Yağmurlu ve oldukça ıslak bir San Francisco, bu yıl düzenlenen Galaxy Unpacked lansman etkinliğine ev sahipliği yaptı ve aynı zamanda yeni Samsung Galaxy S26 Ultra ile çekim yapmayı test etmek için uygun bir ortam sundu. Ultra modelinin fiyatı 1.299 dolar ve bu rakam geçen yılın modeliyle aynı. Bu incelemeye her zamanki gibi telefona bir kamera gözüyle bakarak ve yaratıcı bir araç olarak ne kadar başarılı olduğunu değerlendirerek yaklaşıyorum.
Geçen yıl tanıtılan Galaxy S25 Ultra özellikle donanım tarafında oldukça küçük bir güncelleme gibi hissettirmişti ve Samsung’un yönünün büyük ölçüde yapay zekâ odaklı olduğu açıktı. Lansman etkinliğine giderken ben de benzer bir yaklaşım görmeyi bekliyordum. Samsung’un telefon tasarımında genellikle muhafazakâr bir yaklaşım benimsediğini söylemek mümkün; ancak konu yapay zekâ olduğunda durum biraz farklı.

Samsung S26 Ultra İncelemesi: Tasarım
Muhafazakâr tasarım anlayışından söz etmişken, S26 serisi telefonların görünümü büyük ölçüde geçen yılın modelleriyle aynı. Klasik siyah ve beyaz seçeneklerine ek olarak yeni gök mavisi ve kobalt moru renk seçenekleri sunuluyor. Ancak bu renklerin tümü oldukça sade bir görünüme sahip. Tüm S26 modellerinde kullanılan hafif yuvarlatılmış köşeler geri dönmüş durumda ve 2.600 nit tepe parlaklığına sahip 6,9 inçlik AMOLED ekran yine korunuyor. Bu ekran, Samsung’un ProScaler teknolojisini kullanarak çözünürlüğü ve renkleri anında iyileştirmeyi hedefliyor. Ayrıca telefon, en yeni mDNLe teknolojisi sayesinde görüntüleri yerel 10-bit desteğiyle gösterebiliyor.

Pil tarafında da bir değişiklik yok; telefon yine 5000 mAh kapasiteye sahip. Bununla birlikte S26 Ultra, beşinci nesle ulaşan en yeni Snapdragon 8 Elite işlemciyle geliyor. Bu işlemci yalnızca yeni yapay zekâ özelliklerini çalıştırmak için değil, aynı zamanda genel pil verimliliğini artırmak için de önemli bir rol oynuyor. Samsung ayrıca yeni nesil telefonlarını çalıştırmak için ikinci nesil bir AP (Application Processor) da geliştirmiş.

Son yıllarda telefon tasarımındaki eğilimlerden biri titanyum kullanımıydı. Titanyum oldukça dayanıklı olsa da ısı dağıtımı açısından her zaman ideal olmayabiliyor. Apple ve Samsung, yeni modellerinde alüminyuma geri dönmeyi tercih etti. Ayrıca ısıyı daha iyi kontrol etmek için buhar odası (vapor chamber) sisteminde de güncellemeler yapıldı. Ekran koruması için Corning Gorilla Glass 2 de geri dönüyor. Samsung, S26 Ultra’yı şimdiye kadarki en ince telefonu olarak geliştirdi ve cihazın ağırlığı 7,5 ons (214 gram).


S Pen kalemi de geri dönüyor. Bu kalem sayesinde “circle to search” özelliğini kullanabilir, el yazısını metne dönüştürebilir veya çizimlerden yaratıcı çıkartmalar oluşturabilirsiniz. Ancak S Pen hâlâ uzaktan fotoğraf çekimi desteği sunmuyor. Telefon ayrıca bu yıl daha hızlı şarj olabiliyor; kablolu şarjda 60 watt’a kadar, kablosuz şarjda ise 25 watt’a kadar destek sunuluyor.
Samsung S26 Ultra İncelemesi: Agentic Özellikler
Samsung, yapay zekâyı herkes için erişilebilir hale getirmek istiyor. Aslında S26 Ultra’nın temel sloganı da bu. Yapay zekâ teknolojisi karmaşık bir alan ve özellikle fotoğrafçılık dünyasında doğal olarak bazı soru işaretleri ve eleştirilerle karşılanabiliyor. Buna rağmen akıllı telefon kullanım deneyimini iyileştiren birçok pratik avantaj ve kullanım kolaylığı da sunuyor. Samsung deneyiminin önemli bir bölümünün, bu incelemenin kapsamının ötesine geçen güçlü yapay zekâ özellikleri etrafında şekillendiğini kabul etmek gerekiyor.

Bir belgeyi fotoğraflayıp yapay zekânın üzerindeki kırışıklıkları veya kahve lekelerini otomatik olarak temizlemesi gerçekten kullanışlı bir özellik. Telefon görüşmelerinizi yapay zekânın filtrelemesi ve e-postalar ile mesajlardan önemli bilgileri ayıklaması da oldukça pratik. Telefonunuzla daha doğal bir şekilde konuşup programlar oluşturmasını veya öneriler sunmasını sağlamak da yine faydalı özelliklerden biri. Bunlar Samsung’un Agentic AI sisteminin yapabileceklerinin yalnızca küçük bir kısmı. Ancak benim asıl merak ettiğim, bu teknolojilerin fotoğraf ve video üretimine nasıl etki ettiği.

Lansman etkinliğinde en büyük ilgiyi çeken özelliklerden birinin Samsung Privacy Screen ekranı olması bana oldukça ilginç geldi. Gizlilik ekranını açarak belirli uygulamalar, hassas bildirimler ve önemli belgeler için özelleştirebiliyorsunuz. Bir miktar parlaklık kaybı pahasına ekranı sadece tam karşıdan bakıldığında görünür hale getiriyor. Böylece hassas bilgileri incelerken yanınızdaki kişilerin ekranı görmesi büyük ölçüde engelleniyor.
Samsung S26 Ultra İncelemesi: Kameralar
Gelelim kameralara. S25 Ultra’yı incelerken Samsung’un kamera donanımını büyük ölçüde önceki modelden devralmasını eleştirmiştim. S26 Ultra’nın kamera özelliklerini ilk duyduğumda yine benzer bir durumla karşılaşacağımızdan endişelendim. Selfie kamerası, ultra geniş açı kamera, 3x telefoto ve genel sensör yapısı temelde aynı kalmış. Ancak S26 Ultra’da ana kamera ve 5x telefoto sensörlerinin önünde artık daha parlak lensler bulunuyor.



Ultra geniş açı kamera 13mm tam kare eşdeğer görüş açısı sunan iyi bir optik. 50 megapiksel çözünürlüğünde Type 1/3.52 sensör ve f/1.9 diyaframlı bir lens kullanıyor. Yakın çekim performansı S25 Ultra’da geliştirilmişti ve aynı özellik bu modelde de korunuyor.



Ana kamera güçlü bir 200 megapiksel Type 1/1.3 sensör kullanıyor. Bu yıl diyafram tarafında f/1.7’den f/1.4’e önemli bir yükseltme yapılmış. Bu değişim sensöre daha fazla ışık girmesini sağlıyor ve daha sığ alan derinliği ile daha iyi düşük ışık performansı sunuyor.



f/2.4 diyaframa sahip zayıf 3x telefoto kamera ise geri dönüyor. 10 megapiksel çözünürlüğünde Type 1/3.52 sensör kullanan bu kamera zaten önceki modelde de oldukça sınırlı bir performans sunuyordu ve artık iyice eski kalmış hissettiriyor. Özellikle diğer iki kamerada yapılan diyafram geliştirmeleri düşünüldüğünde bu lensle elde edilen görüntü kalitesi belirgin şekilde daha zayıf.



Bu yıl özellikle 5x telefoto kamerayı kullanmak için oldukça heyecanlıydım çünkü diyafram değeri artık f/2.9 ile daha parlak. 50 megapiksel çözünürlüğünde Type 1/2.52 sensör kullanıyor ve açıkçası iPhone 17 Pro’daki 4x telefoto yerine sunduğu daha uzun odak uzaklığını tercih ediyorum.



Son olarak selfie kamerası, S25 Ultra’da gördüğümüzle aynı. 12 megapiksel çözünürlüğünde Type 1/3.52 sensör kullanıyor. Selfie çekimleri için yeterli olsa da iPhone 17 Pro’daki sistem kadar gelişmiş değil. Kadraj için birkaç farklı kırpma seçeneği sunuluyor ve Samsung’un portre modları, filtreler ve yapay zekâ destekli güzelleştirme özellikleri oldukça geniş bir seçenek sunuyor.
Samsung S26 Ultra İncelemesi: Görüntü Kalitesi
Samsung’un kameradan doğrudan çıkan fotoğraflarının görünümünü genellikle seviyorum. Beyaz dengesi oldukça nötr, pozlama doğru ve renkler canlı ve dikkat çekici. Ancak Samsung görüntülerinin zaman zaman fazla işlenmiş göründüğü de bir gerçek. Yakından incelendiğinde detay kaybına yol açan bir işleme süreci fark ediliyor. Gürültü azaltma işlemi oldukça agresif ve bu da detayların her seferinde biraz daha kaybolmasına neden oluyor. Strateji büyük ölçüde sosyal medya paylaşımlarında bu sorunların fark edilmemesi üzerine kurulu. Ancak daha deneyimli fotoğrafçılar bu durumdan rahatsız olabilir.



Samsung telefonlar, üretken yapay zekâ düzenleme araçlarına geçmeden önce bile oldukça kullanılabilir JPEG fotoğraflar üretebiliyor. Özellikle “Nightography” adı verilen gece modu oldukça başarılı. Bu mod daha uzun pozlama süreleri kullanarak gürültüyü azaltıyor ve detayları artırıyor. Düşük ışık koşullarında çekim yaparken en iyi sonuçları ya gece modunu kullanarak ya da RAW dosyalarını sonradan düzenleyerek elde edebilirsiniz. Samsung ayrıca otomatik JPEG çekimlerde 24 megapiksel çözünürlük seçeneği ekledi, ancak bu seçenek Pro RAW modunda sunulmuyor.



Testlerimde RAW + JPEG birlikte çekim yapmaya çalıştım, böylece iki formatın sonuçlarını da karşılaştırabildim. S26 Ultra’nın Pro modunda manuel kontrollerin yanı sıra, çok az işlenmiş bir RAW DNG dosyası elde ediyorsunuz. Bu dosya birden fazla görüntünün birleşiminden oluşmuyor. Kameraya bağlı olarak 12 ve 50 megapiksel çözünürlük seçeneklerine erişebiliyorsunuz. Açıkçası pratik kullanımda bu iki çözünürlük arasında büyük bir fark görmedim çünkü görüntüyü temizlemek için uygulanan gürültü azaltma işlemi detay avantajını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Samsung telefonlar yine de parlak alan detaylarını korumayı başarıyor ve gölgeler de belirli bir seviyeye kadar açılabiliyor.



Daha ciddi çalışmalar için Expert RAW modu kesinlikle daha iyi bir seçenek. Çünkü bu modda birden fazla görüntü birleştirilerek çok daha geniş bir dinamik aralık elde ediliyor. Pro moddaki RAW dosyalarına kıyasla dinamik aralıkta belirgin bir avantaj fark ettim ve detaylar da daha az aşırı işlenmiş görünüyor. Gürültü azaltma hâlâ gerekli ancak Expert RAW modunda çok daha az yıkıcı bir etkiye sahip. Expert RAW ile 24 megapiksel çözünürlükte çekim yapmak, detay ve gürültü azaltma arasında oldukça iyi bir denge sunuyor ve keşke bu çözünürlükte daha fazla fotoğraf çekseydim diye düşündüm.
Sonuç olarak RAW fotoğrafçılığın avantajlarından yararlanmak isteyen kullanıcıların S26 Ultra’dan en iyi düzenleme potansiyelini elde etmek için Expert RAW uygulamasını kullanmaları gerekiyor. Geçen yıl olduğu gibi uygun durumlarda 200 megapiksel modunda çekim yapmak da küçük bir avantaj sağlayabiliyor. Ana kamera bu ekstra çözünürlüğü gerçekten sunabiliyor, ancak bu modun faydası oldukça spesifik çekim koşullarına bağlı.



Portre modu büyük ölçüde önceki modellerle aynı. Derinlik haritaları oldukça başarılı ve dijital bokeh etkisi iyi görünüyor. S26 Ultra saç telleri gibi ince detayların etrafını oldukça doğru şekilde ayırabiliyor ve odak geçişi doğal görünüyor. İsterseniz alan derinliğini çekim sırasında ayarlayabilir veya fotoğrafı düzenlerken sonradan değiştirebilirsiniz. Ayrıca 5x telefoto lensin daha hızlı diyaframı sayesinde, herhangi bir yazılım işlemi yapılmadan önce bile daha doğal bir alan derinliği elde edilebiliyor.

S26 Ultra kamera uygulamasıyla ilgili tek gerçek eleştirim, sistemin oldukça karmaşık olması. Çekim için doğru çözünürlüğü ayarlamayı unutmak oldukça kolay ve Expert RAW modunun doğrudan kamera seçenekleri içinde yer almaması hâlâ can sıkıcı. Yine de S26 Ultra çok farklı kullanıcı tiplerine hitap ediyor. Sosyal medya için hızlı fotoğraf çeken kullanıcılardan, RAW dosyalarıyla çekim yapıp düzenlemek isteyen daha ileri seviye fotoğrafçılara kadar geniş bir kullanıcı kitlesini kapsıyor. Bununla birlikte Samsung’un giderek “power user” kitlesinden uzaklaşıp, yaratıcılığı yapay zekâ araçlarıyla kolaylaştırmaya çalışan daha genel kullanıcı kitlesine yöneldiğini de hissediyorum.


Samsung S26 Ultra İncelemesi: Video Özellikleri
Jordan Drake, S26 Ultra’nın video özelliklerini test etti ve oldukça detaylı gözlemler paylaştı. Bu modelde öne çıkan video özelliği yeni APV (Advanced Professional Video) codec’i. Bu codec, her kareyi ayrı ayrı kaydeden intra-frame sıkıştırma kullanıyor. Bu sayede kadrajda ne kadar hareket olursa olsun görüntü kalitesi düşmüyor. Ancak bu yöntem oldukça büyük dosyalar oluşturuyor. Örneğin 4K/30p kayıt yaklaşık 900 Mbps veri hızına sahip. Neyse ki USB-C portuna bağlanan harici bir SSD’ye doğrudan kayıt yapılabiliyor. Yazının yayımlandığı tarihte bu görüntüler profesyonel kullanıcılar için DaVinci Resolve veya daha basit kullanım için CapCut yazılımında düzenlenebiliyordu.

APV formatından biraz daha farklı bir görüntü elde etmeyi umuyordum çünkü Samsung’un standart h.265 log kayıtlarını aşırı keskinleştirilmiş olduğu için daha önce eleştirmiştim. Ne yazık ki APV görüntülerinde de standart log kayıtlarındaki aynı keskinlik, kontrast ve doygunluk ayarları kullanılıyor. Bu nedenle görüntüde çok fazla hareket yoksa veya yoğun bir post-prodüksiyon süreci planlanmıyorsa bu formatın ciddi bir avantajı bulunmuyor. Neyse ki APV kayıtlarında kare hızı sabitleniyor, bu da birden fazla cihazla çekim yapıldığında görüntüleri senkronize etmeyi kolaylaştırıyor. Apple’ın ProRes ve ProRes RAW formatlarını vurgulamasını dosya boyutlarının çoğu kullanıcı için pratik olmaması nedeniyle sıkça eleştirmiştim ve APV için de benzer şekilde düşünüyorum.
Samsung’un log görüntülerini hâlâ biraz fazla keskin bulsam da artık cihaz içinde yerleşik olarak gelen bazı önizleme LUT seçenekleri bulunuyor. Bazıları biraz abartılı olsa da genel olarak hoşuma gitti. Ancak ilginç bir şekilde 8K veya 4K/120p kayıt yapılırken bu önizleme LUT’ları kullanılamıyor.

Samsung ayrıca tüm kameraların gürültü yapısını analiz ederek her biri için ayrı ayrı gürültü azaltma uygulayan bir sistem geliştirmiş. Google Pixel’den farkı ise bu işlemin videoyu sunucuya yüklemeden doğrudan cihaz üzerinde ve gerçek zamanlı olarak yapılması. Karşılaştırma için elimde bir S25 Ultra bulunmuyordu ancak ana kameranın düşük ışık performansının mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Yeni gürültü azaltma sistemi ile daha parlak diyaframın birleşimi gerçekten başarılı çalışıyor. Diğer üç kamera muhtemelen geliştirilmiş olsa da düşük ışıkta hâlâ oldukça zayıf görünüyor. Bu nedenle orta seviyedeki ışık koşullarında bile mümkün olduğunca ana kamerayı kullanmak daha iyi sonuç veriyor.
Bir diğer önemli yenilik ise yeni horizon lock özelliği. Bu özellik sayesinde telefon 360 derece döndürülse bile ufuk çizgisi sabit kalabiliyor. Bu teknoloji uzun zamandır aksiyon kameralarında kullanılıyor ve yürürken veya koşarken oldukça stabil görüntüler elde etmeyi sağlıyor. Ancak bu mod oldukça büyük bir kırpma gerektiriyor; tıpkı Super Steady modunda olduğu gibi. Varsayılan olarak Super Steady moduna geçildiğinde telefon daha geniş açılı bir kameraya geçiyor ve ardından görüş açısını korumak için görüntüyü kırpıyor. Bu mod genellikle ana kamera kullanılırken tercih edildiğinden, daha zayıf kameraya geçiş ve ağır kırpma nedeniyle görüntü kalitesi ciddi şekilde düşebiliyor. Ayrıca bu mod kullanıldığında 8K kayıt ve diğer profesyonel video özellikleri devre dışı kalıyor.

Super Steady ve horizon lock birlikte kullanıldığında gerçekten çok stabil görüntüler elde edilebiliyor. Ancak bu tür özelliklerin, kamera bisiklet, uçak veya kayak gibi sürekli hareket eden bir ekipmana sabitlendiğinde daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Kamerayı elde tutarak çekim yaparken görüntü kalitesindeki kayıp oldukça belirgin. Bu nedenle en uç durumlar dışında Super Steady veya Horizon Lock modlarını kullanmayı çok tercih etmiyorum.

Geçen yıl yaptığımız akıllı telefon karşılaştırmasında Samsung Ultra serisinin video çekimi için en sevdiğim Android telefonlar olduğunu söylemiştim. Bu görüşüm bu yıl da değişmedi. 4K’ya kıyasla belirgin şekilde daha fazla detay sunan 8K çekim imkânı, tam manuel kontroller ve harici uygulamalara ihtiyaç duymadan log kayıt yapabilme özelliği bu telefonu oldukça güçlü bir seçenek haline getiriyor. Ayrıca ana kameranın düşük ışık performansı şimdiye kadar bir akıllı telefonda gördüğüm en iyi sonuçlardan biri. Bu nedenle S26 Ultra hâlâ Kuzey Amerika’da satılan Android telefonlar arasında video performansında en üst seviyede yer alıyor.
Samsung S26 Ultra İncelemesi: Üretken Yapay Zekâ
Son birkaç yılda Google ve Samsung’un üretken yapay zekâ teknolojilerini ciddi biçimde öne çıkardığını görüyoruz. Samsung kendi görüntü işleme motorunu geliştiriyor, ancak üretken yapay zekâ için Google’ın yıllar içinde topladığı devasa veri havuzundan yararlandığı da bilinen bir gerçek. Yapay zekâ modellerinin gerçekçilik ve yetenek açısından giderek daha gelişeceğini biliyoruz ve bu durum aynı anda hem büyüleyici hem de biraz rahatsız edici olabiliyor.
Samsung S26 Ultra, güçlü üretken yapay zekâ araçlarını herkesin kullanımına sunuyor. Geçen yıl sonuçlar oldukça yapay görünüyordu; birçok üretken yapay zekâ müdahalesi fotoğrafların üzerine yapıştırılmış çıkartmalar gibi duruyordu. Bu kez sonuçlar çok daha ikna edici görünüyor ve artık sosyal medya kullanıcılarının büyük bölümünü kolaylıkla ikna edebilecek bir seviyeye gelindiğini düşünüyorum. Ben fotoğraflarımın gökyüzüne ejderhalar eklemekle ilgilenmiyorum, ancak S26 Ultra’nın renkler, kompozisyonlar ve sahne atmosferi üzerinde ne kadar rafine değişiklikler yapabildiğini görmek istedim.

Galeride bir fotoğrafın altındaki Samsung Galaxy yıldız simgesine dokunduğunuzda bulut üzerinden çalışan yapay zekâ düzenleme araçlarına erişiyorsunuz. İşleme süresi anlık değil, ancak önceki modellere göre belirgin şekilde hızlanmış. Çoğu tekil yapay zekâ düzenlemesi genellikle 30 saniyeden kısa sürede tamamlanıyor. Çoğunlukla komut tabanlı aracı kullandım; bazen sesli komutla, bazen de yazarak. Örneğin çekimi gün batımına veya altın saat ışığına dönüştürmeyi denedim. Sonuçlar oldukça ikna ediciydi; gölgeler doğru şekilde oluşturuluyor ve kenar ışığı gerçekçi biçimde ekleniyordu. Konu etrafında oluşan halo efektleri hâlâ zaman zaman görülebiliyor ancak önceki modellere göre belirgin şekilde azalmış.

Örneğin vintage bir görünüm istemek veya fotoğrafa sıcak tonlar eklemek gibi filtre efektleri de uygulanabiliyor. Başarı oranı her zaman aynı olmasa da sonuçlar genellikle tatmin edici. Bazen sistem komutu anlayamadığını söyleyebiliyor veya mantıksız bir efekt uygulayabiliyor. Ancak çoğu zaman birkaç denemeden sonra doğru sonuca ulaşmak mümkün oluyor. Gökyüzünü değiştirmek, bulut eklemek veya fotoğrafın genel atmosferini değiştirmek artık oldukça basit işlemler haline gelmiş. Kullanıcıların fotoğrafları tabloya dönüştürmek, anime tarzı çizimler oluşturmak veya davetiye ve avatar tasarlamak gibi yaratıcı kullanım alanlarında eğleneceğini düşünüyorum.

AI Eraser gibi pratik araçlar artık neredeyse kusursuz çalışıyor ve parmakla dokunarak veya S Pen ile hızlıca seçim yapmak oldukça kolay. Ancak bazı durumlarda yapay zekâ komutları sadece renk değişimi yapmak yerine sahnedeki bazı kişileri tamamen kaldırabiliyor. Ayrıca taşıma aracı (move tool) ile yaptığım denemelerde bazı sorunlar yaşadım. Seçim algoritması oldukça başarılı olsa da bir nesneyi sahnede başka bir yere taşımak bazen görüntünün bazı kısımlarının silinmesine veya nesnenin formunun değişmesine neden olabiliyor. Nesnenin sahneye yerleştirilmesi eskisine göre çok daha doğal görünse de taşıma aracının, silme aracına kıyasla daha az güvenilir olduğunu söyleyebilirim.

Bu tür düzenlemelerin ötesine geçmek isterseniz, hayal gücüne dayalı fantastik görüntüler oluşturabilir, fotoğraflardaki kişilerin kıyafetlerini değiştirebilir, görüntüleri suluboya tablolarına ya da anime karakterlerine dönüştürebilirsiniz. Ayrıca kamerayla çektiğiniz fotoğrafları referans alıp bunları diğer görüntülerinizin içine ekleyebilirsiniz. Sevdiğiniz bir ceketin fotoğrafını çekin; yapay zekâ onu sizin fotoğrafınızın üzerine yerleştirebilir. Gömleğinizin rengini değiştirmek mi istiyorsunuz? Sorun değil. Kendinizi Grand Canyon’un önüne yerleştirmek mi istiyorsunuz?
O da kolay. Ancak bu durum artık neyin gerçek olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. Kendi köpeğimin fotoğrafını çekip daha sonra yapay zekâdan o görüntüyü referans alarak köpeği kucağıma yerleştirmesini istersem, ortaya çıkan yeni görüntü gerçekten benim köpeğim sayılır mı? Cevap basit: hayır. Bu da değer verdiğimizi düşündüğümüz anıların aslında iyi kurgulanmış birer üretim olabileceği anlamına geliyor.

Bu yeni deneyimi ne kadar ileri götürmek istediğiniz tamamen size bağlı. Bu özelliklerin bazılarının gerçekten faydalı olabileceğini, bazılarının eğlenceli, bazılarının ise yaratıcı kullanım alanları sunduğunu görmek mümkün. Ancak aynı zamanda yanıltıcı olabilir ve tembelliğe de yol açabilir. Fotoğrafçılık biraz stresli olmalıdır; ışığın peşinde bir av gibi hissettirmelidir. İyi fotoğrafların anlık fırsatlar olduğunu ve onları yakalamak için emek vermeniz gerektiğini hissetmelisiniz. Oysa artık bir fotoğraf çekip ışığı ve mekânı zahmetsizce değiştirebiliyorum. Anahtar kelime şu: zahmetsiz. Oysa fotoğrafçılık zahmetsiz değildir ve hiçbir zaman da olmamalıdır.

İnsanların istediklerini yaratmalarında ve görüntüleri yeniden yorumlamalarında hiçbir sorun görmüyorum. Yapay zekâyı yaratıcı biçimde kullanmak, görüntü üretmek için kullandığımız dijital araçların yalnızca en yeni halkası. Ancak o noktada ortaya çıkan şey farklı bir sanat formu oluyor. Artık fotoğrafçılık değil.
Bunun ne kadar güçlü bir teknoloji olduğunu inkâr edemem ve bizi şaşırtmaya devam edeceği de kesin. Ancak sevdiğimiz bu sanat formu için sonuçlarının ne olacağını şimdiden kestirmek zor. 1.299 dolarlık Samsung S26 Ultra kesinlikle ilginç bir araç ve geleceğin neler getireceğinin bir habercisi. Samsung’un hakkını teslim etmek gerekirse, telefon hâlâ fotoğrafçılar için cazip birçok özellik sunuyor. Ancak S26 Ultra, bildiğimiz anlamdaki fotoğrafçılıktan uzaklaşmaya başlıyor ve Samsung’un bu sınırları ne kadar ileri götürebileceğini görmek istediği açık.
Alternatifleri Var mı?
Üretken yapay zekâ kullanımına yaklaşım açısından en benzer alternatif Google Pixel 10 Pro. Her iki telefon da büyük ölçüde aynı veri ekosisteminden yararlanıyor ve fiyatları da benzer seviyelerde. Ancak S26 Ultra’nın üretken yapay zekâ tarafında daha da ileri gittiğini söylemek mümkün.
Satın Almalı mısınız?
Evet. Yapay zekâya verilen ağırlık benim çok hoşuma gitmese de S26 Ultra’nın ileri seviye fotoğrafçılar için güçlü bir yaratıcı araç olduğu inkâr edilemez. Sonuçta mesele, bu özelliklerden hangilerini kullanmak istediğiniz ve hangilerini görmezden gelmeyi tercih edeceğiniz.





