi, düzenleme sırasında Güneş’i büyütme isteğine karşı koydu. “Birçok kişi tutulmanın öne çıkmasını istediği için boyutunu gereğinden fazla büyütüyor. Ancak Marc ve benim için gökyüzünde yaşananlar ne kadar görkemli olursa olsun, manzara her zaman önceliklidir. Bunu sürekli vurguluyoruz. O gemideki herkes manzarayı da içeren bir fotoğraf çekmek istiyordu.”

Bir Sonraki Tutulma İçin Altın Kurallar

Çoğu insan bir tutulmayı izlemek için Arktik’teki bir fiyorda gemi kiralama fırsatı bulamayacaktır. Ancak Marc ve Wayne’in önerileri, nerede çekim yaparsanız yapın geçerliliğini koruyor:

Doğru odak uzaklığını seçin: “Tutulmanın kadraja sığacağını varsayarak yanınızda 35 mm bir objektif bulundurun,” diyor Marc. “28 mm’den daha geniş bir açı kullandığınızda tutulma çok küçük görünür. 35 mm, hatta 50 mm gibi biraz daha uzun bir geniş açı çok daha toleranslıdır.”

Tam tutulma sırasında basamaklı pozlama yapın: “İki durak aralıklarla hem düşük hem de yüksek pozlanmış karelerden oluşan basamaklı bir seri çekin,” diyor Marc. “Yalnızca bunu yapmak bile o anın genel hissini yakalamanıza yardımcı olacaktır.”

Elmas yüzük etkisi için diyaframı kısın: “Güneş tam ortaya çıkarken ya da kaybolurken o altın renkli elmas ışığı görülür,” diyor Marc. “Bütün ışınları belirginleştirebilmek için f/13 ile f/16 civarında bir diyafram kullanmalısınız.”

Koronayı hafife almayın: “İnsanlar tutulmanın aslında göründüğünden çok daha büyük olduğunu fark etmiyor,” diye ekliyor Wayne. “Korona ortaya çıktığında Ay’ın ya da Güneş’in kendisinin iki katı, bazen daha da büyük görünebilir. Kadrajda ona yer bırakmanız gerekir.”

Fotoğrafik yaklaşımınıza bağlı kalın: Yolculuktaki herkes geniş açılı manzara fotoğrafının peşinden gitmedi. Katılımcılardan biri, tutulma boyunca 150 mm ve 300 mm odak uzaklıklarıyla telefoto çekim yapmayı sürdürdü ve koronanın çarpıcı ayrıntılarını yakaladı. Marc’ın bu deneyimden çıkardığı sonuç şu: İki dakika içinde her şeyi yapmaya çalışmak yerine tek bir yaklaşım seçin ve ona bağlı kalın.

Tutulmanın Ardından

Gün, gemideki herkesin bir araya geldiği salonda sona erdi. “Kaptanla birlikte büyük bir parti düzenledik,” diye hatırlıyor Marc. “Mürettebata, herkesin yolculuk boyunca ve tutulma sırasında çektiği fotoğraflardan oluşan altı dakikalık bir slayt gösterisi sunduk.”

Aradan günler geçmesine rağmen Marc ile Wayne yaşadıklarını anlatırken duydukları hayranlık hâlâ açıkça hissediliyor. “Az önce yaşadığımız şeye inanamıyorduk. Onu fotoğraflamıştık ve kutlama yapıyorduk. Gerçekten unutulmazdı.”

“Dünyanın en şanslı insanıyım,” diyor Wayne. “Tek kelimeyle… akıl almazdı.”


Wayne Suggs ve Marc Muench, Muench Workshops bünyesinde çalışan doğa fotoğrafçıları ve eğitmenlerdir. Üçüncü kuşak bir fotoğrafçı olan Marc, efsanevi manzara fotoğrafçısı David Muench’in oğludur. Wayne ise 40 yılı aşkın süredir manzara ve yaban hayatı fotoğrafları çekmektedir. 2007 yılında kurulan Muench Workshops, dünyanın farklı bölgelerinde küçük gruplara yönelik fotoğraf atölyeleri ve keşif gezileri düzenlemektedir. Bu makale ayrıca burada yayımlanmıştır.

Bunlar da İlginizi Çekebilir